13 Mayıs 2014 Salı

TAYFUN PİRSELİMOĞLU - Kerr

Bu seferki kitap inanılmaz... olağanüstü bir anlatımı var... tanıtımda da denildiği gibi gerçekten hüzünlü, dev bir alegori...

Ve bu alegorik hikaye, kahramanımız Cezmi Kara’nın pek fazla ilişkisi olmadığı babasının cenazesi için çocukluğunu geçirdiği şehre gelmesi ile başlıyor... babasını defnettikten sonra tam şehirden ayrılacakken bir cinayete tanık oluyor ve uğradığı şoka rağmen karakola giderek durumu bildiriyor... normalde Cezmi Kara için olayın burada bitmesi gerekirken her şey şirazesinden çıkıyor ve kendisini hiçbir şekilde anlamlandıramadığı olayların içinde/insanların arasında buluyor... bir noktadan sonra ise neden şaşırdığına bile şaşıracağı duruma geliyor...

Ön planda Cezmi Kara’yı takip ederken arkasında ise memleketin durumunu görüyoruz, asıl hikayede o zaten... yazar bu konuda çok başarılı, kendimi ‘’evet ya tam da öyleydi’’ şeklinde düşünürken buldum... ayrıca kitabın başı ile sonunda ‘’kader mi özgür irade mi’’ sorusu da ortaya konuluyor ve sizi başka bir sorgulama ile baş başa bırakıyor...

Özetle romanın çok sürükleyici bir anlatımı, dikkat çekici bir konusu var, elinizden bırakmak istemiyorsunuz... mutlaka okuyun... 

Kitapta en sevdiğim paragraf ise şu; 

''Bu garip, her şeyin birbirinin içine girdiği memlekette, olabilecek bütün ihtimallerden daha fazla ihtimalin bulunduğu, her şeyin müphem, her şeyin her şeyde mündemiç olduğu memlekette, her ipin ucunun bir başka ipe bağlı olduğu, her ipin ikiden fazla ucu olduğu, olana bitene mana arayanların biçare kaldığı bu memlekette, kimsenin kendisi olmadığı, herkesin başkası olduğu bu memlekette Cezmi Kara'nın tuhaf kaderinin değişmemesini asla anlayamıyorum''

Yazar:  Tayfun Pirselimoğlu
Sayfa Sayısı : 256
Basım Yılı : 2014
Yayınevi : İthaki

Bir yanda bombardımanlar, katliamlar, cinayetler, işkenceler, kayıplar, faili meçhuller altında inleyen, acı çeken bir ülke ve insanlar… Öte yandaysa tüm bunlara tanık olan, olaylar hızlandıkça, geliştikçe derin uykulara dalan bir adam! Sanıldığının aksine, mesele kolayca hepimiz suçluyuz demek değil, kaldı ki öyle de değil zaten; mesele önce nasıl tanıklık ettiğimizi ve ardından hangi bireysel siyasi, felsefi, iktisadi ve ahlaki saiklerle katile ortak olduğumuzu anlamaktır… Zira tekerrür eden tarih değil, işte bu(biçim)dur!
Aziz Pavlus’u duyabiliyor musun: Yasa, kâğıda ya da bedene yazılandır, Yasa/Yazı insanı aklayamaz, diyor ey okur! “Mesih’le birlikte çarmıha gerildim. Artık ben yaşamıyorum, Mesih bende yaşıyor. Şimdi bedende sürdürdüğüm yaşamı, beni seven ve benim için kendini feda eden Tanrı Oğlu’na imanla sürdürüyorum. Tanrı’nın lütfunu geçersiz saymış değilim. Çünkü aklanma Yasa aracılığıyla sağlanabilseydi, o zaman Mesih boş yere ölmüş olurdu.”
Kayıp Şahıslar Albümü’nün yazarı Tayfun Pirselimoğlu büyük bir alegori ve ironi ustasıdır. İlk ve son bölümleri Kayıp Şahıslar Albümü’nün aynı, “ortası” farklı olan bu son romanı Kerr’se hüzünlü, dev bir alegori... Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, Türkiye gerçeğinin böylesine ustaca romanlaştırıldığı ve alegorileştirildiği pek az iyi roman vardır Türkçede. İyi okumalar…
-Ahmet ÖZ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder