3 Şubat 2013 Pazar

MARC LEVY - İlk Gün / İlk Gece

Marc Levy’nin okuduğum ilk kitabı ‘’Sonsuzluk İçin Yedi Gün’’ idi... o kadar hoşuma gitmişti ki sonrasında tüm kitaplarını okudum... M. Levy birçok ülkede yaşamış, asıl mesleği mimarlık olan 40 yaşından sonra yazarlığa başlamış biri... oğluna anlattığı hikayeleri kitap olarak yayınlamaya karar vererek yazarlığa başlıyor... işte her şey tam da burada ortaya çıkıyor... yazarın ilk dönemde yazdığı kitapları bu olağanüstü hayal gücünü fazlasıyla yansıtıyor... kitabı okurken o hayale sizde kendini kaptırıyorsunuz ve gerçek olmadığını bilmenize rağmen kitap bittiğinde kendinizi keşke gerçek olsa (ki bu yazarın ilk kitabının adı) diye düşünürken buluyorsunuz... çok akıcı ve rahat okunan bir anlatımı var, çoğu zaman muzipçe bir ifade ile yazıyor... o hayal gücü yüksek hikayelerin yanı sıra güzel dostluklar, ömre bedel aşklar anlatıyor... bu yüzden kendinizi Levy kitapları okumaktan alamıyorsunuz... en azından ben öyle hissediyordum son kitaplarına kadar...  

Bu birbirinin devamı olan İlk Gün ve İlk Gece kitaplarında bir paleoantrapolog ‘’ilk insanı’’ bir astrofizikçi ‘’ilk günü’’ arıyor... velhasıl konu çok cazip görünüyordu, Levy’de yazmış muhteşem olacak diye düşündüm... eğer yazarın diğer kitaplarını okumuş olmasam belki bu romanlardan da memnun kalabilirdim ama öyle olmadı... evet yazar bu kez de sürükleyici bir macera anlatıyor, Etiyopya’dan Çin’e, Şili’den Sibirya’ya neredeyse tüm dünyayı dolaşıyor, arada bilimsel, tarihi açıklamalar da var... ayrıca konu istihbarat  örgütlerinin işin içine girmesiyle daha da heyecanlı olacakmış gibi duruyor... her şey iyi gibi gözükmesine rağmen olmamış maalesef... öncelikle yazarın muhteşem tarzı kaybolduğu gibi kötü bir ‘’Dan Brown’’ kopyası olmuş... üstelik Brown’nın tasvir kabiliyetine sahip değil, heyecanı koruyamıyor (zaman zaman sıkıcı bile oluyor) konular arasında kopukluklar oluşuyor, inandırıcılık açısından sorunlar var.. hatta aşk hikayesi bile olmamış ilk kitaplarının o naif aşkları nereye gitmiş??

Özetle yazarın hayal gücü kaybolmuş, daha bilimsel, daha olabilecek bir hikaye anlatmaya çalışmış ama hem gereksiz uzun hemde diğer kitaplarına nazaran sıkıcı olmuş... bir yazarı uzun süre okuduğunuzda zaman içinde onun değiştiğine tanık oluyorsunuz bu doğal ama insan alıştığı tarzın daha da geliştiğini görmek istiyor, onun bozulmasını değil... benim için bir miktar hayal kırıklığı oldu açıkçası....

Yazar: Marc Levy
Çevirmen: Ayça Sezen
Sayfa Sayısı: 424
Basım Yılı:
 2012
Yayınevi: Can 

"Sonsuz küçük ya da sonsuz büyük olan nedir ve her şeyin başladığı sıfır ânı nedir?"

"Ben paleoantropoloğum, müzede çalışmıyorum, bir Pierre’le, bir Antoine’la ya da bir Jérôme’la tanışma fırsatım olmadı yıllardır; çocuğum yok; severek yaptığım zor bir mesleğim var ve kınanacak yanı olmayan bir tutku yaşadığım için olağanüstü şanslıyım."

"Adım Adrianos, annemin doğduğu kasaba hariç, uzun zamandır Adrian diyorlar bana. Astrofizikçiyim, uzmanlık alanım, Güneş sisteminin dışındaki yıldızlar. Dünya yuvarlaktır, uzay bükülüdür ve evrenin sırlarını kavramak için yolculuk etmeyi, en iyi gözlem noktasının, büyük kentlerin uzağındaki zifirî karanlığın peşine düşüp gezegeni en ücra köşelerine kadar, hiç durmadan, bir baştan bir başa dolaşmayı sevmek gerekir. Sanırım, beni bunca yıldır, insanların çoğunun yaptığının tersine bir ev, bir eş ve çocuklara sahip olmaktan alıkoyan, rüyalarımdan hiç çıkmayan o soruya günün birinde bir yanıt bulmak umudu oldu: Gündoğumu nerede başlar?"
İki idealist biliminsanıydılar... İki eski sevgili... 15 yıl sonra karşılaştıklarında ikisinin de yaşamında sadece bilim vardı... Aşk tekrar araya girdi... Biri ilk insanın, diğeri ilk günün peşindeydi... Güçlerini birleştirdiler... Ama aradıklarının peşinde yalnız değildiler... Üstelik diğerleri, yollarına ölüm tuzakları kurmaya başlamıştı bile...


Yazar:Marc Levy
Çevirmen:Aykut Derman
Sayfa Sayısı: 432
Basım Yılı: 2012
Yayınevi: Can

"Bellekler tablasını parçalara ayırdım, parçaları grupların etkili ve bilge kişilerine emanet ettim..."

On beş yıl sonra karşılaştılar... İki eski sevgili Keira ve Adrian. İkisi de ayrı yollardan aynı hedefe yürüyen iki biliminsanıydı. Evrenin bilinmeyenlerini keşfetmek, bilinenleri tersyüz ederek çok ötelere ulaşmak... Biri ilk güne, biri ilk insana... Uzun bir serüven başladı; ölüm, her adımda onların yolunu gözlüyordu... 

"Yaptığınız keşifleri açıklayacak olursanız, ilk gün, dördüncü dünya ülkelerinde yüz binlerce insan ölecek, ilk hafta içinde de üçüncü dünya ülkelerinde milyonlarca insan ölecek. Ertesi hafta, dünyanın göreceği en büyük göç dalgası başlayacak. Bir milyar aç insan, kendilerinde olmayana el koymak amacıyla kıtaları aşmak için denizlere açılacak. Herkes gelecek için ayırdığı birikimiyle günü kurtarmaya çalışacak. Beşinci hafta, ilk gece başlamış olacak."

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder