12 Kasım 2012 Pazartesi

TAHİR MUSA CEYLAN - Bir Zamanlar Bakırköy

Yazarın daha önce  ''Kestane Kıranında Kadınlar'' romanını okumuş çok sevmiştim... sonra o kitabın devamını ‘’Elli Yıl Sonra Kül’’ ü okudum onu daha çok sevdim... bu iki kitap Anadolu’nun küçük bir kasabasında yaşayan bir ailenin kuşaklara dayanan hikayesini anlatıyor... ilgimi çeken yalnızca konunun güzelliği değil,  yazarın dili  o kadar etkileyici ki büyülenmiş gibi okuyorsunuz... artık  ben  yazarı yalnızca anlatımı ve dili için de okuyor sayılırım... öyle  değişik bir anlatımı var ki ilk başta çok karmaşık ve anlaşılmaz geliyor hatta bir miktar zor okunuyor ama alışınca çok keyif alıyorsunuz...

Burada bahsedeceğim ise yazarın son kitabı... bu kitap yazarın kendi mesleği (psikiyatrist) ile de ilgili... Bakırköy Akıl Hastanesini, doktorlarını  ve hastalarını  anlatıyor, kurguladığı bir hikaye çerçevesinde... herkesin hayatı birbirinden değişik, birbirinden dramatik, bazen hastalara  göre doktorların hemşirelerin hayatı daha delice geliyor.. yazar her ayrıntıdan başka bir öykü çıkarıp insanı sürüklüyor... kimi zaman gülüyor kimi zaman hüzünleniyorsunuz.. aslında  romanda anlatılan bir anlamda herkesin içinde olan delilik... hem çok içinizi acıtıyor,  hem de kahkahalarla güldürüyor... okumanızı öneririm...

Konu bana van Gogh’un bir sözünü hatırlattı şöyle; 

'' İçimde bir ateş yanıyor, ama ısınmak için kimse gelmiyor,
yanımdan geçip gidenler,  yalnızca bir duman görüyor''


Yazar:Tahir Musa Ceylan
Sayfa Sayısı : 185
Basım Yılı : 2011
Yayınevi : Ayrıntı


Tahir Musa Ceylan yeni romanı Bir Zamanlar Bakırköy de orta yaşların sonuna gelmiş yalnız ve yorgun bir doktorun genç bir hastasına duyduğu aşkla alt üst olan hayatını anlatıyor. Aslında bu aşkın geliştiği Bakırköy Akıl Hastahanesinin, Hastahane ile birlikte yaşadığımız toprakların hikayesi ya da masalı bu. 
''Bütün bir aileyi kırıp geçirmiş babalar, hiç para bilmeden sadece ot toplayarak çocuklarına bakmış analar, hapishanede yıllarca yatıp, çıktığında on beş gün dışarıda kalamayıp geri yatan babalar, trafik kazalarında can vermiş aileler, aynı hastalıktan kırılmış sülaleler, vurulmuş kardeşler, eşkıya, hırsız olup büyümüş çocuklar, bütün bir mahalleyi doyuran kahramanlar, kendisi kazanmayıp işçisine kazandıran patronlar, evlenip evlenip ayrılan ve onca genç kızın arasında yine yeni koca bulan kadınlar, lotoda at yarışında zengin olacağına Allaha inanır gibi inanan ve batıp giden akıllı insanlar, her attığı adımı fala göre ayarlayan ve falcılara servetini verip tüketen kadınlar ......Bakırköy köy değil bir ülkeydi, Anadolunun farklı yerlerine dağılıp seyrelmiş olaylar bu küçük toprağa toplandığı için Bakırköylüler bir ömürde bir ülkede olup bitecek olayların hepsini en yoğun halde burada görürlerdi. Anadolu alıp götüren, taşıyıp sürükleyen selse, Bakırköy çöküp kalmış mildi.''

Tahir Musa Ceylanın romanlarını özetlemek de, özetinden ne anlattığı hakkında doğru bir bilgi edinmek de hiç kolay değil. Çünkü ana bir hikâyeden çok sanki kendiliğinden gelişen yan hikâyelerle ilerliyor romanları. Ayrıntıları çoğaltıyor; basit gibi görünen bir ayrıntıyı bir anda hikâyenin merkezine alıp ondan yeni ayrıntılar üretirken beklenmedik kişi ve karakterlerle bambaşka hayatlara dokunuyor, kahramanlarının eşzamanlı ama birbirinden çok farklı mekânlara uzanan hikâyeleri ile coğrafyayı genişletiyor. Hikâyesine sahip olamadığı için değil, hayatın kendisi tam da böyle yaşandığı için.

2005 yılında İçi Yoksulla başlayıp Kestane Kıranında Kadınlar(2008), Yarım Adamın Aşkları (2009) ve Elli Yıl Sonra Kül (2010) ile sürdürdüğü romancılığının son halkası Bir Zamanlar Bakırköyde Tahir Musa Ceylan gerçek bir edebiyat ziyafetine davet ediyor okuyucusunu.

2 yorum:

  1. çok merak ettim, ilk fırsatta alacağım. Van gogh'un sözü de çok hoşuma gitti ayrıca!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. van Gogh'un sözünü ben de çok severim.. durumunu böyle naif bir biçimde tarif etmeyi ancak büyük bir sanatçı yapabilir...

      Sil