9 Kasım 2012 Cuma

HILLARY JORDAN - Uyandığında

Bende kitabın tanıtımını okuduğumda herkes gibi bir distopya ile karşılaşacağımı sanıyordum hatta arkadaşlarla kendi aramızda Orwell'in 1984'ü gibi mi acaba diye de  konuşmuştuk (tabii Orwell bu kitabı bilse ve bu benzetmeyi duysa yattığı yerde ters dönerdi şüphesiz). 

Ama bu kitap bana göre distopya felan değil hatta yanından bile geçmiyor... ya yazarın kendisi bunu yazmak istedi ama beceremedi ya da eleştirmenler -neye dayanarak bilemiyorum- böyle bir yorum yaptılar, ama bence değil... yani gelecekte geçmesi (ki tanıtımda böyle yazmasa kitaptan öyle bir his edinmiyorsunuz), bir takım teknolojik yeniliklerden bahsetmesi, suçluların derilerinin renginin boyanması gibi bilim kurgu efektleri distopya demek değil... benim anladığıma göre distopya... şu şu şu olaylar olabilir hatta oluyor ama insanlar bunu nasıl yapabilir veya sistem bunu nasıl dayatabilir biçiminde bir dehşet, bir inanamazlık, bir imkansızlık duygusu yaratması aynı zamanda bununda olabileceğinin hissedilebilmesi lazım.... 

Bu kitapta hiç böyle olmuyor sanki olaylar bizim ülkemizin küçük, aşırı muhafazakar, aşırı dindar, dışarıya kapalı bir kasabasında ve bugünde geçiyor gibi... hiç inanamazlık duygusu yok yani... renklendirme vs. yi geçersek (ki kitabın tamamında neredeyse her satırında bu yazılı olmasına rağmen kızı bir türlü kırmızı olarak düşünemedim, hiç öyle bir duygu vermiyor) bugün her  toplumda yaşanan cahil genç bir kızın (kızın topluma başkaldırıyı içeren isyankar duyguları var) evli bir adama aşık olması, ondan hamile kalması ve çocuğu aldırması sonucunda toplumun gözünde lekelenmesini anlatıyor (bizim gibi toplumlarla aradaki tek fark orada kürtaj daha kötü olarak görülüyor zina değil, bizde olsa suçu bir nebze örttüğü için kürtaj ikinci plana düşebilirdi)... sonrasında toplumdan kaçarken veya hayatta kalmaya çalışırken başına gelenler ise (hani tanıtımda bir yol hikayesi olarak söylenilen) kötü bir dizi senaryosu gibi....

Kitabın asıl anlatmak istediği, din sorgulaması aslında diğer tüm konuları buna alet ediyor... tanrı var mı? varsa nasıl bir tanrı? (ki kitabın sonunda kendince bir cevap buluyor) insan hayatına yön veren kader mi? özgür irade mi? sorularını soruyor... ama bunu o kadar insanın gözüne sokarak yapıyor ki bir edebi eserde bana incelikten çok yoksun geldi...  hatta o kadar ileri gidiyor ki dinin yasak, günah olarak nitelediği eylemleri/seçimleri  (kürtaj, eşcinsellik vs.) tek tek çürütmek için roman kahramanı kızı hayatında hiç öyle bir eğilim göstermemesine, delicesine bir adama aşık olmasına rağmen bir eşcinsel ilişkiye soktu onu da aradan çıkardı saçma bir şekilde....

Kitabın hakkını yememek için; yalnızca renklendirme işleminin yapıldığı hapishane hayatının anlatıldığı 40-50 sayfa kadarlık bölüm iyiydi hakikaten ve distopya olarak adlandırılabilecek kısımda buydu  zaten... ama tabi bu tüm kitabı kurtarmaya yetmiyor...

Bunların dışında çok sade bir dili,  sürükleyici bir anlatımı var hiç zorlanmıyorsunuz okurken... Sonuç olarak kürtaj vb. konuların yasak olmasına (ki hiçbir şekilde katılmıyorum) dikkat çektiği için okunabilir ama VASAT bir roman bu...

Çeviren: Özlem Yüksel
Sayfa: 312
Basım yılı : 2012
Yayınevi: YKY

“Uyandığında, yakın bir gelecekte, din devleti haline gelmiş bir ABD’de geçiyor. Suç işleyenlerin ten renklerinin, vücutlarına verilen bir virüsle değişime uğratıldığı ve bu kişilerin toplum içinde birer utanç simgesi olarak yaşamak zorunda bırakıldıkları bir gelecek bu. 
Romanın kahramanı Hannah Payne, evlilik dışı ilişki yaşayıp kürtaj yaptırdığı için on altı yıl boyunca bir “Kırmızı” olarak yaşamaya mahkûm edilir. Ailesi tarafından reddedilen Hannah’yı, dini eğitim merkezlerinden düzen karşıtı eylemci grupların sığınaklarına uzanan macera dolu bir yolculuk beklemektedir. Çıktığı bu yolculukta Hannah çocukluğundan beri kendisine dayatılmış bütün fikirlerle hesaplaşacaktır. Kürtajın yasak olduğu ve en büyük baskıyı kadınların gördüğü bu totaliter dünyayı Türk okuyucusu çok iyi anlayacaktır.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder