27 Şubat 2013 Çarşamba

RICARDO MENÉNDEZ SALMÓN - Işık Aşktan Daha Eskidir


Bu kitabı gördüğümde beni etkileyen ismiydi, ‘’Işık Aşktan Daha Eskidir’’ çok şık bir cümleydi... Genel olarak uzun isimli kitapların daha güzel olduğunu düşünürüm, tabi ki hiçbir şekilde bir bağlantı yok ama şuana kadar da pek tersi bir durumla karşılaşmadım.. Kitabın tanıtımı da çok ilgi çekiciydi ressamlar ve ‘’Işık’’ birbirine çok uyuyordu.. her üç ressamın hayatının bir şekilde birbirine bağlanacağı gizemli bir hikaye karşıma çıkacak diye düşünmüştüm...Başlangıç iyiydi, ilk ressamın hayatı mevcut düzene (ortaçağdaki din taassubuna) başkaldıran bir yöndeydi ve kitabın geneline göre çok iyi anlatılmıştı.. Resim sanatı ile mevcut düzenin sorgulandığı bir roman olacak diye düşündüm..Fakat hikaye bu şekilde devam etmedi..başka bir ressama geçildi ve roman sanki ortasından dağılmış gibi oldu.. O düzeni sorgulama bölümü muğlaklaştı, bölük pörçük yazılar haline geldi, ressamların aslında ne yaptıkları anlaşılamadı velhasıl düzensiz bir metin haline geldi.. Tabii ki her romanda doğrusal bir anlatım izleme zorunluluğu yok ama üzerinde düşünebileceğiniz bir kurgu olmalı veya hiç bir şey anlaşılamıyorsa da o zaman anlatım insana zevk vermeli... maalesef her ikisi de yoktu... sıkıcı ve anlaşılmaz bir metindi (öyle ki yazar romanın sonuna açıklayıcı iki sayfa koymuştu). Dolayısıyla kitap bittiğinde ben boşuna zaman harcamış olduğumu düşündüm...

Son olarak belirtmeliyim ki 1971 doğumlu yazar çağdaş İspanyol edebiyatının en usta kalemlerinden biri olarak  kabul ediliyormuş, birçok romanı ile ödül almış olup, konu ettiğimiz romanı da 2010 yılında Cálamo ''Otra Mirada'' ödülünü almış... 

Yazar: Ricardo Menéndez Salmón
Çevirmen: Pınar Aslan
Sayfa Sayısı : 216
Basım Yılı : 2012
Yayınevi : İthaki

Kimbilir, belki de sanatçı bilinçsiz bir katilden başka bir şey değildi.

1350 yılında bir pazartesi günü, Avrupada hâlâ Kara Vebanın yaralarını sarmaya çalışırken, kardinal yardımcısı Piere Roger de Beaufort, ressam Adriano de Robertis’in son eseri Sakallı Meryemi yok etmeye gider. 
25 Şubat 1970’de Rus asıllı Amerikan ressam Mark Rothko bileklereni keserek intihar eder. 
Rus ressam Vsévolod Semiasin resmin hakimi olma arzusuyla kendi tuvallerini parçalayıp yer. 
Acılarıyla bu üç ressamın hikâyesini anlatarak yüzleşen yazar Bocanegra 2040 yılında "ölümsüzlüğe" erişir.

25 Şubat 2013 Pazartesi

TAHİR MUSA CEYLAN - Yarım Adamın Aşkları

Yine bir Tahir Musa Ceylan romanı yine muhteşem bir anlatım.. yazarın diğer kitaplarına yazdığım yorumlarda da belirttiğim üzere Ceylan'ı yalnızca anlatım dili içinde okuyabilirim yazdığı hikayeden bağımsız olarak... 

Konuya gelecek olursak; ellialtı yaşında, halen yardımcı doçent olan, başta özgüven olmak üzere bir sürü eksikliği ve sorunu bulunan bir adamın hikayesi anlatılıyor..adamın hayatı karşısına çıkan değişik karakterdeki kadınlarla (ki onlarında bir sürü sorunları var) daha da karmaşık ve içinden çıkılamaz hale geliyor...Ana karakterin yetersiz kişiliği, psikolojik sorunları, etrafındaki insanların buna verdikleri tepkilerle de giderek artıyor, öyle ki fiziksel sorunmuş gibi gözüküyor/algılanıyor...Yazar aslında hikayeyi anlatırken insanlarla, erkekler ve kadınlarla ilgili psikolojik tahliller yapıyor neredeyse her satırda...

Yazarın anlatımı nedeniyle merakla okuduysam da hikayenin karamsar bir niteliği var ve bu tüm kitap boyunca devam ediyor..Bu durum bende de benzer bir ruh hali oluşturdu.. Yazarın diğer kitaplarındaki eğlenceli, neşeli havayı aramadım dersem yalan olur..Ama yapılan kişilik analizleri, psikolojik durumlarla ilgili saptamalar çok ilgi çekiciydi..İster istemez kendinizi ve çevrenizdeki insanları düşünmeden (irdelemeden) geçemiyorsunuz...

Sonuç olarak yazarın bu kitabını da okuduğuma memnunum..


Yazar: Tahir Musa Ceylan
Sayfa Sayısı : 128
Basım Yılı : 2009
Yayınevi : Kanat Kitap


‘’Birbirlerini sevmeye alışabilmek için uzun süre kedileri sevdiler. Dışarıda sokak lambaları yanıyor, iri gövdeli bir ağaç, ışıkları deldiği noktalarda perdesiz eve karaciğer parçaları gibi düşüyordu. Sesleri gür boğazlardan Çingene şarkıları dinlerken, ruhlarındaki yasakları silecek koyu şaraplar içtiler. Sonra yanaklarını birbirine bastırdılar, yüzleri sivrilmiş, saçları karışmış, dudakları birbirine batmıştı. Bir adımla Nehir Selim’e yaslandı, bir adımda Selim Nehir’i taşıdı ve dört ayaklı bir yatak artık ayaklarını kullanmayan adamla kadını sabaha kadar ağırladı.”

“Bu yaşa kadar dünyanın her şeyiyle ilgilenmiş, insanları önemsemiş, öğretileri ezberlemiş, notları kılı kırk yararak vermiş, düzen, erdem ve saygıyı ibadet bilmiş, buna rağmen dünyanın içinde yer alamamış, yarım asrı geçen sürede kimse tarafından adam yerine konmamıştı. İnsanlar ona ‘sıfır adam’ olarak baktıkça, var olmak için insanların eteğine yapışmıştı. Şimdi ilk defa, bu dünyada kendi gibi oluyor, kendinin olanı da yanında tutuyordu. Geri kalanları ise boşluğa bırakıyordu.”

12 Şubat 2013 Salı

MUCİZE ÖZÜNAL - Sahte Şafak

Mucize Özünal tam da ismi gibi bir yazardır... Şimdiye kadar üç romanını okudum hepsi bende inanılmaz tatlar bıraktı.. İlk romanı ‘’Alayın Kızları’’nı tesadüfen almıştım çok samimi bir romandı çok sevdim.. ikinci olarak ‘’Kullanılmış Hayat’’ı okudum, bir psikiyatri kliniğinde yolları kesişen hasta, doktor, hasta yakını velhasıl her katmandan insanın birbirine benzemeyen hikayesiydi anlatılan... Burada tanıtacağım son kitabı ‘’Sahte Şafak’’ ise bir yandan bir yol hikayesi bir yandan da kendini bulma, kendini tanıma hikayesi...

Yeni evli genç bir kadın kocasının ihanetine uğrar terk edilir, aradan biraz zaman geçtikten sonra öç almak güdüsüyle kocasının peşine düşer..Bu yolda o beldeden o beldeye savrulur, bir sürü insan tanır, bir sürü bilmediği hayata tanık olur.. Bu tanıklıklarla da kendi hayatını sorgular ister istemez... karşısına çıkanların bir kısmı günlük rızkını çıkarma telaşındaki orman köylüleri, bir kısmı göçebe obalar, her birinin hikayesi diğerine benzemez ama bir o kadar da gerçek kadınlar ve erkeklerdir..  Kendi hayatı için şöyle düşünür: (kitaptan bir paragraf)

’ O odadaki dingin durgun yaşamın gerçek yaşamdan ne kadar farklı olduğunu düşündüm.Bir akvaryumdan başka bir akvaryuma, hatta kavanozdan kavanoza geçerek yaşadığım hayatın, aslında başka hayatlardan ne kadar farklı, farkındalık içermeyen bir süreğenlik olduğunu yaşamı yaratmakla, verilmiş yaşamı yaşamanın ayrımını belkide ilk kez o eski kral mezarı önündeki asmanın altında düşündüm’’

Anlatılan hayatlardan bazıları da ülkenin siyasi yelpazesinde kendilerine yer edinmeye çalışan Bekir efendi ve kızı Nisa gibi açıkgöz, köşe dönmeci tiplerdir.. Onlara ilişkin de çok gerçekçi tahliller yapmaktadır Özünal... Zaten yazarın bir hayatı sorgulama amacı var.. Bundan önce okuduğum romanında ‘’kullanılmış hayat mı? yaşanmış hayat mı?’’ sorusunu soruyordu bu kez de ‘’yaşamı yaratmak mı? verilmiş yaşamı yaşamak mı?’’ sorusunu soruyor.. bunların arasında da siz bir okuyucu olarak düşünmeden, kendinizi sorgulamadan geçip gidemiyorsunuz... Ayrıca yazarın çok değişik bir anlatım tarzı, etkili bir tasvir kabiliyeti var o da romanın diğer artıları..

Okuduğum diğer kitapları gibi bu son romanı da öneririm, mutlaka okuyun..

Yazar :Mucize Özünal
Sayfa Sayısı: 248
Basım Yılı: 2011
Yayınevi: Cumhuriyet Kitapları

Sahte Şafak bir aldatışın ve aldanışın romanıdır. Yolcusu bir kadınla bir erkek ya da kadınlarla erkekler olan bir yol öyküsüdür...
Doğmatizmin sanal dünyasında demirci Bekir Efendi ile iktidar tutkunu kızı Nisa’nın varoşlarda başlayıp holdinglere uzanan serüveni; piyasanın beyleriyle toprağın ağaları arasındaki çelişik uzlaşımda beliren sahte şafağın parıltısına kapılanların yoludur romanda anlatılan...
İnsanın insana ihanetinden, insanların insanlığa ihanetine ulaşmanın, hayatı anlamlandıran değerlerle, değersizliklerde kayboluşun gözler önüne serilmesidir....

8 Şubat 2013 Cuma

POPÜLER BİLİM - Michael Brooks / Fizik, Armand Herscovici / Matematik Masalları

Burada tanıtmaya çalıştığım kitaplar fizik ve matematikle ilgili konuları içermekte olup, evrenle, varoluşumuzla alakalı aklımıza takılan soruları cevaplamaya çalışıyor...her iki kitabın yazarı da konunun uzmanı..M. Brooks kuantum fiziği alanında doktora yapmış bir fizikçi, A.Herscovici ise uygulamalı matematik araştırmaları yapan bir matematikçi..Hali hazırda her ikisi de bilimsel kitap yazmakla uğraşıyorlar....

Fizik kitabı CERN’de ‘’Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’’ ile yapılan deneyle birlikte ilgimizi çeken bir çok soruya cevap vermeye çalışıyor...Kuantum mekaniği, genel ve özel görelilik kuramı, zaman nedir?  zamanda yolculuk mümkün müdür? gibi birçok soru ve cevabı kitapta yer alıyor... Matematik Masallarında ise matematik kuramları masallar vasıtasıyla anlatılıyor, bilmeceler sorarak izah etmeye çalışıyor...Fraktal geometri, fibonacci sayıları ve daha birçok kuram öyküler vasıtasıyla anlatılıyor...

Her ne kadar her iki kitapta da sıradan kişilerin anlayacağı şekilde yazılmaya çalışılmış ise de bazı bölümleri anlamakta zorlandığınız oluyor, bazı açıklamaları iki kere okumak durumunda kalabiliyorsunuz..Yine de ben her ikisini de sonuna kadar hiç sıkılmadan okudum...Kitaplar bittiğinde de bir sürü yeni şey öğrenmiş, önceden bildiklerimi de hatırlamış oldum...

Konu sizinde ilginizi çekiyorsa her iki kitabı da öneririm...

Zamanda Seyahat Edebilir Miyiz?
Ve Diğer Büyük Sorular

Yazar: Michael Brooks  
Çevirmen: Ebru Kılıç
Sayfa Sayısı : 241
Basım Yılı : 2012
Yayınevi : Versus


Büyük Sorular dizisi okurun gündemine tarih boyunca insanların aklını kurcalamış temel felsefi ve bilimsel sorunları taşıyor. Bu sorulara en büyük düşünürlerin verdiği cevapları sunuyor. Büyük Sorular: Fizik başlığında Michael Brooks kuantum fiziğini, göreliliği ve gerçekliğin gerçek doğasını anlamamız için elzem 20 zihin açıcı büyük soruyu tartışıyor.

Fiziğin Amacı Nedir?
Zaman Nedir?
Schrödinger'in Kedisine Ne Oldu?
Elma Neden Düşer?
Katılar Gerçekten Katı Mıdır?
Bedava Yemek Diye Bir Şey Neden Yoktur?
Nihayetinde Her Şey Rastgele Midir?
Tanrı Parçacığı Nedir?
Ben Eşsiz Miyim?
Zamanda Seyahat Edebilir Miyiz?
Dünya'nın Manyetik Kalkanı Tekliyor Mu?
Neden E=mc2?
Evreni Tek Bir Bakışımla Değiştirebilir Miyim?
Işık Nedir?
Sicim Kuramı Gerçekten De Sicimler Hakkında Mıdır?
Neden Hiçbir Şey Olmayacağına Bir Şey Var?
Bir Simülasyonda Mı Yaşıyoruz?
Doğanın En Güçlü Kuvveti Hangisidir?
Gerçekliğin Gerçek Doğası Nedir?

Salyangozun Sarmalı

Yazar : Armand Herscovici
Çevirmen : Ercüment Akat
Sayfa Sayısı:
 320
Basım Yılı:
 2012
Yayınevi: Kırmızı Kedi

Binlerce yıldır doymak bilmez bir merakla evreni ve doğayı anlamaya çalışan insanoğlu bu çabalarına rağmen yeryüzü harikalarını keşfetmeye yetecek bilgiye erişebildi mi?

Karmaşa ve düzenin, uyum ile kaosun iç içe geçtiği bir evrende kavramakta zorlandığımız sonsuz büyüklükteki sayıların, eski Çinlilerin sihirli karelerinin, fraktal geometrinin, meteorolojik tahminlerin, Bermuda şeytan üçgeninin sırlarını tek bir ağaç yaprağında ya da salyangozun sarmalında bulabileceğimiz gerçeğine ne diyeceksiniz?

1001 Gece Masallarının kaldığı yerden, Şehrazatın anlattığı bu soluk kesici masallarda dünyanın gizli uyumunun inceliklerini bulacaksınız.

Kimi zaman sıradan, kimi zaman anlaşılmaz görünenin ardındaki sırları çözmek için nasıl bakılacağını bilmek gerekiyor. Matematik Masalları, bilinmezlerin yanıtlarını kendinde saklayan matematiğin uçsuz bucaksız dünyasına küçük, eğlenceli ve şaşırtıcı bir pencere açıyor.

3 Şubat 2013 Pazar

MARC LEVY - İlk Gün / İlk Gece

Marc Levy’nin okuduğum ilk kitabı ‘’Sonsuzluk İçin Yedi Gün’’ idi... o kadar hoşuma gitmişti ki sonrasında tüm kitaplarını okudum... M. Levy birçok ülkede yaşamış, asıl mesleği mimarlık olan 40 yaşından sonra yazarlığa başlamış biri... oğluna anlattığı hikayeleri kitap olarak yayınlamaya karar vererek yazarlığa başlıyor... işte her şey tam da burada ortaya çıkıyor... yazarın ilk dönemde yazdığı kitapları bu olağanüstü hayal gücünü fazlasıyla yansıtıyor... kitabı okurken o hayale sizde kendini kaptırıyorsunuz ve gerçek olmadığını bilmenize rağmen kitap bittiğinde kendinizi keşke gerçek olsa (ki bu yazarın ilk kitabının adı) diye düşünürken buluyorsunuz... çok akıcı ve rahat okunan bir anlatımı var, çoğu zaman muzipçe bir ifade ile yazıyor... o hayal gücü yüksek hikayelerin yanı sıra güzel dostluklar, ömre bedel aşklar anlatıyor... bu yüzden kendinizi Levy kitapları okumaktan alamıyorsunuz... en azından ben öyle hissediyordum son kitaplarına kadar...  

Bu birbirinin devamı olan İlk Gün ve İlk Gece kitaplarında bir paleoantrapolog ‘’ilk insanı’’ bir astrofizikçi ‘’ilk günü’’ arıyor... velhasıl konu çok cazip görünüyordu, Levy’de yazmış muhteşem olacak diye düşündüm... eğer yazarın diğer kitaplarını okumuş olmasam belki bu romanlardan da memnun kalabilirdim ama öyle olmadı... evet yazar bu kez de sürükleyici bir macera anlatıyor, Etiyopya’dan Çin’e, Şili’den Sibirya’ya neredeyse tüm dünyayı dolaşıyor, arada bilimsel, tarihi açıklamalar da var... ayrıca konu istihbarat  örgütlerinin işin içine girmesiyle daha da heyecanlı olacakmış gibi duruyor... her şey iyi gibi gözükmesine rağmen olmamış maalesef... öncelikle yazarın muhteşem tarzı kaybolduğu gibi kötü bir ‘’Dan Brown’’ kopyası olmuş... üstelik Brown’nın tasvir kabiliyetine sahip değil, heyecanı koruyamıyor (zaman zaman sıkıcı bile oluyor) konular arasında kopukluklar oluşuyor, inandırıcılık açısından sorunlar var.. hatta aşk hikayesi bile olmamış ilk kitaplarının o naif aşkları nereye gitmiş??

Özetle yazarın hayal gücü kaybolmuş, daha bilimsel, daha olabilecek bir hikaye anlatmaya çalışmış ama hem gereksiz uzun hemde diğer kitaplarına nazaran sıkıcı olmuş... bir yazarı uzun süre okuduğunuzda zaman içinde onun değiştiğine tanık oluyorsunuz bu doğal ama insan alıştığı tarzın daha da geliştiğini görmek istiyor, onun bozulmasını değil... benim için bir miktar hayal kırıklığı oldu açıkçası....

Yazar: Marc Levy
Çevirmen: Ayça Sezen
Sayfa Sayısı: 424
Basım Yılı:
 2012
Yayınevi: Can 

"Sonsuz küçük ya da sonsuz büyük olan nedir ve her şeyin başladığı sıfır ânı nedir?"

"Ben paleoantropoloğum, müzede çalışmıyorum, bir Pierre’le, bir Antoine’la ya da bir Jérôme’la tanışma fırsatım olmadı yıllardır; çocuğum yok; severek yaptığım zor bir mesleğim var ve kınanacak yanı olmayan bir tutku yaşadığım için olağanüstü şanslıyım."

"Adım Adrianos, annemin doğduğu kasaba hariç, uzun zamandır Adrian diyorlar bana. Astrofizikçiyim, uzmanlık alanım, Güneş sisteminin dışındaki yıldızlar. Dünya yuvarlaktır, uzay bükülüdür ve evrenin sırlarını kavramak için yolculuk etmeyi, en iyi gözlem noktasının, büyük kentlerin uzağındaki zifirî karanlığın peşine düşüp gezegeni en ücra köşelerine kadar, hiç durmadan, bir baştan bir başa dolaşmayı sevmek gerekir. Sanırım, beni bunca yıldır, insanların çoğunun yaptığının tersine bir ev, bir eş ve çocuklara sahip olmaktan alıkoyan, rüyalarımdan hiç çıkmayan o soruya günün birinde bir yanıt bulmak umudu oldu: Gündoğumu nerede başlar?"
İki idealist biliminsanıydılar... İki eski sevgili... 15 yıl sonra karşılaştıklarında ikisinin de yaşamında sadece bilim vardı... Aşk tekrar araya girdi... Biri ilk insanın, diğeri ilk günün peşindeydi... Güçlerini birleştirdiler... Ama aradıklarının peşinde yalnız değildiler... Üstelik diğerleri, yollarına ölüm tuzakları kurmaya başlamıştı bile...

Yazar:Marc Levy
Çevirmen:Aykut Derman
Sayfa Sayısı: 432
Basım Yılı: 2012
Yayınevi: Can

"Bellekler tablasını parçalara ayırdım, parçaları grupların etkili ve bilge kişilerine emanet ettim..."

On beş yıl sonra karşılaştılar... İki eski sevgili Keira ve Adrian. İkisi de ayrı yollardan aynı hedefe yürüyen iki biliminsanıydı. Evrenin bilinmeyenlerini keşfetmek, bilinenleri tersyüz ederek çok ötelere ulaşmak... Biri ilk güne, biri ilk insana... Uzun bir serüven başladı; ölüm, her adımda onların yolunu gözlüyordu... 

"Yaptığınız keşifleri açıklayacak olursanız, ilk gün, dördüncü dünya ülkelerinde yüz binlerce insan ölecek, ilk hafta içinde de üçüncü dünya ülkelerinde milyonlarca insan ölecek. Ertesi hafta, dünyanın göreceği en büyük göç dalgası başlayacak. Bir milyar aç insan, kendilerinde olmayana el koymak amacıyla kıtaları aşmak için denizlere açılacak. Herkes gelecek için ayırdığı birikimiyle günü kurtarmaya çalışacak. Beşinci hafta, ilk gece başlamış olacak."