14 Aralık 2013 Cumartesi

SEBAHATTİN DEMİRAY - BİR İSTANBUL YANGINIYDI AŞKIMIZ

S. Demiray kitaplarını çok severim, bu burada yorumladığım üçüncü romanı... yine çok özgün bir anlatımı var yine çok sürükleyici, merakla okudum ama öbür kitaplarının daha güzel olduğunu itiraf etmeliyim... roman Beyoğlu’nun arka sokaklarında geçiyor, 40 yıl öncesinde gerçekleşmiş bir olayın izini sürüyor.. hikayenin kahramanları çok ilginç, hayatın ters tarafında kalmış insanlar denilebilir... baş karakter Sadi aradan geçen bunca zamana rağmen o olayı hatırlayan herkesle konuşup yeni detaylar öğrenmeye çalışıyor... herkes aklında kalanları birbirine benzer şekilde anlatıyor... siz sürekli aynı olayı tekrar tekrar okuyorsunuz... ama gariptir roman ne akıcılığını kaybediyor ne de sıkılıyorsunuz, yazarın başarısı da bu sanırım... aralarda da hem Sadi’nin hayatını öğreniyor hemde Masalcı’nın anlattığı etkileyici hikayelere dalıp gidiyorsunuz... özellikle Masalcı’nın hikayelerini çok beğendim...

Romanın sonuna geldiğinizde hayatta atılan bir adımın ne kadar vahim sonuçlar doğurabileceğini öğreniyorsunuz... eğer daha önce bu yazardan okuduysanız bunu da okursunuz mutlaka... ama ilk kez okuyacaksanız diğer kitaplarından başlamanızı öneririm... 

Birde yazarın bugüne kadar okuduğum romanlarında karakterler çoğunlukla ''kaybeden'' şeklinde adlandırabileceğimiz insanlardan oluşuyordu, yazarın bir gün mutlu ve başarılı bir kişiyi de anlatmasını umuyorum...

Yazar: Sebahattin Demiray
Sayfa Sayısı : 572
Basım Yılı : 2013
Yayınevi : Epsilon

Bazen karanlıktan korkmak için çok iyi bir istanbul yangınıydı aşkımız...

Beyoğlu'nun arka sokaklarında eski bir Rum evinde komşuları Maksim Gazinosu'nun emektarı Gazelhan, spor yazarı İhsan Cemil ve kendisine sakat süsü vererek hırpani kıyafetlerle sokaklarda dilenen Dilenci Uşak'la yaşamakta olan Sadi çalıştığı gazeteye çizgi romanlar hazırlamaktadır. Bir gün tesadüfen karşılaştığı tuhaf görünüşlü, Masalcı isminde bir adamdan yaşadığı mahalleye yakın bir yerde kırk yıl önce cinayetle sonuçlanmış bir aşkın hikâyesini dinler ve bunun çizgi romanını yapmak için olaya karışanların peşine düşer. Sadi'nin bu arayışları sırasında Gazelhan da onu yalnız bırakmaz. Onların peşine takılan Masalcı günlerce devam eden kırk yıl öncesinin izini sürme işi sırasında aynı Simurg efsanesindeki kuş gibi canları sıkılıp yılgınlığa düşmesinler diye Gazelhan'a ve Sadi'ye bir sürü yeni masal anlatır.

Olay kırk yıl önce yaşanıp bittiği için Sadi'nin o insanları bulması hiç de kolay değildir. Aradan geçen zamanla birlikte herkes bir yerlere savrulmuştur. Arayışlarını sürdürürken bir yandan da çizgi romanı hazırlayıp gazetede yayınlamaya başlar. Fakat Sadi'nin bilmediği bir şey vardır ki, çok eskiden yaşanmış artık kimseye bir zararı yok sandığı bu hikâyede bahsedilen yangının külleri yeniden alev almış, şehrin uzak semtlerinde üzerlerinde duman tütmeye başlamıştır. Fakat Sadi'nin tek derdi kırk yıl öncesine ait bu hikâyenin neticesini öğrenmek değildir. Çalıştığı gazetenin ekonomi servisi muhabirlerinden Fani'yi gizlice sevmekte ve ona açılmanın yollarını aramaktadır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder