26 Kasım 2012 Pazartesi

SEBAHATTİN DEMİRAY - Senden Çok Uzakta

Bu roman gerçek bir hayat hikayesine dayanılarak yazılmış... muhteşem bir hikaye.. bazen insanların gerçek hayatları bir filmden veya bir romandan daha inanılmaz olabiliyor... bu da öyle bir şey işte... 

Bazen verdiğiniz bir karar tüm hayatınızı değiştirir,  işte burada da yapılan hareket 1974 Kıbrıs savaşı sırasında yaralı bir Rum askerinin künyesini, ölmüş bir Türk askerinin künyesiyle değiştirmesi oluyor... ölümden kurtulmak için atılan bu adımın ona bir ömre ve bir aşka mal olacağını bilemeden....ve roman yıllar sonra bu kişinin Yunanistan’a gömülen Türk askerinin kemiklerini ailesine teslim etmek için yeniden Ege'nin bir kasabasına gelmesi ve başından geçenleri tek tek hatırlamasıyla başlıyor...Türkiye’deki ailenin (o tarihte bir müddet onların yanında kendi oğullarıymış gibi kalıyor) dramı başka, kendi ailesinin ve sevdiği kızın Yunanistan’da ki dramı ise daha başka... 

Başa gelmesine inanılmayacak olaylar, büyük umutlar, yanlış anlaşılmalar ve boşa geçen bir hayatın anlatıldığı bir hikaye  bu....

Kitabın tamamı geri dönüşlerle anlatılıyor, olayların sonuçlarını önce yazıyor acaba ne oldu da bu şekilde sonuçlandı  diye merak ediyorsun sonra bir vakit laf arasında ne olduğunu yazıyor... normalde sonucunu bildiğin şeyi çok fazla merak etmezsin ama yazar bunu öyle bir şekilde anlatıyor ki ne olduğunu anlamadan rahat edemiyorsun... kitabı okurken resmen sabrım su kesti...yalnızca hayatı anlatılan adamın aklından geçenleri çok uzun uzun yazmış onlar romanı uzatıyor daha doğrusu  hikayeyi merak ettiğiniz için gereksizmiş gibi geliyor...

Daha önce bu yazardan ‘’kayıp isimler sözlüğü’’  adlı romanı okumuş çok sevmiştim, bu kez de okuduğuma çok memnunum....


Yazar: Sebahattin Demiray
Sayfa Sayısı : 568
Basım Yılı : 2012
Yayınevi : Epsilon


Ben sana kavuşma umuduyla otuz yedi yıl önce çıktığım yolculuğu nihayet sonlandıracağımı hayal ederken, farkında olmadan yaptığın o hoş sürprizlere bir yenisini daha ekleyip, şehrin bir caddesinde, bir ara sokakta ya da bir köşe başında aniden karşıma çıkıvereceğini çok iyi biliyorum.

Sen her zamanki gibi farkıma bile varmadan yanımdan geçip giderken ben hemen o an çehremi görebilmek için hiç tanımadığım insanlardan ayna dileneceğim. Mağazaların camekanlarına koşmayı akıl edeceğim sonra.

İyice seyrekleşip, beyazlaşan saçlarına elleriyle dokunan, parmaklarını yüzündeki çizgilerde gezdiren vitrindeki yansımama bakacağım. "Bu ben miyim?" diye mırıldanırken sesimin titrediğini kederle fark edeceğim. 

Sonra parmaklarımı ceplerinden birinde, bir kutunun içinde küçücük bir karınca taşıdığım eski ceketimin üzerinde gezdireceğim. Eğilip paçaları çamurlu pantolonuma dokunurken toz toprak içerisindeki ayakkabılarımı görünce benim ben olduğumdan iyice emin olacağım.

Doğrulup, hiçbir şeyden habersiz yürüyüp gidişine şaşkınlıkla bakacağım. 

İşte o an hiçbir zaman eline ulaşmasını ve okumanı istemediğim, ismini bile bilmediğim ücra kasabaların postanelerinde kaybolmasını dilediğim bir mektup daha yazmaya karar vereceğim sana.

O gün kesinlikle şehre usul usul, ruhumu üşüten bir yağmur yağacak, biliyorum. Ben her defasında yaptığım gibi gidip bir saçak altında sabırla pinekleyeceğim. Ege Denizi'nin köpüklü dalgalarına bir an önce karışmak için telaşla, Akrepol'den Sintagma Meydanı'nın mazgallarına doğru önümden akıp giden bulanık sel sularına bakıp, dalıp gideceğim.

"Unutmalıyım, unutmalıyım artık," diye mırıldanarak telkinde bulunup, kendimi teselli etmeye çalışacağım. Çünkü biliyorum, kırık bir kalbin en iyi ilacı zayıf bir hafızadır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder