28 Nisan 2014 Pazartesi

RAY BRADBURY - MARS YILLIKLARI

Bradbury’den daha önce Fahrenheit 451’i okumuş ve çok sevmiştim, bu kitapta yazarın tarzını birebir yansıtıyor... hem bilim kurgu hem de distopya... ayrıca kapaktaki ‘’Biz Dünyalılar, büyük ve güzel şeyleri yıkmak konusunda hünerliyizdir.’’ cümlesi fazla bir açıklamaya gerek olmayacak bir şekilde kitabın ana fikrini ortaya koyuyor...

Kitap bir roman gibi görünse de birçok hikayeden oluşuyor (bu aralar üst üste hikayelerin toplamından oluşan kitaplar denk geldi çok fazla tercih etmesem de yazarın dili ve anlatımı çok iyi o yüzden rahatlıkla okudum)... 1999 yılından 2026 yılına kadar olan zaman diliminde Mars’taki Dünyalıların hayatları anlatılıyor...

Bu kitabı uzayı anlatan klasik bilimkurgular gibi düşünmeyin, bir gezegen keşfedip orada bir yaşam inşa etmeye çalışan kişilerin öyküsü değil bu, insanın kendine ve çevresine verdiği zararın daha doğrusu insanın bizatihi kendisinin anlatıldığı, mizansen olarak Mars’ın seçildiği bir konu...hatta Mars’ta da bizimkine benzer bir hayat var ama Dünyalılar gelince yazar onları geri planda tutuyor ancak insana bir şey anlatmak icap ettiğinde ortaya çıkarıyor...

Velhasıl değişik bir bilim kurgu romanı bu, rahat okunuyor, insanlık olarak ne yaptığımızı düşünmeye zorluyor,  okuyun derim ben...

Yazar:  Ray Bradbury
Çevirmen: Barış E. Alkım
Sayfa Sayısı : 384
Basım Yılı : 2013
Yayınevi : İthaki

"İnsan olmayanın içindeki insanı göremez misin?"
"İnsanın içindeki insan olmayanı görmeyi yeğlerim."

"Ray Bradbury, bizi aynaların yaşama biçimimizi merhametsizce yansıttığı, kendi içimizdeki ve uygarlığımızdaki hataların abartılarak altının çizildiği bir koridora sokar. Gizli okşayışlarla bizi önce bir memnuniyete sürükler, ardından da "Dünya'nın çarpık, öğütücü, açgözlü düzeni"yle insafsızca yüzleştirir."  Fred Hoyle

11 Nisan 2014 Cuma

ALBERT CAMUS - YABANCI

Camus bu kitabı 1942 yılında yazmış olup, ilk ve en çok ses getiren romanıdır... yazarın çok duru ve akıcı bir anlatımı var, hikaye ise kitabın ismi ile birebir örtüşüyor... romanın baş kahramanı Mersault her şeye yabancı bir durumda, sadece yaşıyor (bugünün moda deyimiyle anı yaşıyor)... annesinin ölümünü, kendi yorgunluğundan fazla önemsemiyor, hapse giriyor ne orada olma nedenini ne mahkeme sürecini ne de aldığı cezayı mühim buluyor... sanki her şey onun dışında cereyan ediyor gibi davranıyor ve insan nasılsa her duruma alışıyor diye düşünüyor...

Bu romanda ‘’Camus felsefesi olarak özetlenebilecek  '’hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'’ sözüne uygun bir hikaye var. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceği, bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şeyin hayatını yaşamak olacağı’’ ortaya konuluyor.

Yazar yine bu kitapta dualizm (Mutluluk ve keder, yaşam ve ölüm, karanlık ve aydınlık gibi ikilik) ve absürdizm (saçma ve uyumsuzluk) felsefesini çokça vurguluyor. Bir yanda yaşayarak hayatlarımıza değer vermekte öte yandan eninde sonunda yok olacağımız gerçeğini de bilmekteyiz. Yaşamın beyhudeliğinin bilincinde olan insan şeklinde ‘’saçma’’ kavramı özetlenmektedir.

Ben bu romanı epeyce gecikerek okudum ama yazarın bakış açısı hoşuma gitti, okumanızı öneririm...

Yazar:  Albert Camus
Çevirmen: Samih Tiryakioğlu
Sayfa Sayısı :119
Basım Yılı : 2013 (43. Baskı)
Yayınevi : Can

"Albert Camus"nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan "Yabancı", aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. 
Ölümün egemen olduğu bir "varlık"ın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi "Meursault", bir simge kahraman değildir, "adı" olmayan bir "Yabancı"dır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma... Camus'yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. "Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir," der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir.

7 Nisan 2014 Pazartesi

HELENE WECKER - GOLEM VE CİN

Bu kitabı yayınevinin sitesinde gördüğümde tanıtımı okudum ama alayım diye bir isteğim olmadı. Golemin ne demek olduğunu bilmiyordum cin, peri, melek, şeytan vs. de hiç ilgimi çekmez o nedenle bırakıp geçiyordum ki ilk bölümü okuyun diye bir başlık gördüm (bu çok faydalı bir uygulama ama ne yazık ki çok az yayınevinde/eserde var)... ilk bölümde Golemin ne olduğu (insanlara hizmet etmek için kilden yapılan insan şekli verilmiş ruhu olmayan efsanevi canlı demekmiş) ve yaratılışı çok ilgimi çekince de kitabı okumaya karar verdim... ilginç ve güzel bir kitapmış okuduğuma memnunum...

Konu bir masal şeklinde başlıyor ama sonrasında bildiğimiz insanı/toplumu anlatan bir roman olarak devam ediyor... yazar aslında kendisi ve eşini anlatan bir roman yazmak istiyormuş (yazar yahudi bir amerikalı, eşi ise arap bir amerikalı) ama bir türlü başaramayınca bir arkadaşının önerisi üzerine hikayeyi fantastik bir düzleme oturtup yazmış... bu arada cin bir arap miti, golem de bir yahudi miti dolayısıyla iki toplumu bu karakterler üzerinden pekala anlatabilmiş, tabii konuya uysun diye de zamanı da 19. yüzyılın sonuna denk getirmiş... eğer bir toplumun genelinden farklı iseniz ve bir şekilde bunu saklamak (veya göze batmamak) zorundaysanız hayatınızın nasıl zorlaştığını çok güzel bir şekilde ifade ediyor yazar... Bunun için fantastik bir öge olmanıza da gerek yok...

19. yüzyıl olması sebebiyle kadınların maruz kaldığı kısıtlamalar, evlilik, dini kurallar, çalışma koşulları, yoksulluk da anlatılan diğer konular arasında... yazar genç bir kadın ve ilk kitap için başarılı bir çalışma yapmış ben beğendim, konu ilginizi çekiyorsa deneyebilirsiniz...

Yazar: Helene Wecker
Çevirmen: Can Yapalak
Sayfa Sayısı : 640
Basım Yılı : 2014
Yayınevi : Doğan Kitap

İçinde kaybolacağınız büyülü bir masal…

Korkunç güçlere sahip bir büyücü tarafından, yalnızlık çeken bir adam için kilden yapılmış bir golem… 

Ve  bin yıllık esaretinden uyanan bir cin… Bu iki olağanüstü varlığın yolu 1899 yılında New York’ta kesişir. Farklı olmaktır onların kaderi… 

Hikâyeleri herkes gibidir aslında, kendini farklı ve yalnız hisseden her insan gibi…

Ve tehlike, onlar için sadece bir adım ötededir hep.

Golem ve Cin iki ayrı kültürün efsanelerinden besleniyor ve zengin anlatımı sayesinde okuru ilk sayfadan itibaren içine alıyor. 2013 yılının en iyi kitapları listelerini altüst eden bu roman Türkiye’de de  çok sevilecek.


Helene Wecker Chicago’da doğdu. Minnesota’da Carleton College’ı bitirdikten sonra Columbia Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimi gördü. Golem ve Cin yazarın ilk kitabıdır.

3 Nisan 2014 Perşembe

BURHAN SÖNMEZ - Masumlar

B. Sönmez yeni tanıştığım bir yazar zaten bu romanda ikinci kitabı... türü açısından baktığımda roman mı öykü mü olduğu konusunda karar veremesem de severek okudum... kitabın içinde roman olduğu belirtiliyor ama birçok öykünün biraya getirilmiş hali gibi duruyor... öykü okuyamayan biri olarak ilk başladığımda bu durumdan hoşlanmamıştım ama sonrası iyi gelişti ve hem öykü hem roman okuyorum diye mutlu oldum... benzer tarzda yazılan kitaplara rastlamıştım (örnek K. Hosseini’nin Ve Dağlar Yankılandı) ama onlarda bu anlatım beni rahatsız etmişti  ''Masumlar''da ise öyle hissetmedim... belki farklı iki zamanı anlattığı için, belki öykünün sonunu önce başını daha sonra anlattığı için, belki de nedensiz bilemiyorum...

Yazar hem uzak bir geçmişte (Cumhuriyet'in Kuruluşu veya az daha önceki yıllar) Haymana Ovası’nda köylüleri, hemde yakın bir tarihte Cambridge'de memleketinden uzaktaki sürgünleri içeren öyküler anlatıyor... her ikisindeki ortak özellik ise acı, ölüm, özlem ve aşk... özellikle Haymana’da geçenlere bayıldım hatta tüm roman bu konudan oluşsa daha çok tercih ederdim... yazarın akıcı bir dili ve sanki kitabın otobiyografik bir yanı da var... nihayetinde güzel bir kitap, okumanızı öneririm, hele öykü seviyorsanız mutlaka okuyun...

Kitaptan bir alıntı;

''Tatar fotoğrafçı daha buralarda yokken Haymana Ovası'nda kurtlar, tilkiler ve bir boz ayı dolaşırdı. Serin duvarlı evler, uluyacakları zamanı bekleyen köpekler ve gelinlerin yalnız bıraktığı pınar, akşamları dolunaya sarınarak yatardı. Ekmek az olur, ölüm sık görülür ve aşk bazen yaralı bir su gibi kanlı akardı.''

Yazar:  Burhan Sönmez
Sayfa Sayısı : 159
Basım Yılı : 2012 (3. Baskı)
Yayınevi : İletişim

"Sır kitabı" taşıyan bir kadın, masum şiirlere inanır.
Uykusuz bir adam, mezarlıklardan ve ölümün kıyısından geçerek hayata tutunmaya çalışır.
Herkesin bir sırrı ve bir günahı vardır.
Adamla kadın, bir gün kaderin kırık köprüsünde karşılaşırlar.
Kadın "kitap falı" bakar, adam kendi kendine bozkır türküleri mırıldanır.
Haymana Ovası'nda, Tahran'da ve Cambridge'te geçen hayatlar…
Eski zamanların umudunu taşıyan bu romanda Burhan Sönmez, farklı rüzgârların savurduğu çok sayıda kahramanı usta bir incelikle bir araya getiriyor.