12 Aralık 2012 Çarşamba

SVETLANA BOYM - Ninoçka

Bu kitabı yazarı için almıştım.. farklı ülke yazarlarından okumaya çalışıyorum her kültürün kendine özgü özellikleri var ve değişik şeyler öğrenebiliyorsun... Bu romanın yazarı da Harvard Üniversitesi’nde Slav dilleri ve karşılaştırmalı edebiyat profesörü bir Rus... açıkçası çok beğeneceğim bir kitap olacağını düşünmüştüm... kitap tanıtımındaki detektiflik hikayesi benim için önem arz etmemişti çünkü ben polisiye sevmem ve çok nadir okurum... tanıtım bütünüyle cinayet üzerinden gidiyorsa da daha çok sistem değişikliğinin anlatıldığı bir roman olacağını düşünmüştüm... maalesef her ikisi de değilmiş... okuyucu bu kitabı salt detektiflik hikayesi için alıyorsa anlamsız olur çünkü bu türle uzaktan yakından ilgisi yok... evet kitabın başında bir cinayetten bahsediliyor ama sonrasında konu çok farklı bir mecrada ilerliyor, kitabın bitmesine 10-15 sayfa kalınca cinayeti kimin işlediği laf arasında kısaca belirtiliyor artık okuyucuya ayıp olmasın diye...kitap tanıtımının bu kadar yanıltıcı olması sanırım ticari kaygılar nedeniyle ama doğru olmadığı kesin...

Ben farklı bir hikaye bekliyordum, isteğimde gerçekleşti ama bir sistem değişikliğinin anlatımından çok göçmen olmanın hatta Rus Göçmen olmanın zorluklarından bahseden bir hikaye çıktı... 1930’larda göçmen olmak nasıldı? 1970-80’lerde  göçmen olmak nasıldı şeklinde giden bir kurgulama var... cinayeti araştırıyor gibi gözüken tarihçi Tanya, yazarın kendisi ile özdeşleşiyor gibi (bir miktar otobiyografik yan seziliyor)... sürekli dil sorunlarından (ki yine yazarın etkisi) bahsediliyor,  rusçada şöyle denilirdi fransızcada böyle şeklinde insanı bıktıracak kadar benzer anlatım var... yine aynı şekilde uzun uzun film ve film sektöründen bahsedilmiş, bunlar insanı yoruyor... aslında ana hikaye; öldürülen Nina ve cinayeti araştıran Tanya’nın çevresindeki bir şekilde birbirleriyle alakalı insanların sosyal ve siyasal durumlarını/fikirlerini ülkeleri (Rusya) ile ilişkili olarak -50 yıllık zaman aralığında- ortaya koymak... tabi her şey göçmenlik çerçevesine oturtularak anlatılıyor... ama o kadar laf kalabalığına getirilerek ve gereksiz detaylarla anlatılmış ki  çok sıkıcı ve bıktırıcı olmuş... konu boğulmuş ve siz hikayenin içine bir türlü giremiyorsunuz... sanki anlamak için kendinizin de Rus göçmeni olmanız gerekiyor gibi... kitabı okurken hep uygun bir süzgeç olsa kitabı bir eleyip okusam güzel bir şey çıkacakmış gibi hissettim... 

Açıkçası ben beklediğimi bulamadım....




Yazar: Svetlana Boym
Çevirmen :
Yiğit Yavuz
Sayfa Sayısı:
 328
Basım Yılı: 2012
Yayınevi:
 Metis 
  
Yıl: 1939 Yer: Paris Kurban: Nina Belskaya adında bir Rus göçmeni. Paris'teki Rus entelektüelleri arasında asiliği ve "köksüzlüğü" ile tanınan bir genç kadın. Fail: Meçhul. Nina'yı kim ve neden öldürmüştü? Fikirleri yüzünden siyasi bir cinayete mi yoksa çekiciliği yüzünden bir aşk cinayetine mi kurban gitmişti?

1980'lerde Rusya'dan ABD'ye göç eden ve şimdi New York'ta tarih yüksek lisansı yapmakta olan Tanya, Nina Belskaya'nın adına bir dipnotta rastladığından beri bu sorunun cevabını merak ediyor. Nihayet dedektif rolünü üstlenip Paris'e giderek olayı soruşturmaya başladığındaysa işlerin sandığından daha da çetrefil olduğunu görüyor. Nina'nın öldürülmesiyle, başrolünü Greta Garbo'nun oynadığı 1939 yapımı Ninoçka filmi arasında nasıl bir bağlantı var? Bu cinayeti kimler, neden örtbas etti? Her cevabın yeni bir soru doğurduğu bu araştırmanın ortasında bir de Rusya'daki büyükannesinin ölüm haberini alan Tanya, yıllardır ayak basmadığı memleketine gidiyor; komünizmi feshedip kapitalizmi kucaklamış olan ülkenin geçirdiği değişime tanık olmanın yanı sıra, Nina Belskaya cinayetiyle ilgili şaşırtıcı bilgiler ediniyor. 

Ninoçka, dedektiflik romanı geleneğiyle hem inceden alay eden hem de bu geleneğin ustalıklı bir kullanımını içeren; sürgün, nostalji, kuşak ve kültür çatışması gibi kavramlar üzerinde duran; oyuncu tarzıyla okura muzipçe göz kırpan keyifli, zevkle okunacak bir kitap.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder