29 Eylül 2013 Pazar

ANDREA GILLIES - Beyaz Yalan

Gillies, Alzheimer'i ve kendi hayatını anlattığı Uzun Veda kitabı ile ödül kazanmış bir İngiliz yazar... bu kez konu ettiğim ise ilk romanı... hemen başlarken söyleyeyim çok etkileyici bir roman bu... sonuna kadar merakla okuyacağınız, zaman zaman ruhunuzu bunaltacak, yalanlarla ve sırlarla dolu bir kitap... ama hiç sıkılmayacak, merakla sayfaları çevirmeye devam edeceksiniz...

Kitap, birkaç kuşağa yayılmış bir aile hikayesi anlatıyor... hikaye torunlardan biri tarafından anlatılıyor... büyükbüyükanne, büyükanne, büyükbaba, biri ikiz üç kız kardeş (ki ikizlerden biri hikayeyi anlatan torunun annesi), küçük yaşta ölmüş bir erkek kardeş, kız kardeşlerin çocukları (toplam 5 torun), daha önce ölmüş büyük teyzeler ve amcadan oluşan kocaman bir aile ve büyük sırlar var ortada, tabi tuhaf davranışlarda... mekan; İskoçya’da epeyce yıpranmış bir malikane, muhteşem bir koru, tekinsiz bir gölden oluşuyor... aslında konu çok dar, birkaç yalan-birkaç sır arasında dolanıyor... kitabı bitirdikten sonra, yazarın bu kadar kısıtlı bir konuyu bu kadar ustalıkla ve incelikle, sürükleyiciliğinden ve merak unsurundan hiçbir şey kaybetmeden 400 küsur sayfa boyunca nasıl olup anlatabildiğine hayret ettim... sanırım yazarın yeteneği de tam burada ortaya çıkıyor... aile içi anlaşmazlıklar, karı koca sorunları, kardeşler arasındaki kıskançlıklar hepsi usul usul anlatılıyor, elinizde kalan ise bir yalanlar manzumesi oluyor...

Benim tek eleştirim ismine... beyaz yalan birine zarar vermemek için söylediğiniz masumca bir yalandır... burada da söylenmesi birilerine zarar vermemek için yapılıyor ama içeriği fevkalade önemli... o nedenle bana ismi hatalı gibi geldi, insanı yanlış yönlendiriyor kitaba başlarken....

Sonuç olarak romanı çok beğendim... size de öneririm mutlaka okuyun...

Kitaptan bir alıntı;

‘’Dünyada bir başına kalmayı yeğleyeceğini düşünürdüm hep ama işin aslı bağlara çok değer veren bir kadındır annem; yeter ki o bağlar uzun, ince gümüşi ipliklerden oluşsun, upuzun, ipince, narin görünümlü, belki de görünmez ama aslında sabit ve kalıcı olsun, insanlarla arasına ihtiyaç duyduğu mesafeyi koysun. Annemin mutluluk anlayışı elini uzatsa dokunabileceği yakınlıktaki insanların arasında yalnız kalmaktır. Bir anne olarak geçirdiği en güzel günler, onun yanında olmadığım günlerdi. Kendime acıdığımdan değil, doğru bir tespit olduğunu düşündüğümden söylüyorum bunu: Mühim olan şu ki, bunlar aynı zamanda tekrar yanına döneceğim günlerdi, dönüşümü beklediği günler; yalnızlığını bir çerçeveye oturtacak, başarılı olmasını sağlayacaktım.’’ 

Yazar: Andrea Gillies
Çevirmen: Berrak Göçer
Sayfa Sayısı :432
Basım Yılı : 2013
Yayınevi :Domingo

Benim adım Michael Salter ve ölüyüm; bildiğim bir şey varsa o da ölü olduğum. Bunun haricinde... Bunun haricinde kalanlarla ilgili yalnızca tahmin yürütebilirim.

Michael'ın öldüğü gün biri masum bir yalan söyledi. Ağızdan ağıza dolaşırken büyüdü o yalan ve sonunda gerçeğin yerini aldı. Büyük Salter ailesi gerçekle yüzleşmek yerine onu yeniden yazdı, inanmayı seçtikleri şeyin zamanla onları nasıl dönüştüreceğini bilmeden. 

Yıllar sonra, bu kez istemsizce hatırlanmış "masum bir gerçek" akışı tersine çeviriyor. Ağızdan ağıza dolaşırken büyüyor o gerçek ve geriye devasa bir suçluluk duygusu kalıyor, tüm ailenin yüzleşmesi gereken.

2010 Orwell Kitap Ödülü sahibi Andrea Gillies, sıradışı bir kurgu, derinlikli karakterler ve zarafet içeren sürükleyici romanıyla bize ihtişamlı bir ailenin usul usul çürüyen kalbini açıyor. 

"Gillies dokunduğu her şeye büyü katıyor." 
-Sunday Times-

"Kesinlikle sarsıcı...Saflara büyük bir yazar katılıyor." 
-Daily Express-

"Fazlasıyla tesirli." 
-Guardian-

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder