15 Temmuz 2014 Salı

JOHN FOWLES - Fransız Teğmenin Kadını

Bu romanı yıllar önce okumaya karar vermiştim ama bazen planlamak ile yapmak aynı zamana denk gelmiyor... ve muhteşem bir romanmış... son zamanlarda ‘’yüzyılın en iyi romanı sayılıyor’’ ibaresini görünce tereddütlü yaklaşıyorum ama bu kitap bu sözü fazlasıyla hak ediyor... tabii yazarı da...  

Kitap (1969 yılında yazılmış) ilk bakışta bir aşk romanı gibi gözükse de aslında bir dönemi (Viktorya Çağı) anlatıyor tüm sosyal, dini ve kültürel ögeleriyle... yazarın olağanüstü bir üslubu var oldukça detaylı yazıyor ama sizi hiç sıkmadığı gibi müstehzi anlatımı da  hikayeden daha fazla hoşlanmanızı sağlıyor, arada çağımız ile kıyaslama yapıyor bu da ayrı bir bakış açısı yaratıyor... özellikle üstü örtülü de olsa bu mizahi anlatım çok hoşuma gitti... hem o dönemi hem İngiliz toplumunu çekinmeden yerden yere vurabiliyor kendi ülkesi olmasına rağmen...

Hikaye 1867 yılında geçiyor, paleontolog olan Charles varlıklı bir kişi olup, yaşlı ve çocuksuz amcasının ölümünden sonra bir de soyluluk ünvanına sahip olacak çağının ilerisinde gibi gözüken bir aristokrattır... kendinden epeyce küçük, çok zengin bir tüccarın kızı ile nişanlıdır... yazar Charles’ı ve onun üzerinden tüm toplumu roman boyunca didik didik inceliyor... bu kişi hakkında en büyük korkularından, sevinçlerine, umutlarından, fikirlerinden, yapmak istediklerine kadar her şeyi öğreniyoruz tabii aynı şekilde toplumunda tüm detaylarını... Fowles Viktorya çağını ‘’dinin toplumun üzerine boca edildiği’’ bir dönem olarak tanımlıyor, bunun karşısında da Darwin var ‘’ Türlerin Kökeni’’ni 1859 yılında yazmış ve anlatılan yılda fazlasıyla ilgi görüyor, Charles’da kendini Darwin’e yakın hissediyor... özetle kitapta bir de din / bilim çatışması anlatılıyor... Charles nişanlısıyla gittiği Lyme’da  toplum dışına itilmiş bir kadın olan Sarah ile tanışıyor ve toplumun kadına bakış açısından hoşlanmadığı için başlangıçta yardım niyetiyle başladığı ilişki Sarah’nın gizemli kişiliğinin etkisiyle ona aşık olmasıyla sonuçlanıyor ve olay da ondan sonra başlıyor... yazar Sarah’nın ruh dünyasını çok detaylı anlatmıyor sadece dışarıdan bakıldığında görünen ile yetiniyor ve Sarah romanın sonuna kadar gizemini koruyor...  

Yazarın hikayenin sonunu okuyucuya bırakacağını düşünmüştüm ama Fowles daha iyisini yapıp 3 adet son yazmış... ilki geleneksel İngiliz toplumuna ve her ne kadar kendisi kabul etmeyecek gibi görünse de Charles’a uygun bir son, ki en gerçekçi olanı buydu... ikincisi okuyucuya sempatik gelen nispeten duygusal bir son... üçüncüsü ise yazarın kendisinin istediği, o dönem kadınını daha aktif gösterecek, olması gereken son...  üçü de mükemmeldi ve siz kendi tercihinize göre bir son seçebilirsiniz... yazar birde bu romanda hem kendini romana dahil ediyor hem de karakterlerin kendi sonlarına karar verme yetkisi var şeklinde bir görüşü beyan ediyordu...

Velhasıl muhteşem bir roman bu siz benim kadar gecikmeden okuyun mutlaka...

Son olarak kitaptan dikkatimi çeken bir kaç paragraf yazayım;

‘’Çağımızın sözde en büyük tasası zaman kıtlığıdır. Toplumlarımızdaki zeka ve paranın son derece büyük bölümünü işleri daha hızlı yapmak için harcamamızın nedeni, bilime ve bilgeliğe karşı duyduğumuz çıkar tanımaz sevgi değil, budur; insanoğlunun nihai amacı mükemmel insanlığa değil de şimşek olup çakmaya, ışık hızına ulaşmaktır adeta. Ama Charles ve hemen hemen bütün çağdaşları ve sosyal eşitleri için varoluşun üzerindeki tempo işareti kesinlikle adagio’ydu. Mesele insanın yapmak istediği her şeyi sahip olduğu zaman sığdırması değil, önünde uzanan uçsuz bucaksız boş zaman revaklarını yaptığı işi uzatarak doldurmasıydı. Günümüzde en sık rastlanan zenginlik belirtilerinden biri yıkıcılık nevrozudur; onun çağındaysa dinginliğin getirdiği sıkıntıydı’’ (sf: 17)

‘’Yükselen İngiliz İmparatorluğunun en çiğ ve küstah yönleri bu kadının kişiliğinde toplanmıştı sanki. Adaletten anladığı yegane şey, kendisinin haklı olduğuydu; yönetmekten de münasebetsiz uyruklarını öfkeyle topa tutmayı anlıyordu’’ (sf: 25)

‘’İletişimin gitgide artması insanlık için iyi olmuş olabilir. Ama ben zındıklık yapıp buna inanmıyorum, atalarmızın yalıtılmışlığını, tıpkı daha fazla mekandan yararlanabilmeleri gibi imrenilecek bir şey olarak görüyorum. Artık dünya hayatımıza çok  fazla karışıyor’’(sf: 136)

‘’Zamana dair o büyük insani yanılsamayı olduğu gibi görmüştü; yani zamanın gerçekliğinin bir yolunkine benzediğinin yanılsamasını –insanın gelmiş olduğu ve gideceği yerleri gördüğü bir yol- oysa zaman daha çok bir odaya benziyordu aslında: Yani bize çok yakın olduğu için genellikle görmeyi başaramadığımız bir şimdi’’(sf: 324)

Yazar:  John Fowles
Çevirmen: Aslı Biçen
Sayfa Sayısı : 464
Basım Yılı : 2013 (9. Baskı)
Yayınevi : Ayrıntı

İngiliz edebiyatının yaşayan belki de en büyük ustası olan John Fowles, anlatı kurmaktaki mahareti, çarpıcı üslubu ve deneyciliğiyle dikkati çeken bir yazar. Hiç abartmadan yüzyılın en iyi romanları arasında sayabileceğimiz Fransız Teğmenin Kadını'nda bu özellikler mükemmel bir bileşime ulaşıyor. Bir kere olağanüstü başarılı bir atmosfer yaratıyor yazar; Viktorya döneminde yaşamanın ne anlama geldiğini bütün netliğiyle ortaya seriyor. Sonra eşine az rastlanır bir gizem yaratıyor; kitap bittiğinde bile gizeminden bir şey kaybetmeyen bir gizem bu. Ve nihayet bilgeliğine sizi hemen ikna eden bilge ve son derece zeki bir denemeci üslubuyla varoluşçuluğun "sahicilik" ve özgürlük arayan insan soyutlamasını ete kemiğe büründürüyor; ama tanrı anlatıcı rolünü de sorgulamaktan geri kalmıyor.
Fowles dünya tarihinin en tutucu dönemlerinden biri olan, her şeyin ve özellikle de edebiyatın sıkı kurallara ve "görev" bilincine bağlı olduğu Viktorya çağından aykırı bir aşk öyküsüyle sesleniyor okura. Roman başarısını büyük ölçüde nefis diyaloglarına ve iki karakter arasındaki gerilime borçlu. Kadınların "görev"lerinin boyun eğme ve çocuk yapmayla sınırlı olduğu bir dönemde, romanın kadın kahramanı Sarah, inanılmaz sezgi gücü, özgürlüğe olan tutkusu ve estetik olana duyduğu sevgiyle hemen romanın çekim merkezine yerleşiyor. Toplumsal kodları umursamaksızın sevmek neyi gerektiriyorsa onu yapmaktan kaçınmayan özgür bir kadın Sarah. Erkek kahraman Charles ise görmüş geçirmiş bir aristokrat; ama görmüş geçirmişlikle bir aristokrattan beklenenler arasındaki dengeyi tutturmakta zorlanan biri. Sarah'yla tanıştıktan sonra bu bıçak sırtındaki denge darmadağın olur. Charles, çağının toplumsal statüsünün, eş dost çevresinin talepleri ile yolu aşktan geçen Aşkınlık ve Sahicilik, tek kelimeyle Özgürlük arayışı arasında bir seçim yapmak zorunda kalır...

Roman okumanın benzersiz hazzından haberdar olanlar, Nabokov'un deyimiyle "belkemiğini titreten" kitaplar okumayı özleyenler ve sahici bir aşk yolculuğuna çıkmak isteyenler için... "Fransız Teğmenin Kadını yalnız bu yüzyıl yazılmış en iyi tarihi romanlardan biri değil, hayatta okuduğum en esrarlı ve mantıklı aşk romanı da... Okuyun..."
Orhan Pamuk

3 yorum:

  1. john fowles. benim ilk beş'imde ya. korkunç koleksiyoncu, büyücü ve diğer kitapları. ingiltereli, dorset diye bi yerde yaşıyo. gidicem görcem işallah bigün :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Büyücü benimde listemde var, hakikaten Fowles çok iyi...
      inşallah bir gün gidersiniz :) bende Japonya'ya Murakami'yi görmeye mi gitsem acaba :)

      Sil
  2. Büyücü yü bende sahaftan aldım henüz okumadım. Fransız Teğmenin Kadını nı okudum. Yukarıda yazmış olduğun gibi muhteşem bir eser. Çok geç kalınmadan okunmalı.

    YanıtlaSil