31 Aralık 2014 Çarşamba

YENİ YIL


Mutlu Yıllar, Bol Kitaplı Günler Olsun...









Resimler Bakü Minyatür Kitap Müzesinden ve oldukça büyüterek çekmiştim, çoğunun gerçek halleri kibrit kutusu büyüklüğünde veya daha küçük...

30 Aralık 2014 Salı

GONÇALO M. TAVARES - BEYEFENDİLER

Şimdi nereden başlasam nasıl anlatsam? bilemiyorum... Tavares, Portekiz edebiyatının önemli, genç ve üretken yazarlarından, yirmiyi aşkın kitabı, çok sayıda ödülü var... başta Saramago olmak üzere bu işin duayenlerinden övgü üzerine övgü alıyor, yakın zamanda Nobel ödülünü alacağından bahsediliyor ve ‘’Portekizli Kafka’’ diye adlandırılıyor... ben de kolay yolu seçerek eh işte biraz karmaşık, uçuk kaçık yazıyor ama bu kadar da olur o kadar övgüyü boşa almıyor ya deyip işin içinden çıkabilirim... ama olay şu ki öyle hissetmiyorum...

İki yıl önce ‘’Kudüs’’ romanını okumuştum tek kelime ile ‘’deliliği’’ anlatıyordu... okurken uzun süre konsantre olamamış ama sonuna geldiğinde ne güzel okuyordum niye bitti şimdi diye düşünmüştüm... insanı iki arada bir derede bırakan bir romandı, yazarın olağanüstü hayal gücü ve zeka dolu yeteneği fazlasıyla belliydi ama yine de başka bir kitabını okumam diye düşünmüştüm... bu seferki romanı görünce de ilgimi çekti ama önce cesaret edemedim fakat bloglarda olumlu eleştirileri görünce dayanamadım ve buradayız...

Bu kitap 5 adet ilginç (bu kelime çok yetersiz kalıyor gerçi ama) erkeğin yapıp ettikleri ile aklından geçenleri anlatıyor... bir öykü kurgusu yok, cümleler peşi sıra yazılıyor... ama bu kadar karmaşık, bir yere ulaşmayan, insana hiçbir duygu vermeyen cümleye daha önce rastlamamıştım... ben herhangi bir kitabın karmaşık/anlaşılmaz olmasından şikayetçi değilim hatta böyle romanları seviyorum da sadece bu tip bir roman okuyorsam eğer yazarın bana okuduklarımı sevdirmesi gerekiyor... eğer hoşuma giderse hiç sorun yok tüm kitaplarını okurum... sanırım Tavares’teki sorun bu, anlattıklarının akıcılığını sağlıyor (sular seller gibi okuyorsunuz) ama hoşa gitme konusu boşta kalıyor... Kudüs romanını hariç tutuyorum onda kitabın sonunda bile olsa bunu sağlayabilmişti ama bu seferki kitapta maalesef başarılı değil...

Özetleyecek olursam tam ortada kalma durumu bu... yazardan bir daha okur muyum? hayır diyemiyorum bir başka kitabı çıkarsa muhtemelen yine okuyacağım ama hoşlanıyor muyum dersem cevabım hayır... sadece şunu net olarak söyleyebilirim eğer bu yazardan okumak istiyorsanız ‘’Kudüs’’ü seçin...

Yazar:  Gonçalo M. Tavares  
Çevirmen: İpek Gürsoy Kutluyüksel
Sayfa Sayısı :272
Basım Yılı : 2014
Yayınevi : Kırmızı Kedi

Kendine özgü mantığıyla Bay Valéry, ansiklopedi tutkusuyla Bay Henri, kara bir mizahla başarıyı ele alan Bay Brecht, özgün düşünme biçimiyle Bay Juarroz, yürüyüşe çıkmış matrak Bay Calvino ve ormandaki sadece kendisine ait kulübesinde Bay Walser... Gonçalo M. Tavares'in kaleminden dökülen entelektüel ve şiirsel harikalara Rachel Caiano'nun neşeli desenleri eşlik ediyor. Yazının beyefendilerinin mahallesi okurunu bekliyor.

"Gonçalo M. Tavares, hayalgücüne dayalı kurmacanın geçerli bağlarıyla ilişkisini kopararak ve benzersiz bir hayalgücüyle donanmış olarak Portekiz'in edebiyat sahnesine daldı. Tavares büyük bir ustalıkla çok özel bir dil kullanıyor, ve bu özel dili öyle bir uyguluyor ki onun artık bir kriter olduğunu söylemek -şimdilerde yeteneklerinin tadını çıkardığımız genç romancıları kesinlikle küçümsemiyorum- abartı sayılmaz; artık kurmaca yazında Gonçalo öncesi ve Gonçalo sonrasından söz ediliyor. Sanırım ona sunabileceğim en büyük övgü bu. Bence otuz yıl sonra, hatta belki daha da önce Nobel Ödülü'nü alacaktır, bu bir kehanet ama sanırım doğru çıkacak. Ancak ödülü aldığında onu kucaklamak için buralarda olamayacağıma üzülüyorum."
-José Saramago, Defterler-

"Gonçalo M. Tavares harika, portatif bir mahalle yaratmış. Bay Brecht ve arkadaşlarının yaşadığı, yiyip içtiği mahalle, şaşırtıcı özgünlükte bir yapıt."
-Enrique Vila Matas, El Pais-

28 Aralık 2014 Pazar

YAŞAR KEMAL - TANYERİ HOROZLARI

Bir Ada Hikayesi 3

Yorumlamaya serinin üçüncü kitabından devam ediyorum... İlk iki kitap mükemmeldi, hem savaşın vahşetini hem de (ütopik) cennet gibi bir adada yeniden hayata tutunmayı anlatan inanılmaz romanlardı... üçüncü kitaba geldiğimizde ise uygun adım giderken birden bire yerinde saymaya başlamışız gibi bir durum oluştu... bu sefer ki roman öncekilerin tekrarı gibi, adaya gelen birkaç yeni insan, adanın nimetlerinin (meyve ağaçları, bağlar, bal kovanları vb.) ekonomik olarak değerlendirilmesi ve savaşın psikolojik etkilerinden kurtulmaya çabalayan insanların durumundan başka yeni pek bir şey yok... bunlar da 2. kitaba eklenebilecek uzunlukta, yeni bir cilde pek gerek yokmuş bana göre... bu kitapta asıl yer tutan ilk romanlardaki Sarıkamış Faciasının (ve diğer savaşların) dönüp dönüp anlatılması... evet bunlar çok önemli olaylar ama zaten diğer kitaplarda yeteri kadar anlatılmıştı tekrar etmek fazla bir fark yaratmıyor daha çok hikayeyi kesintiye uğratıyor...

Şimdi son kitap nasıl diye epeyce merak etmeye başladım çok gecikmeden onu da okuyacağım... Bu roman için de şunu söyleyebilirim ki yazarın muhteşem anlatımıyla yine rahat okunuyor, sıkılmıyorsunuz ama 2. kitaptan sonra seriye devam edemezseniz çok bir şey kaçırmayacaksınız... hatta direkt son kitaba bile geçilebilir diye düşünüyorum... 

Yazar:  Yaşar Kemal
Sayfa Sayısı : 450
Basım Yılı : 2011 (8. Baskı) / 2002 (1. Baskı)
Yayınevi : YKY

Bir Ada Hikayesi dörtlüsü, savaşlardan, kırımlardan, sürgünlerden arta kalan insanların, Yunanistan'a gönderilen Rumların boşalttığı bir adada yeni bir yaşam kurma çabalarını konu alır. Umut romanın baş kahramanıdır. 

Tanyeri Horozları, yeni bir yaşam kurma çabası, korku, özlem, umut, sabır ve geçmişin acıları arasında, aşktan ve insan olmaktan duyulan sevincin romanıdır. Denize, adaya, insanlara duydukları aşkın geçmişin acılarıyla gölgelenmesine izin vermeyen, sevdalarını yüreklerinde sır gibi taşıyan adam gibi adamlar, kadın gibi kadınlar yüzlerini yeni bir hayata dönerler. 

"Yaşar Kemal, yirminci ve yirmi birinci yüzyıl yazınının en büyük romancılarından biridir." 
- Barry Tharaud, (A.B.D.) 

"Yaşar Kemal'in romanlarını okumak coşkular dünyasında bir mola zamanı gibidir."

24 Aralık 2014 Çarşamba

JEAN ECHENOZ - ŞİMŞEKLER

Nikola Tesla (1856-1943) alternatif akımın mucidi büyük dahi, bu kitap onu anlatıyor... Ben Tesla’yı hep çok inanılmaz bulmuşumdur, hem keşfettiği onca şey, hem zekası, hem sıradışı karakteri, hem dünyanın hakim sınıfları ve bilim çevresi tarafından unutturulmaya çalışılması, hem de ölümünden sonra çalışmalarına el konulup hala üzerinde çalışıldığı iddiası çok ilginçtir... Tabii en önemli çalışması Kablosuz Enerji İletişimi (20 adet ampulü kablo olmadan 25 mil uzaktan yakabildiği kayıtlara geçmiştir) de mucizevi bir projedir... ’bütün dünyaya istenildiği kadar, herkesin erişebileceği ve hiç kimsenin para vermeden kullanabileceği sınırsız enerjiyi üretmek. Bir tek onun bildiği öyle kalması gereken işlemlerle Gregor’un gelecekteki jeneratörü dışarıdan kaynak kullanmadan, fosil yakıtları çıkarmak için dünyanın karnını deşeceğiz diye yırtınmamıza gerek kalmadan, kendiliğinden işleyecek. Bütün zahmetler bitti: yeni sistemi sayesinde enerjinin geleceği özgür olacak.’’  Tabii bu durum ekonomik olarak dünyanın hakim sınıflarını rahatsız ettiği/edeceği için engellenilmiştir... hali hazırda bu konuda çalışan bilim adamları olsa da aynı nedenle bir sonuç alınıp alınılmayacağı belirsizliğini koruyor...

Tesla hakkında yazılmış kitapları okumadan duramıyorum bundan önce ‘’Samantha Hunt’un Tesla’nın Kutusu’’nu okudum, çok iyiydi... ‘’Şimşekler’’de inanılmaz... Tesla o kadar değişik bir karakter ki onun hakkında yazanlar biyografi şeklinde değil de roman olarak yazıyor... Bu sefer ki kitapta bir roman, hatta Tesla’yı ‘’Gregor’’ ismi ile yazmış diğer tarihi karakterler gerçek isimleriyle yer alıyor... Çok muzip bir anlatımla yazılmış (bu arada çevirmeni de kutlamak lazım), keyifle okuyorsunuz...

Gelelim kitabın yazarına; daha öncesinde adını hiç duymamıştım, Tesla’ya yoğunlaştığım için yazarı da hiç araştırmadım hatta kitabı okuyup bitirene kadar bir kadın yazar sanıyordum(!)... oysa ki Fransız edebiyatının ustalarından biriymiş ve türkçede yayımlanan başka kitapları da var...  tarzı çok hoşuma gitti diğer kitaplarına da bakacağım...

Sonuç olarak benim gibi Tesla merakınız varsa okursunuz zaten yoksa bile eğlenceli, bilgi edineceğiniz bir roman bu kaçırmayın mutlaka okuyun.

Yazar:  Jean Echenoz  
Çevirmen: Mehmet Emin Özcan
Sayfa Sayısı :112
Basım Yılı : 2014
Yayınevi :Helikopter

Şimşekler'de Echenoz, ampulden radyoya, röntgenden helikoptere, füzeden internete kadar bin bir türlü fikri öne sürmüş, alternatif akımı yaygınlaştırmış, bunlardan çoğunu başkalarına kaptırmış, takıntılarla dolu yaşamında bir türlü sosyal bir varlık olamamış ünlü mucit Nikola Tesla'yı anlatıyor. Sonraki yüzyılda teknoloji olarak kullanılacak ne var ne yoksa o bulur, ama bu icatları paraya çevirme konusunda yeteneksizdir. Şimşeklerle başlayan hayatı güvercinlerin arasında son bulur. Çaktırdığı şimşeklere karşın olukça düz bir yaşamı olan Tesla'yı ancak Flaubert ayarında bir yazar bu denli ironiyle anlatabilir, bir okuru ancak Flaubert bu denli kızdırabilir ve güldürebilir; edebiyat ehli bir okurun ağzı ancak böyle bir metin önünde açık kalabilir. MEÖ









Jean Echenoz


1999 Goncourt Ödülü (Ben Gidiyorum)
1989 Avrupa Edebiyat Ödülü (Lac)
1983 Médicis Ödülü (Cherokee)

Fransız yazar Jean Echenoz, 1947’de doğdu. Sosyoloji eğitimi gördü. Echenoz’un duru bir dil ve üslup haline getirdiği süssüz anlatımı, Fransız edebiyat çevreleri tarafından büyük ilgi ve takdir topladı. Fransa’da "Fransız edebiyatının son yıllarda yetiştirdiği en büyük ustalardan" sayılan Echenoz, 1983 yılında yazdığı "Cherokee" adlı romanıyla Médicis Ödülü’nü aldı. 1989’da yayımlanan "Lac" adlı eseriyle de Avrupa Edebiyat Ödülü’ne değer görüldü. Yazarın Doğan Kitapçılık tarafından yayımlanan Türkçe’deki ilk romanı "Ben Gidiyorum", 1999 yılında Fransa’nın en saygın edebiyat ödülü olan Goncourt’u kazandı.

20 Aralık 2014 Cumartesi

THOMAS MULLEN - SAPTIRICILAR

Son zamanlarda okuduğum bilim kurgulardan pek memnun değilim, İthaki’de bu konuda en iyisi olduğu için açıkçası işin içinden çıkamıyorum... bu nedenle bu kitabı okumak konusunda tereddütlüydüm ve yine bilim kurgu anlamında hüsran oldu ama kitap bütünüyle çok iyi olduğu için her hangi bir şey söyleyemiyorum... Gelecekten gelen ve kendi dünyalarını korumaya çalışan insanları görünce büyük beklenti ile aldım bu kitabı ama bilim kurgu bölümü tanıtımdaki kadar tüm roman içinde yüz sayfayı geçmiyor...

Asıl konu ise; ‘’Küresel Üst Aklın’’ güç ve iktidar için dünyaya hükmetmesi, ABD’nin tüm dünyayı savaşa sürüklemesi ile savaş karşıtlığı yapan aktivistlerin mücadelesi, CIA, NSA, FBI vb. teşkilatların uygulamaları ve birbirleriyle çekişmeleri, tüm devletlerin güvenlik bahanesiyle vatandaşlarını izlemeleri  ve giderek bunu artırmaları, bu durumun antidemokratik ülkelerde iktidar sahiplerinin diktatörlüklerini koruma amacına hizmet etmesi, sıradan insanların ya farkında olmadıkları ya da ellerinden bir şey gelmediği durumlardan oluşuyor.

‘’Biliyorum. Askeri bir bahane buldular ama aslında o bombaları atmalarının tek sebebi Hiroşima’dakilerin yeterince insan olmadığını düşünmeleriydi. Kendileri gibilere öyle davranmazlardı. Yaptıklarına tam olarak cinayet gözüyle bakmadılar. Daha ziyade .... yeni bir sayfa açıyorlardı.’’ 

‘’Bizi borçlarımızla, emeklilik primlerimizle ve gayrimenkul değerlerimizle kafesliyorlar. Hazzetmediğimiz şeylere katılmaya zorluyorlar. Çünkü Amerikalıyız ve bunları hak ediyoruz. Her şey bizim adımıza, bizim iyiliğimiz için yapılıyor ve bize de gülümseyip oylarımızla onlara teşekkür etmek kalıyor.’’

Özetle bu roman geleceği değil çığrından çıkmış ve düzelecek gibi de gözükmeyen şimdiki zamanı anlatıyor... yazar çok başarılı, ortada dönen pisliği heyecanını hiç kaybetmeyen çok güzel bir hikaye ile size okutuyor... Ben bundan böyle yazarı takip edeceğim, ‘’Dünya nereye gidiyor’’ diye bir düşünceniz var ise size de kaçırmayın okuyun diyorum...


Bitirmeden romana iki tane itirazım var onu da yazayım;
  • Gelecek kurgulayan tüm yazarlar artık meşhur bilim kurgu/distopya eserlerine öykünmekten vazgeçseler iyi olacak... evet Orwell, Bradbury, Zamyatin gibi büyük ustalara saygı göstermek adına yapıyorlar belki ama benim gibi tüm bu kitapları okuyanlara artık sıkıcı olmaya başladı... biraz daha çaba gösterip o büyük ustalar gibi yaratıcılık sergileseler iyi olur diye düşünüyorum... bu kitaptaki gelecek de 1984 ile Fahrenheit 451’in birleşiminden oluşuyordu açıkçası bana hiç cazip gelmedi.
  • Romanda hiç gerekmemesine rağmen çok kalabalık bir dipnot silsilesi var... Bunu kim akıl etmiş bilmiyorum ama dipnotların %95’i olmasa da olur... Örnek verecek olursam Starbucks, Converse, Pentagon ve benzeri birçok kelimenin yanına yıldız konularak açıklaması yapılmıştı, dünyada ve/veya ülkemizde bunları bilmeyen kaldı mı? keşke bilmeseydik hiç hayatımıza girmeseydi ama çok sıradan şeyler artık... ve bu dipnotlar o kadar çoktu ki hiç anlam  veremedim, yayınevi yeniden bir baskı yapacaksa bunları kaldırsa iyi olur. 

Yazar:  Thomas Mullen
Çevirmen: Cihan Karamancı
Sayfa Sayısı :528
Basım Yılı : 2014
Yayınevi :İthaki

Ödüllü yazar Thomas Mullen'dan 1984 ve Fahrenheit 451 gibi distopya klasiklerini hatırlatan yüksek tempolu bir roman.

Zed gelecekten -dünyanın sorunlarının çözüldüğü; açlığın, savaşın, ümitsizliğin olmadığı bir zamandan- gönderilmiş bir ajandır. Görevi o geleceği korumaktır. Tarihteki tüm felaketleri, özellikle de bizim zamanımızda gerçekleşen ve Zed'e ne pahasına olursa olsun savunması emredilen Büyük Facia'yı doğal akışına bırakması gerekse bile.

Zed'in görevi gözden düşmüş eski bir CIA ajanının, Irak'ta kaybettiği asker kardeşinin yasını tutan genç bir avukatın ve daha çok sayıda kişinin yaşantısını altüst edecektir. Peki şimdiki zaman, mükemmel geleceği bozmadan önce son görevini tamamlayabilecek midir?

Saptırıcılar günümüzün küresel krizlerine yeni bir bakış açısıyla yaklaşarak tarihin doğasını ve onu şekillendirmekteki rolümüzü ele alıyor. Bu roman Mullen'ı neslinin en heyecan verici ve hayal gücü kuvvetli yazarları arasına sokuyor.

"Jilet kadar keskin. Gücüyle ve alışılmadık güzelliğiyle vahşi olduğu kadar muazzam da." 
-Warren Ellis-

"Bu kadar eşsiz ve orijinal bir öykü ancak eşsiz ve orijinal bir zihinden, yani Thomas Mullen'dan çıkabilirdi." 
-Alex Tse-

18 Aralık 2014 Perşembe

KARL MARX - Aforizmalar

Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var!

Bu aforizma kitapları çok hoşuma gitmeye başladı, bu aralar peşi sıra yayımlanmaya devam ediyor... bu kitapları başucunuzda tutup aforizmaları tek tek okumak lazım ama ben hiç böyle bir şey yapamadığım için başlayıp sonuna kadar okuyorum... ilginizi çekiyorsa deneyebilirsiniz...

Kitaptan Alıntılar;

En sonunda, insanın devredilemez sandığı her şeyin bir değişim aracı olduğu, alışverişe konu edildiği ve devredildiği zaman gelmiştir. Şimdiye dek ifade edilen ama asla takas edilmeyen; verilen ama asla satılmayan; edinilen ama asla satın alınmayan erdem, sevgi, inanç, bilgi, vicdan gibi değerlerin, kısaca her şeyin ticarete dahil olduğu zamandır bu. Genel bir yozlaşmanın, her şeyin satılabilir olmasının evrenselleştiği ya da politik ekonomi diliyle konuşacak olursak, maddi manevi her şeyin pazarlanabilir bir değer haline geldiği ve gerçek değerinin saptanabilmesi için pazara getirildiği zamandır.

Genel oy hakkı, her üç ya da altı yılda bir, halkı egemen sınıfın hangi üyesinin yanlış temsil edeceğini kararlaştırmak yerine halka hizmet etmelidir.

Akıl hep vardı ama aklın her zaman makul bir biçimi olmadı.

Yazar:  Karl Marx
Çevirmen: Peren Demirel
Sayfa Sayısı :70
Basım Yılı : 2014
Yayınevi : Zeplin

Karl Marx'ın eserlerinden özenle derlenen Zincirlerimizden Başka Kaybedecek Neyimiz Var! siz sevgili okurlarımızı benzersiz bir okuma keyfine davet ediyor. 

Lüks doğal gereksinimin zıddıdır. 

Hangi biçimi almış olursa olsun, toplumun bir bölümünün bir diğeri tarafından sömürülmesi, geçtiğimiz yüzyılların hepsinin ortak özelliğidir. Birbirimiz için karşılıklı değerlerimiz, karşılıklı nesnelerimizin değerlerine eştir. Bu yüzden karşılıklı bir ilişkide insanın kendisi değer taşımaz.

Kendisinden önce egemen olan sınıfın yerini alan her yeni sınıf, amacına ulaşmak için kendi çıkarını toplumun tüm üyelerinin ortak çıkarı olarak göstermek durumundadır. Düşünsel biçimde ifade edecek olursak, yeni sınıf kendi düşüncelerini evrensel olarak biçimlendirmek; onları yegâne mantıklı ve evrensel açıdan geçerli düşünceler olarak sunmak zorundadır. 

13 Aralık 2014 Cumartesi

HARUKİ MURAKAMİ - RENKSİZ TSUKURU TAZAKİ'NİN HAC YILLARI

Murakami 1Q84’den bu yana bir değişim geçiriyor, yeni eserleri onu meşhur eden bizim çok sevdiğimiz romanlara benzemiyor, kendi adıma yine çok severek okuduğumu söyleyebilirim ama eski romanlarını özlemeden de yapamıyorum... 1Q84, tarz anlamında arada kalmış bir görüntüdeydi, sanki yazar kendi romanlarını kopyalamış gibi, ama bu seferki roman çok özgün, çok dingin, belli başlı bir konuya sahip, mükemmel bir kurgu...

Eski romanlardan tek farkı gerçeküstü unsurların olmayışı şeklinde ifade edilebilir... gerçi ben daha fazla eksiklikler de hissediyorum ama bunları anlatmak biraz güç... her Murakami hayranı okur böyle mi hissediyor bilemiyorum ama ben eski kitaplarda hikayenin tıpkı bir müzik eseri gibi bir ritmi olduğunu ve okurken bu sesi duyabildiğimi düşünüyorum, yine önceki romanlar okuyucuya kitabın içinde karakterlerle birlikte hareket ediyor hissi verir... sanki okumuyorsunuz da onlarla birlikte gezip dolaşıp yaşıyorsunuz gibi...  yeni tarzda bunlar pek yok ama bu seferki roman hem konu hemde anlatım olarak gerçekten çok güzel... kitapta çokça geçen Franz List’in  ‘’Le mal du pays’’ eseri de ödülünüz oluyor...

Tsukuru Tazaki, lise çağlarında birbirine çok bağlı 5 kişilik bir grubun üyesidir... Grup bir okul projesi ile başlamışsa da tüm hayatlarına nüfuz eder biçimde uyumla sürmektedir... neredeyse her anlarını birlikte geçiren ve çok şey paylaşan grubun üyeleri soyadlarına göre bir renk topluluğu gibidir...  Erkekler; Akamatsu (kızıl çam) ve Oumi (mavi deniz) ile kızlar; Şirane (ak kök) ve Kurono (kara ova) ismindedir... Tazaki (girintili çıkıntılı kıyı) kızıl, mavi, ak ve karanın yanında tek renksiz kişi olmaktadır...  ‘’Neden bu beş kişilik arkadaş grubuna dahil olduğunu bazen Tsukuru’nun kendisi de tam olarak anlayamıyordu. Diğerlerinin gerçek anlamda gereksinim duyduğu biri miydi acaba? Yoksa aksine, o olmasa diğer dördü daha keyifli bir arkadaşlık mı sürerlerdi? Belki de şansına bunun farkında değillerdi. Bunun farkına varmaları an meselesi olabilirdi. Tsukuru Tazaki bu konu üzerine ne kadar düşünürse, o ölçüde anlam veremez hale geliyordu. Kendi değerinin arayışı içine girmek, birimi olmayan bir maddeyi ölçmeye çalışmak gibiydi. İbrenin tık diye sabit bir noktada durması asla mümkün olmuyordu’’ düşüncesiyle gruptaki varlığını sık sık anlamlandırmaya çalışır...  üniversitenin ilk yıllarında, tam her şey iyi giderken nedensiz yere gruptan ihraç edilen Tsukuru’nun yaşamı alt üst olur, bir anlamda sürgün edilir ve bundan sonra bu beş kişinin -en önde Tazaki olmak üzere- hayatını okumaya başlarız... renklerle ilişkilendirilen kişilikleri, kişiliklerine göre irdelenen meslekleri, birbirlerine karşı duyguları, hayata bakışları tek tek anlatılır...

Tabii ben yazarı çok seviyorum her yazdığını okurum dolayısıyla taraflı olduğumu düşünebilirsiniz ama bu hakikaten çok güzel bir roman ve mutlaka okuyun...

Yazar:  Haruki Murakami
Çevirmen: Hüseyin Can Erkin
Sayfa Sayısı :320
Basım Yılı : 2014
Yayınevi : Doğan Kitap

Kaderimde tek başına kalmak vardır belki de 

Haruki Murakami'den kaderinin gizemini çözmek, içindeki iflah olmaz yaranın kaynağına inmek için büyük bir yolculuğa çıkan bir kahramanın romanı. Kendini "renksiz" bilen Tsukuru Tazaki'nin hikâyesi.

İşte o an, Tsukuru nihayet her şeyi kabullenmeyi başarabildi. İnsanların yürekleri arasındaki bağ yalnızca uyum üzerinden oluşmuyordu. Aksine, bir yaradan diğerine daha derin bağlar oluşuyordu. Acı acıyla, kırılganlık kırılganlıkla yürekleri birbirine bağlıyordu. Elemli çığlıklar olmadan suskunluk, kan toprağa akmadan affediş, insanın içini lime lime eden kayıplardan geçmeden kabulleniş mümkün değildi. İşte bu, gerçek uyumun kökünde var olan şeydi.