16 Eylül 2014 Salı

STEFAN ZWEIG - BALZAC

BİR YAŞAMÖYKÜSÜ

S. Zweig’in biyografilerinden okumaya devam ediyorum, daha önce burada ‘’Erasmus’’ ve ‘’Montaigne’’ni yorumlamıştım bu seferki ise büyük yazar Balzac...

Zweig, büyük bir Balzac (1799-1850) hayranı olarak bu esere hazırlık amacıyla on yıl elyazmaları üzerinde çalışmış, ‘’Büyük Balzac’’ adını vereceği bu eserinin bir başyapıt olacağını planlamış, ancak 1942 yılındaki intiharının ardından bu konuya ilişkin  600 sayfalık almanca elyazması,  2000 sayfa not ve 40 tane altı çizili kitap bırakmış (tıpkı Balzac’ın büyük eseri İnsanlık Komedyasını tamamlayamaması gibi Zweig’de bu eserini bitirememiştir) ve yayıncısı tarafından tamamlanarak 1946 yılında basılmıştır... Zweig bu çalışmasından önce ‘’Üç Büyük Usta; Balzac, Dickens, Dostoyevski’’ eserinde özet bir Balzac biyografisi yayımlamışsa da bu seferki tam bir başyapıt... yayıncısı R. Friedenthal’in kitaba yazdığı sonsözde  Zweig’in ölümünden sonra kendisine teslim edilen materyali incelediğinde bir fragmanla karşılaşacağını düşündüğünü, ancak tamamlanmış bir kitap bulduğunu, yalnızca son bölümü kendisinin bitirdiğini belirtmektedir...

Gelelim kitaba;
Çok büyük bir enerjisi ve hayalgücü olan Balzac aslında sadece ünlü ve zengin olmak istiyordu. Ancak Werther ve Götz von Berlichingenin başarısından sonra bile Goethe eşsiz yeteneğinin edebiyat olduğundan ne kadar az eminse, Balzac da Tılsımlı Deriye kadar, hatta sonrasında da gerçek uğraşısının edebiyat olduğundan o kadar az emindir. Balzac aslında, dehasını her biçimde ortaya koyabilecek o büyük dehalardandır; ikinci bir Mirabeau, bir Talleyrand, ikinci bir Napoléon, büyük bir dolandırıcı, bütün resim tüccarlarının kralı, en usta spekülatör olacak güçtedir. (...) Edebiyat eserleri yaratmak onun için ne bir zorunluluktu ne de yüklendiği bir misyondu. Yazmayı sadece isteklerini gerçekleştirmek, para ve şöhret kazanıp dünyaya hakim olabilmek için değerlendirilebileceği sayısız olanaktan biri olarak görüyordu. (...) Balzac’ın gerçek dehası iradesinde saklıydı. Bu iradenin enerjisini tam da edebiyatın özüne boşaltmasına rastlantı da denebilir, yazgı da. (sf.161)

Sürekli aristokrat zengin bir kadından bir başkasına koşmuş, çoğuyla evlenmeye çalışmış, o olmayınca  neredeyse istisnasız hepsini kendisine büyük borç kalarak batırdığı çok sayıda iş kurmuş, hiç bıkmamıştır. Balzac, üzerine nasıl bir yük, ne kadar yıpratıcı bir görev aldığını daha şöhretinin başında sezmiş olması gerektir. Karşı koymuş, bu görevden kaçmaya çalışmıştır. Kendisini bir hamleyle bu hapishaneden kurtaracak mucizeyi her zaman bekleyecek, spekülasyonlarla  vurgunlar yapmayı, zengin bir kadın ile karşılaşmayı, kaderin sihirli değnek değmişçesine değişmesini hayal edecektir durmadan. Ancak bu kaçış hakkı ona bahşedilmediği, aksine yaratmakla yükümlü olduğu için, sahip olduğu o olağanüstü enerji o güne kadar edebiyatta hiç görülmeyen boyutlarda etkili olmak zorunda kalacaktır. Ölçüsü ölçüsüzlük, sınırı sınırsızlık olacaktır. (sf.164)

Çok kaba saba bir görüntüsü vardır kıyafetleri rüküş ve özentisizdir sürekli onunla ilgili alay eden karikatürler yayınlanmakta, Victor Hugo ve George Sand hariç çağdaşı yazarlar tarafından dışlanmaktadır. Yaşadığı asıl hayat günlük dünyada değil, kendi yarattığı dünyadadır; gerçek Balzac’ı çalıştığı zindanın duvarından başka hiç kimse tanımamış, gözlemlememiş, dinlememiştir. Gerçek yaşamöyküsünü çağdaşlarından hiçbirisi yazamamış, onun yerine bunu eserleri yapmıştır. (sf.204)

Geceyarısından sabahın altısına kadar yazmakta, sonra bir bütün gün önce yazdıklarının düzeltmesini yapmakta saat 20:00’de uyuyup gece yarısı yeniden yazmaya başlamaktadır. Balzac bazı eserlerinin provalarını onbeş onaltı kez düzeltmiştir ve yirmi yıl içinde yetmişbeş romanını, bütün öykü ve taslaklarını bir kez yazmakla kalmadığı, aksine eserlerinin son şeklini alabilmesi için bu muazzam çabanın yedi katını, on katını, harcadığı düşünülürse, Balzac’ın yeryüzünde başka hiçbir şeyle kıyaslanamayacak üretim gücü hakkında bir fikir edinilebilir. (sf.216)

Kendi gençliğini, en içten hırsını ve düşüncelerini yansıttığı Louis Lambert  kişiliğinde Balzac büyük bir işe girişmiştir. (...) Aynı anda hem ‘’imkansızı isteyen’’ hem de bilgi isteğinin aşırılığında yok olan bir Louis Lambert tasarımının, Balzac’ın bilinçli veya bilinçsizce yarıştığı Faust ile aynı kefeye konulması pek de abartılı olmaz. Ancak aradaki vahim fark, Goethe’nin Faust için yaşamının altmış yılını vermesi, buna karşılık Balzac’ın altı hafta içinde bitmiş müsveddeleri yayıncı Gosselin’e teslim etmek zorunda olmasıdır. (...) Yüzeysel sonu ile tamamlanmamış bu eser, yine de Balzac’ın kaleminin en dahiyane karalaması olarak kalır ve onun düşünsel hırsının eserleri içindeki zirvesini oluşturur. (sf. 243-244)

Balzac’ın yatırımları hep olumsuz sonuçlanmıştır ama ondan sonra bu alanlarda işe devam edenler hep kazanmıştır. Balzac’ın sezgileri hep doğrudur, ama bu sezgi kendini her zaman sadece sanatçıya ihsan eder ve kendi asıl etki alanını geçmeye çalıştığı an, onu yanıltır. Balzac hayalgücünü işe çevirdiğinde, ona yüzbinlerce frank ve ayrıca ölümsüz eserler verir; ancak hayallerini paraya çevirmek istediğinde, sonucu sadece borç ve bununla birlikte on katı, yüz katı iş olur. (sf. 405- 406)

Ve yazar olarak çağdaşı olan herkesle yarışabileceği haklı olarak söylenebilecekken,(...) neredeyse hiç parası yokken kendine bir Louvre döşemeyi istemesi, tam bir budalalıktır. Balzac’ın yaşamının ortasından geçen ince bir çizgi her zaman akıllılık ile deliliği birbirinden ayırır. (sf. 486)

Yani Balzac hem bir deha, hem azami hızda çalışan bir makina, hem daldan dala konan bir hayalperest, hem coşkulu bir çocuk özetle çok çok istisnai bir kişiliktir, Zweig’de kitabında bunu çok iyi yansıtmıştır... okurken Balzac’ın tüm coşkusunu görebiliyor sanki kanlı canlı karşınızda duruyor gibi hissediyorsunuz, onunla birlikte borçlarını ödemeye çalışıyor, icra memurlarından kaçıyor, sabahlara kadar romanlarını yazıyor, sevgililerine, dostlarına sayfalarca mektup gönderiyorsunuz... sanırım Zweig’in de başka büyük bir usta olması bu demek...  tabii ki kaçırmayın mutlaka okuyun...

Yazar:  Stefan Zweig
Çevirmen: Şebnem Sunar-Yeşim Tükel Kılıç
Sayfa Sayısı : 567
Basım Yılı : 2011 (2. Baskı)
Yayınevi :Can

Belki de ilk gençlik dönemlerimden bu yana beni meşgul eden büyük bir eser yazmayı denerim —Balzac hakkında kalın bir kitap, bir yaşamöyküsü ve eleştiri. Muhtemelen üç, hatta dört yıl gerektireceğini biliyorum. Ama geriye kalıcı bir şey bırakmak istiyorum, on yıllarca etkisini yitirmeyecek bir eser ... Otuz yıldır Balzac okuyorum, hayranlığımdan hiçbir şey kaybetmeden tekrar tekrar okuyorum."

1939'da Toronto'dan New York'a bir tren yolculuğu sırasında Stefan Zweig'ın, dostu Romain Rolland'a, son büyük eseri Balzac hakkında yazdığı satırlar bunlar. Sürgünlük yaşamının son döneminde Zweig'la birlikte önce Amerika Birleşik Devletleri'ne, oradan da Brezilya'ya giden bu büyük eser, son noktasını ölümün koyduğu, bitmeyen bir başyapıt. Dostu Richard Friedenthal'in, Zweig'ın ölümünden sonra tamamlayıp ilk kez 1946'da Stockholm'de yayınladığı Balzac, bir büyük ustanın bir diğerine saygı duruşu...

2 yorum:

  1. bunu okudum ya. bunun benzerleri de var ya. üçer yazar vardı hatta. niçe de varduı. sahaflardan almıştım :)

    kırmızı kedi

    nihal yeğinobalı da sevdiklerimden :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nihal Yeğinobalı'yı ben de çok severim...

      Sil