25 Şubat 2013 Pazartesi

TAHİR MUSA CEYLAN - Yarım Adamın Aşkları

Yine bir Tahir Musa Ceylan romanı yine muhteşem bir anlatım.. yazarın diğer kitaplarına yazdığım yorumlarda da belirttiğim üzere Ceylan'ı yalnızca anlatım dili içinde okuyabilirim yazdığı hikayeden bağımsız olarak... 

Konuya gelecek olursak; ellialtı yaşında, halen yardımcı doçent olan, başta özgüven olmak üzere bir sürü eksikliği ve sorunu bulunan bir adamın hikayesi anlatılıyor..adamın hayatı karşısına çıkan değişik karakterdeki kadınlarla (ki onlarında bir sürü sorunları var) daha da karmaşık ve içinden çıkılamaz hale geliyor...Ana karakterin yetersiz kişiliği, psikolojik sorunları, etrafındaki insanların buna verdikleri tepkilerle de giderek artıyor, öyle ki fiziksel sorunmuş gibi gözüküyor/algılanıyor...Yazar aslında hikayeyi anlatırken insanlarla, erkekler ve kadınlarla ilgili psikolojik tahliller yapıyor neredeyse her satırda...

Yazarın anlatımı nedeniyle merakla okuduysam da hikayenin karamsar bir niteliği var ve bu tüm kitap boyunca devam ediyor..Bu durum bende de benzer bir ruh hali oluşturdu.. Yazarın diğer kitaplarındaki eğlenceli, neşeli havayı aramadım dersem yalan olur..Ama yapılan kişilik analizleri, psikolojik durumlarla ilgili saptamalar çok ilgi çekiciydi..İster istemez kendinizi ve çevrenizdeki insanları düşünmeden (irdelemeden) geçemiyorsunuz...

Sonuç olarak yazarın bu kitabını da okuduğuma memnunum..


Yazar: Tahir Musa Ceylan
Sayfa Sayısı : 128
Basım Yılı : 2009
Yayınevi : Kanat Kitap


‘’Birbirlerini sevmeye alışabilmek için uzun süre kedileri sevdiler. Dışarıda sokak lambaları yanıyor, iri gövdeli bir ağaç, ışıkları deldiği noktalarda perdesiz eve karaciğer parçaları gibi düşüyordu. Sesleri gür boğazlardan Çingene şarkıları dinlerken, ruhlarındaki yasakları silecek koyu şaraplar içtiler. Sonra yanaklarını birbirine bastırdılar, yüzleri sivrilmiş, saçları karışmış, dudakları birbirine batmıştı. Bir adımla Nehir Selim’e yaslandı, bir adımda Selim Nehir’i taşıdı ve dört ayaklı bir yatak artık ayaklarını kullanmayan adamla kadını sabaha kadar ağırladı.”

“Bu yaşa kadar dünyanın her şeyiyle ilgilenmiş, insanları önemsemiş, öğretileri ezberlemiş, notları kılı kırk yararak vermiş, düzen, erdem ve saygıyı ibadet bilmiş, buna rağmen dünyanın içinde yer alamamış, yarım asrı geçen sürede kimse tarafından adam yerine konmamıştı. İnsanlar ona ‘sıfır adam’ olarak baktıkça, var olmak için insanların eteğine yapışmıştı. Şimdi ilk defa, bu dünyada kendi gibi oluyor, kendinin olanı da yanında tutuyordu. Geri kalanları ise boşluğa bırakıyordu.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder