23 Ekim 2013 Çarşamba

MEHMET MOLLAOSMANOĞLU - ATAHUNALP URUMGALATLI’nın aMeL DeFTeRi

M. Mollaosmanoğlu inşaat mühendisi ve Antalya’da yaşıyor, 2000 yılından itibaren mühendislik ve yazarlığı birlikte yürütüyor... bu kitaptan başka 7 tane romanı var, aksiyon-gerilim türünde  zaman zaman bilim kurguyu da andıran, bolca efsanelere kehanetlere dayanan öyküleri olan romanlar yazıyor... kitaplarında bu yıla kadar 2012 kehanetine çokça gönderme yapan yazar, bu son kitapta da 4. boyut vb. söylemlerle aynı doğrultuda devam ediyor...

ben yazarla 2008 yılında yayınladığı 3. kitabı ‘’Cennet Ayracı’’  ile tanıştım ve bu romanı çok sevince (halen en iyi romanı olduğunu düşünüyorum) diğerlerinden devam ederek toplam 6 kitabını okudum... bundan önce okuduğum romanı ‘’Kutsal Adalet’’ ten hiç hoşlanmayınca bu yazarı da burada bitirdiğime karar vermiştim... herkeste böyle midir bilemiyorum ama ben bazı yazarlarda belli bir doygunluğa ulaşıp bırakıyorum... artık ne yazarsa yazsın ilgimi çekmiyor, yazar kendini tüketiyor sanki... durum buyken bu son romanı neden okuduğuma gelirsek tek açıklama Nikola Tesla olur... zaten romanın tek cazip yanı bu... Tesla benim ilgimi fazlasıyla çeker o yüzden kitap tanıtımında görünce hiç düşünmeden aldım... amma ve lakin daha önce verdiğim karar doğruymuş bıraktığım yerde kalmalıymışım... Tesla hakkında internetten bulunan birkaç bilgiyi satır aralarına -önemli bir bilgi veriyormuşcasına- serpiştirip üstelik birde romandaki kişilerle akrabalık bağları kurup bu büyük dahiyi harcadığı gibi romanın kalanını da diğer kitaplarındaki klasik aksiyon-gerilimin kötü bir tekrarı şeklinde kurgulayarak tamamlamış... tüm kitapları gibi bu da kolay okunuyor, akıcı, merak dozunu iyi ayarlayan bir roman ama kendi adıma boşa zaman harcadığımı düşünüyorum...

son olarak Tesla hakkında doğru düzgün bir roman okumak isterseniz ‘’Samanta Hunt’un Tesla’nın Kutusu’’ kitabını öneririm...

Yazar: Mehmet Mollaosmanoğlu
Sayfa Sayısı : 504
Basım Yılı : 2013
Yayınevi : Profil

Bir gün kendiniz olmadığınızı, hafıza nakliyle bir başkasının geçmişini yaşadığınızı anladınız. Bitmedi... Bu nakledilen hafıza en büyük düşmanınızındı ve bir sırra ulaşmak istiyordunuz... Üstelik siz düşmanınıza dönüşeceğinizi asla tahmin edememiştiniz. Artık karşınızdaki düşman, nakilden önceki sizsiniz.

Aklınız karıştı değil mi?

Akıl oyunlarına başlamadan önce neler olmuştu bir bakalım:

Hepsi 1913 yılının Şubat ayında Nikola Tesla'nın bir konferans için İstanbul'a gelmesiyle başladı. Aynı gün onu davet eden Tıp Doktoru Atahunalp Urumgalatlı buz tutmuş Haliç'in üzerinde yürürken buz kırıldı ve soğuk sulara gömüldü...

2015 yılının aynı gününde bir adam ıssız bir sahilde gözünü açtı. Hafızası yoktu ve çıplaktı... Arkadaki kayalığın zirvesindeki deniz fenerine ulaştığında kimliğini ve ailesini öğrendi. Adı Atahunalp Urumgalatlı'ydı, ailesi yakın bir çiftlikte yaşıyordu.

Bu kadar ıssız bir yerde çiftlik olmasının garipliği bir yana yedi kişilik ailesinin genetik bir hastalık olan hafıza zayıflığıyla boğuştuğunu öğrendiğinde geçmişinin peşine düşmekten başka çaresi kalmadığını anladı.

Peki, geçmiş neredeydi? 1913 yılında kırılan buzlarda mı, yoksa 2015 yılında gözünü açtığı ıssız sahilde mi?

Önce kendinin kim olduğunu bulmalıydı!

17 Ekim 2013 Perşembe

MICHEL HOUELLEBECQ - TEMEL PARÇACIKLAR

Bu kitap çok acayip... oysa ki kitabı seçerken çok umutluydum iyi çıkacak diye... maalesef öyle olmadı... iki kardeşin hikayesi gibi gözüküyorsa da 60-70’li yılların ''özgür ruhçuluğunun'' şekillendirdiği bir toplumun ve en geniş halkada da insanın bencilliğinin, kötülüğünün hikayesi... ama yazar bunu anlatmak için ekzantrik bir yol seçmiş... çok dolambaçlı bir şekilde anlatıyor... ruh sağlığı ciddi olarak bozuk iki kardeş, biri had safhada seks takıntılı başarısız bir tip, diğeri ise moleküler biyolojide bir deha ama insanlarla hiçbir iletişimi olmayan aseksüel bir kişi... bu durumlarını babalarının hiç ortada olmamasına, annelerinin ilgisizliğine ve onunda zeki ama sorunlu biri olmasına bağlıyor yazar (kitabın otobiyografik bir yanı da var gibi) ama büyük anneleri her iki çocuğu da sevgi ve alaka ile büyütüyor, dolayısıyla bu açıklama tek başına yeterli değil...

Ana karakterlerin problemi bu ama kitabın acayip olması buradan kaynaklanmıyor... romanın yarısından fazlası Bruno’nun seks hikayelerinden oluşuyor o kadar uzun uzun, o kadar aynı cümlelerle yazılıyor ki içinizden ‘’yeter artık’’ diye bağırıyorsunuz... diğer yarısını da çoğunu pek anlamadığınız bilimsel açıklamalar oluşturuyor, Einstein-Podolsky-Rosen paradoksundan Bohr’a, Heisenberg’e birçok fizikçi ile Thomas Mann’dan Marcel Proust’a birçok yazardan söz ediliyor (ki hem fizikçiler hemde yazarlar çok ilgimi çeker ama bu romandaki anlatımı sevmedim)... alakasız konular arasında sürekli savrulup duruyorsunuz... tek iyi yanı roman akıcılığını kaybetmiyor sadece bilimsel konulardan bahsedilen bölümlerde bazen bir kere daha okumak zorunda kalıyorsunuz...

Buraya kadar yazdıklarımdan anladığınız üzere romandan hiç hoşlanmadım ta ki son birkaç sayfaya kadar... kitabın sonunu çok ilginç bir şekilde bitirdi, gerçi o sayfaları da o kadar karman çorman yazmış ki doğru mu anladım diye iki kere okumak zorunda kaldım ama itiraf edeyim finali çok beğendim hatta tam o noktadan başlayıp yeni bir roman yazılsa (mümkünse başka biri tarafından) çok iyi olur...

Yazar: Michel Houellebecq
Çevirmen: Osman Senemoğlu
Sayfa Sayısı :312
Basım Yılı : 2013
Yayınevi : Can

İki üvey kardeş, iki farklı yaşam ve aşk anlayışı... Başarılı bir moleküler biyolog, matematiksel yaklaşımıyla insan sevgisinden ve cinsellikten uzak yaşayan Michel; vasat bir edebiyat öğretmeni, cinsel hazzın peşinden koşan, seks takıntılı Bruno. 

Üzerlerindeyse, özgürlük ve aşkın peşinden koşarak Amerika'ya giderken, çocuklarını büyükannelerine bırakan ve bu iki anti kahramanın travmalarının sorumlusu bir annenin gölgesi. 
Birbirlerinin varlığından haberdar olmaksızın, büyükanneleri tarafından dış dünyadan korunarak yetiştirilen ve rastlantılar sonucunda karşılaşan taban tabana zıt iki kardeş ve onların âşık oldukları kadınlarla daha da çetrefil bir hal alan hayatları.
Michel ve Bruno'nun hayat karşısındaki başarısızlıkları, bencilliği aşan değerler yaratamayan tüketim toplumunun ve toplumsal olarak yıkıcı bir hal alan narsisizmin başarısızlığına bir yanıt sanki. Houellebecq'in yeni binyılın hemen öncesinde kaleme aldığı, insan ilişkilerine karamsar bir gerçekçilikle yaklaşan bu roman yayımlandığında, gerek dili gerek bazı temel meselelere alışılmışın dışındaki yaklaşımıyla, dünyada adeta bir manevi kaos yarattı; 2000'lerin insanını, yeni Frankenstein olarak kendi kendisiyle tanıştırdı. 

5 Ekim 2013 Cumartesi

RAYMOND E. FEIST - DELİ TANRININ GAZABI

Karanlık Savaş Efsanesi -3

Bir serinin son kitabından yorumlamaya başlamak çok anlamlı olmasa da üç kitapta da anlatılan hikayeyi özetlemeye çalışacağım...  ben yazar ile Gölgeler Meclisi serisi (3 kitap) ile tanıştım.. bu sefer konumuz olan Karanlık Savaş Efsanesi serisi ile de en azından kahramanlar açısından bağlantılıydı...

Konu ana hatlarıyla iyi-kötü, karanlık-aydınlık, siyah-beyaz  kuvvetlerin mücadelesi... bildiğimiz dünyada olan şeyler yani... fantastik bir dünyada insanların yanı sıra bir sürü değişik ırk, büyücüler, efsuncular, çok sayıda tanrı, krallar, generaller üzerinden anlatılıyor... Midkemia ve Kelewan insanlarında yaşadığı bildiğimiz dünyaya benzer olan yerler ve başka bir alemden (bu arada bir sürü paralel evren konu ediliyor) gelen kötü yaratıklarla işgal edilip yok edilmeye çalışılıyor... krallar ordularıyla, büyücüler sahip oldukları tüm yetenekleriyle bu işgali engellemeye çalışıyorlar, tüm bu mücadeleye birde tanrılar müdahil olunca işler iyice karmaşıklaşıyor... yazar çok bilindik bir konuyu çok güzel ve değişik bir kurguyla anlatıyor bir yandan da bizim dünyamızdaki ilişkilere ve olaylara da azami ölçüde benzeştiriyor... bu tanıdıklık da hoşunuza gidiyor...  yazarın okuduğum iki serisini de çok sevdim, bir kitap biter bitmez acaba devamı ne zaman çıkacak diye beklemeye başlıyordum...

Sadece fantastik edebiyatta merak ettiğim neden yazarlar tıpkı dünyadaki gibi savaşlar çekişmeler hikayesi anlatıyorlar... iyiyi anlatabilmek için mutlaka kötü olması şart mı? tamamen iyilikten, mutluluktan oluşacak (en azından içinde savaş geçmeyen) bir ütopya yazılamaz mı acaba? belki de insan doğasını anlatan bu sözde olduğu gibi yazarlarında yapacağı bir şey yoktur...''İyilik içinde birbirinize benzersiniz. Oysa kimi kim yapan kötülüğüdür.'' (Sabâ Altınsay Benim Hiç Suçum Yok romanından )

Son olarak fantastik edebiyata meraklıysanız Raymond Feist’i ve bu iki seri kitabı hararetle öneririm...

Yazar: Raymond E. Feist
Çevirmen: Yosun Erdemli-Ozancan Demirışık
Sayfa Sayısı :480
Basım Yılı : 2013
Yayınevi :İthaki

 kurgunun ustalarından Raymond E. , Karanlık Savaş Efsanesi’nin üçüncü ve son kitabıyla karşımızda…

 “Hepiniz Gedik Savaşı’nın neden patlak verdiğini biliyorsunuz. Dolayısıyla, zaten bildiğiniz bir şey hakkında size vaaz vermeyeceğim. Politik kazanç için, ganimetten gelecek zenginlik için, zafer imtiyazları için gerçekleştirilecek bir istila değil bu. Bildiğimiz türde bir savaştan da bahsetmiyoruz. Sıradan bir istila değil, bu dünyadaki her bir hayat formunu büsbütün yok edecek bir sömürge sürecinin başlangıcı söz konusu.”
Midkemia ve Kelewan'ın kaderi kimin elinde?
Kudretli büyücü Pug ve Gölgeler Meclisi, Leso Varen ve deli tanrının gazabıyla mücadele etmeyi başarabilecek mi?
Gece Şahinlerinin Uçuşu ile başlayan, Karanlık Bir Diyara Doğru ile devam eden efsanenin son perdesi bu kitapta!