31 Temmuz 2013 Çarşamba

SEBAHATTİN DEMİRAY - Fotoğrafta İkimiz

‘’Kaderimizi alnımızdaki yazılar değil, hayallerimiz belirler’’  kitap kapağında böyle yazıyor ve böylece muhteşem bir Demiray romanına daha başlamış oluyorsunuz...

Yazarın en son ‘’Senden Çok Uzakta’’ adlı kitabını yorumlamıştım... bu kez de yazar bir önceki romanda yer alan tali denebilecek iki karakterin hayatını kurgulamayı sürdürüyor ama bu bir devam romanı değil... sadece iki ana karakter bir önceki romandan alınmış geri kalan her şey çok farklı bir hikayeye ait...

Kasım 1979 ile Ağustos 1980 arasında geçen on aylık bir süreyi ve üniversite gençliğini anlatıyor yazar...  ilk bakışta  ihtilal öncesinin çalkantılı, zorlu günlerinde geçen bir aşk hikayesi gibi duruyor, benzerini çok gördüğümüz bir öykü gibi ama kitabı okumaya başladığınızda karşınıza çok farklı bir hikaye çıkıyor... ayrıca yazarın anlatım tarzı nedeniyle de hikaye size çok başka geliyor... Sebahattin Demiray’ın da değişik ve özgün bir anlatım tarzı var... özellikle bu romana bu anlatım çok yakışmış, çok beğendim... tüm roman Enis’in ağzından anlatılıyor... aynı anda hem yaşanılan olaylar, hem Enis’in aklından geçenler, hayalleri, anıları, korkuları, hemde düşündüklerine verdiği cevaplar/karşılıklar peş peşe fasılasız anlatılıyor... sanki Enis’in kafasının içinden hayatı görüyormuş gibi hissediyorsunuz... birde ‘’Senden Çok Uzakta’’ romanında da belirtmiştim, olayların sonucunu laf arasında şöyle bir söylüyor siz olayın sonunda ne olduğunu bildiğiniz halde meraktan ölüyorsunuz sayfalar sonra bir yerde ne olduğunu anlatıyor...orada başka bir ipucu bırakıp bu sefer sizi onun arkasından sürüklüyor... velhasıl muhteşem bir anlatım tarzı ve muhteşem bir hikaye ile karşı karşıya kalıyorsunuz...

Ben bu romanı çok sevdim, hem hikayeyi hemde yazarın inanılmaz anlatımını görmek için mutlaka okuyun....

Son olarak kitap kapağı çok güzel, epsilon yayınevi bu konuda çok başarılı bunu da belirtmek gerek...

Yazar: Sebahattin Demiray
Sayfa Sayısı :592
Basım Yılı : 2013
Yayınevi :Epsilon


Heval ve Enis'in hikâyesi devam ediyor.Ya da bu iki eski sevgilinin yıllar önce yarım kalan o masum o çocuksu aşkları 1980 ihtilalinin hemen öncesinde, anarşinin tam da orta yerinde, İstanbul Üniversitesi'nde yeniden başlıyor.

Enis yıllar önce izini kaybettiği Heval'i bir gün üniversitenin yemekhanesinde görür ve peşine takılır. Şehri boydan boya kat ettiği ve evlerinin kapısına kadar süren bu takip sırasında Enis, Heval'in solcuların arasına karıştığını öğrenir. Eski sevgilisinin izini bulmanın keyfini yaşarken beklenmedik bir şey olur ve evlerinin sokağında Heval'in babasıyla karşılaşır. Bu rastlantı sonrasında nasıl yakınlaşıp, konuşacağını bilmediği çocukluk aşkının evine babasının ısrarıyla misafir olur. Hiç hesapta olmayan bu ziyaret sırasında Heval'in bir sevdiği olduğundan şüphelense de onu tekrar kaybetmemek için elinden geleni yapacağına dair kendisine söz verir. Fakat gönül meselelerinde aklıyla hareket edenlerin de en az kalbinin sesini dinleyenler kadar yanıldığını öğrenmesi için Enis'in zamana ihtiyacı vardır.

Aynı günün gecesinde sarhoş olarak gittiği, ülkücü öğrencilerin kaldığı evde hoş karşılanmaz ve en kısa zamanda kendisine kalacak bir yer bulması söylenir. Yokluğun, kıtlığın bol olduğu o karaborsa devrinde, ülke usul usul Eylül ihtilaline yaklaşırken, karlar altındaki anarşinin baş şehri İstanbul'da Enis için artık yeni bir hayat başlamıştır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder