Kayıtlar

2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

STEFAN ZWEIG - BİR KÜÇÜK HAYALPEREST ''Verlaine''

Resim
Aslında şiire hiç merakım yok dolayısıyla Paul Verlaine’nin (1844-1896) biyografisini okumak gibi bir hedefim de yoktu... bu kitabı da Zweig ve biyografilerini çok sevdiğim için aldım, Verlaine’de bazı klasik eserlerde rastlıyordum, bu vesileyle nasıl biri olduğunu da öğrenirim diye düşündüm...  başlarken belirteyim okuduğum diğer Zweig biyografilerine hiç benzemiyor, çok karmaşık, çok kapalı yazılmış, bölük pörçük bir anlatımı var, sanki daldan dala atlıyor, acaba eserin orjinali de bu kadar kısa bir metin miydi? yoksa bir kısmı mı çevrildi bilemedim... dolayısıyla okuması güç biraz... ayrıca şairin hayatı da çok çalkantılı ve trajik bu açıdan da okurken kasvet basıyor... sonuçta özellikle Verlaine'e meraklı iseniz deneyebilirsiniz...
(....) Verlaine’de her zaman bir çatlak bulunur. Bazen sadece özlemin peşinden koşan bir yolcu, bazen rahip, bazen de sokak çocuğudur. Katolikliğin en güzel dini şiirlerini yazmıştır ama aynı zamanda sapıkça ve açık saçık şiirleriyle de pornografi iş…

MERT OFLUOĞLU - ters düz

Resim
Genç blogger arkadaşlarımızdan Mert Ofluoğlu’nun ilk romanı bu... blogunda yazdığı öyküleri de beğendiğim Mert’in kasım ayında çıkan romanını bu sene bitmeden okuduğuma memnunum... 20 yaşında biri için başarılı bir ilk roman olmuş, severek okudum... bir yandan bir aile dramı, bir yandan polisiye bir hikaye, bir yandan da Karadeniz'de elimizde az sayıda kalan cennet gibi bir köy yaşamını anlatıyor... sonunda ne olacak acaba diye merakla sayfaları çevirdiğim bu sürükleyici hikayeyi okuyun derim...
Mert’in de yolu açık olsun, daha nice nice kitaplara...
Yazar:  Mert Ofluoğlu Sayfa Sayısı : 267 Basım Yılı : 2015 Yayınevi : Altın Bilek

Trabzon'un Bozbalık Köyü'nde doğan Ece Duman'ın çocukluğu, annesi onu doğururken öldüğü ve babası başka bir kadınla evlendiği için çok kötü geçmiştir. Ece on yaşına geldiğinde, üvey annesinin hamile olduğunu öğrenir ve İstanbul'daki teyzesinin yanına taşınır. Şimdi yirmi sekiz yaşında, yakında yeni kitabını çıkaracak olan tanınmış bir yazardır…

ODAK YAZAR SÖYLEŞİLERİ - NERMİN YILDIRIM

Resim
18 Aralık’ta Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nin düzenlediği Odak Yazar Söyleşisine katıldık... Konuk yazar Nermin Yıldırım’dı...
Söyleşiyi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü düzenliyor, öğrencilerin katılımı çok iyiydi, kalabalık, heyecanlı ve enerjiktiler... Moderatör olan öğrenci yazarın 4 kitabını da okumuş, çok iyi hazırlanmıştı, soruları detaylı ve çok başarılıydı... sadece kitapların birinde kaptırıp romanın sonunu söyledi, insan kendi okuyunca herkes okumuş gibi düşünebiliyor bazen... e o kadar kusur da olur deyip keyifle izledik...
Nermin Yıldırımzatençok sevdiğim bir yazar kendisini görünce bu duygum iyice pekişti... Çok genç, çok düzgün, çok cana yakın ve mütevazi biri... yazarın kitaplarında sürekli olarak ele alınan bir unutma-hatırlama meselesi var moderatör bunu sordu, Yıldırım hafızasının pek iyi olmadığından ve toplum olarak da unutmaya yönlendirildiğimizden bahsetti... bir de insanlar, geçmişte, bugünde ve gelecekte yaşayanlar diye üçe ayrılır dedi... gelecekt…

NINA GEORGE - Lavanta Odası

Resim
Bu kitabı hafif kitaplar kategorisinden aldım, dikkatimi çeken şey ise ‘’Edebiyat Eczanesi’’ oldu... hikayedeki Jean, kitapçısına gelen insanların ruh durumlarını anlayarak onlara uygun kitabı belirliyor, bazen hediye ediyor, hatta almak istedikleri kitabı satmakta direniyor, bir şekilde onları tavsiye ettiği kitabı almaya zorluyor... sonunda kitabı alanlarda çok memnun kalıyorlar...  okuyup bitirdikten sonra başta saptadığım kategorinin romana bir miktar haksızlık olduğunu da itiraf ediyorum... yazarın ismine bakınca Amerikalı diye düşünmüştüm ama 1973 doğumlu, 26 tane kitabı olduğu için ödüle layık görülen Alman bir gazeteci yazarmış... böylece hiçbir şeyi tutturamamış olarak bu tanıtımı yazıyorum...  
Jean bir mavnayı alıp restore etmiş, Paris'te Seine nehri kıyısına bağlamış ve kitapçı haline getirmiş... bayağı büyük bir tekne, içinde çok sayıda kitabın yanısıra piyano bile var... aynı zamanda tekne olarak da kullanılabilir durumda... inanılmaz buldum, gözümde canlandı ve  ben …

MARCEL PROUST - Üst Kat Komşusuna Mektuplar

Resim
Marcel Proust’un ‘’Kayıp Zamanın İzinde’’ isimli 7 kitaplık dev romanının, dünya edebiyatındaki en önemli eserlerden sayıldığını bilmeyen yoktur sanırım... benim için ise hem çok okumak isteyip hem de epeyce ürktüğüm bir eser... dolayısıyla yazarın kendi yazdığı mektupların bu derlemesini görünce hemen okumak istedim hem bir yerden başlamış olacaktım, hem de belki Kayıp Zamanı okumak için itici güç olur diye düşündüm...
İkinci nokta mektupları kaybettiğimize çok üzülüyorum, büyük bir yazarın yazdığı mektupları okumak çok hoş olacaktı...
Üçüncü nokta Proust’un pek fazla tanımadığı bir hanıma yazdığı 23 mektup çok ilgimi çekti, ayrıca bir üst katına posta yoluyla gönderilmişti... ilginç, gizemli ve romantik (mektupların niteliği öyle değil davranış olarak romantik) buldum... bir yazar bile olsa tanımadığı, neredeyse hiç görüşmediği bir kadına insan ne yazabilir ki?
Çok kısa bir kitap, 80 sayfa olması araya fotoğraflar ve mektupların el yazısı ile yazılmış kopyalarının da konulmasından ka…

NEIL GAIMAN - Yokyer

Resim
Herhalde Gaiman okumayan bir tek ben kalmıştım, nihayet okudum... roman çok güzeldi, yazar tüm övgüleri fazlasıyla hak ediyor... epeydir fantastik edebiyat da okumuyordum bu açıdan da çok iyi oldu özlemişim, neredeyse elimden bırakamadan bitirdim...
Kitap, çoğunlukla Londra metro hattında geçiyor, bazı durakları yıllar öncesinden hatırlıyorum, benim için hoş bir nostalji oldu...  
Richard, iyi kalpli sevimli genç bir adam, menkul kıymetler uzmanı olarak çalışıyor sıradan bir hayatı var... bir gün genç bir kıza (Door) yardım ediyor ve ondan sonra bildiği hayatı silinmeye başlıyor, bir çeşit görünmez oluyor, işine gittiğinde kimse onu tanımıyor, evine döndüğünde başkasına kiralandığını görüyor, sanki hiç yaşamamış gibi ortadan yok oluyor... bunu düzeltmek için Door’un dünyasına gitmeye karar veriyor ve bir evsiz vasıtasıyla şehrin altında metro kanallarında sürüp giden başka bir gerçekliğe/Aşağı Londra’ya geçiş yapıp Door’u aramaya koyuluyor, çeşitli fantastik öğeler ona yardımcı oluyor …

SEZGİN KAYMAZ - SON ŞURA

Resim
Sevinç Kuşları-3


Sevinç Kuşları serisinin son kitabını da okumuş bulunuyorum... bu roman da serinin tamamı gibi çok keyifliydi... yüzümde sürekli bir gülümsemeyle, zaman zaman da kahkahalarla okudum... aradan yirmi yıl geçmiş tüm kahramanlarımız yaşlanmış, ama yeteneklerinden bir şey kaybetmemişler... doktorum Veyselim yine akla zarar ameliyatlar yapıyor, inanılmaz güzeldi...
Aslında bu üç kitabın her birinde aynı sahne tekrar ediyor... nev-i şahsına münhasır bir sürü karakter bir araya toplanmış, mafyanın iyileri (bu nasıl bir ifade olduysa artık), kötü mafyayı tepeliyor, doktorumuz Veysel acayip teknikler yaratarak her derde deva oluyor... bizler de nefes almadan okumaya devam ediyoruz... velhasıl üç tane daha olsa okurdum öyle söyleyeyim... Siz de bu seriyi kaçırmayın okuyun...
Birçok kişi gibi benim de tek itirazım, son kitabın başka yayınevinden çıkması nedeniyle hem stil olarak hem de büyüklük olarak diğerlerinden farklı olması ve kitaplığa bunlar nasıl yerleşecek diye kara kara d…

ALESSANDRO BARICCO - EMMAUS

Resim
Baricco sevdiğim bir yazar, daha önce ‘’İpek’’ ve ‘’Bindokuzyüz’’ isimli kitaplarını okumuştum... bu romanı da her zaman alışveriş yaptığım kitapçıda yazar üzerine sohbet ederken hediye ettiler... 
17-18 yaşlarındaki dört delikanlının hayatını anlatıyor, katolik bir okulda okuyorlar, kilise korosunda çalışıyorlar, yaşlıların bulunduğu bir hastahanede gönüllü hastabakıcılık yapıyorlar, ailelerine düşkün, hayatlarını doğru düzgün tutmaya çalışan, üstlerinde dinin etkisi belirgin gençler bunlar... ama hayatın kendi planı var ve hepsinin yaşamı bir yana savruluyor... gençlik, cinsellik, din, yapılan hatalar/başa gelen cezalar ve en nihayetinde ölüm konusunda çok başarılı bir hikaye anlatılıyor...
Yazarın olağanüstü bir üslubu var bu tüm kitaplarında ortaya çıkıyor... yüz sayfalık bir hikaye anlatıyor ama o kadar yoğun ki her şey sanki çok daha kalın bir kitap okumuş gibi hissediyorsunuz bitirdiğinizde... hikayeyi bir miktar üzücü bulduysam da okuduğuma çok memnunum, size de öneririm...

Yazar…

JOSHUA FERRIS - makul bir saatte yeniden uyansam

Resim
Siren Yayınlarını takip ediyorum, yeni çıkan kitaplarına mutlaka bakıyorum, alınacak kitaplar listeme çoğunu ekliyorum ama iş almaya gelince nedense bir türlü başarılı olamıyorum... bu güne kadar bu yayınevinden -bu romanda dahil- 3 kitap okudum yalnızca... ilgime göre çok kötü bir performans maalesef...
Ferris’in ödüllü bu romanına gelecek olursam; Siren’in Sesi blogundaki tanıtım yazıları hoşuma gidince okumaya karar verdim ve itici bir güç olur bundan böyle daha çok okurum diye düşündüm ama evdeki hesap pek çarşıya uymadı... peşinen söyleyeyim iyi bir roman, rahat okunuyor, ana karakterini çok başarılı buldum ama sevdim dersem olmayacak... daha doğrusu kitap bitince ee okudum da ne oldu şimdi diye bir düşünce yerleşti kaldı... daha çok şey beklemiştim sanırım ama yetmedi...
Bir kere kitap bana çok Amerikan geldi, yazarın kendi ülkesini yansıtması tabii ki çok normal ama fazla geldi bilemiyorum... din konusu çok yoğundu (ki benim hiç ilgimi çekmiyor), beyzbol durup durup gündeme gel…

HENRY FIELDING - Tom Jones

Resim
Henry Fielding’in (1707-1754) başyapıtını yine çok uzun zamandır bekliyorum... yaklaşık on yıl önce okumak istemiştim ama baskıların tamamı tükenmişti ve bu yıla kadar da yeniden yayımlanacağına değin bir umudum yoktu... ama İletişim yayınları birkaç ay önce yeni baskıyı çıkardı meğer bundan önce de (1990'da) yine aynı yayınevinden çıkmış... Türkçe’ye ilk çevirinin de 1950’lerde olduğunu Mina Urgan’ın önsözünden öğreniyoruz... yine Mina Urgan’ın çevirisiymiş ama Türkçesi kötü olduğu (çok Osmanlıca kelime bulunduğu) için Urgan bunu çöpe atarak 1990 yılında yeniden çevirmiş...
1749 yılında yayımlanan bu eser, ‘’Ne var ki okuyucum, sen bu sayfayı okuduğun sırada, onların yazdıklarının çoktan ölmüş olacağını biliyorum; çünkü yaratıcılık dönemim ne kadar kısa olursa olsun, benim yazdıklarım, kendi sakat bedenimden de beni aşağılamaya kalkan çağdaşlarımın cılız yazılarından da daha çok yaşayacaktır herhalde.’’ (2.Cilt syf:418) aradan geçen iki asırdan fazla zamana rağmen hala canlı, hal…

NİHAT GENÇ - İSLAMCI EROL NASIL ÇILDIRDI?

Resim
Atam Işıklar İçinde Yat...
Tamamen tesadüf olarak bu kitap bu güne denk geldi... Ulu Önderimiz Atatürk’ün ne kadar haklı olduğunun ispatı gibi...
Erol:‘’Gözlerimizin önünde ‘inancımı yaşamak istiyorum’ gibi mazlum mağdur bir hak talebinin arkasında gizlendiler, çok sonra meğerse ‘İnancımı yaşamak istiyorum’ demek ‘seni kendi ceza anlayışıma göre yargılayacağım’ demekmiş, onu anladık’’ (syf 37)
İslamcılar tadını çıkarıp huzuruna eremedikleri hayatı kapitalistler gibi parayla satın aldı. Müslüman komşularına saldırarak, kutsal bir kurtuluş savaşıyla kazanılmış toprakları ‘murdar topraklar’ haline getirdiler. Güya mücadele ettikleri bir hayat düzeninin taklitçisi, yancısı, sonradan görmesi olmayı mutlulukla kabul edip zafer diye kutladılar, (syf 120)
Mutlaka Okuyun...

Yazar:  Nihat Genç
Sayfa Sayısı : 176
Basım Yılı : 2015 (4. Baskı) Yayınevi : April
İslamcı Erol Nasıl Çıldırdı? tüm dünyanın merak ettiği, hepimizi düşündüren büyük soruya cevap veriyor: Nasıl oldu da "Sade Müslümanlık" …

BROOKE DAVIS - Yalnızca Millie

Resim
Yazar, Avustralyalı genç bir kadın, bu romanı da doktora tezinin ön çalışması olarak yazmış... benim bu kitabı seçmemdeki sebep ise karakterleri oldu... Millie 7 yaşında, Agatha 82 yaşında, Karl 87 yaşında ve bir tesadüf sonucu üçü birlikte hareket etmek zorunda kalıyor... ben insanların çocukluğu ile çok yaşlılığının aynı kategori olduğunu düşünüyorum... dolayısıyla bu kitapta da bu üç çocuğun ne yapacağını merak ettim, yazarında 90’ını aşmış bir büyükannesi varmış ve yaşlılarla ilgili hikayeleri oradan gözlemlemiş...
Millie çok meraklı bir çocuk ve ençok sorduğu da, neden herşey ölüyor? ölünce ne oluyor? nereye gidiliyor? gibi konular... bunlar sürekli kafasını meşgul ederken birde babası ölüverince tek konu bu kalıyor... tanımadığı kişilerin yanına gidip ‘’öleceksiniz bunu biliyorsunuz değil mi’’ gibi sorular sorup insanları şaşırtıyor... bu yetmemiş gibi annesi de küçük kızı bir alışveriş merkezinde terk edip gidiyor (bir kadının çocuğunu bırakmasını da aklım hayalim almaz o da ay…

HALİL İNALCIK - DEVLET-İ 'ALİYYE

Resim
Bu kitabı yayımlandığı yıl almıştım ama bir türlü okuyamadım... Hocaların hocası Halil İnalcık, bu sene 100 yaşına basınca artık daha fazla bekletmeyeyim dedim... bu üç ciltlik bir araştırma ve benim okuduğum ilk cildi...  alırken de sadece birinci cildi okuyacağım diye karar vermiştim çünkü Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş yıllarını (13-14. Yüzyıllar) merak ediyordum ve ilk cilt yeterliydi... gerçi yalnızca kuruluşta kalmıyor, 1302-1606 yılları arasını anlatıyor... 
Kitap iki bölüme ayrılıyor; ilk bölümde 17. Yüzyıla kadar siyasal tarih, ikinci bölümde ise ‘’Devlet, Toplum, Ekonomi’’ başlığı altında nüfus, hukuk düzeni, devlet gelirleri, toplumsal yapı (kırsal kesim, şehirler, tarım, esnaf ve loncalar), ticaret ve sonunda da klasik devlet yapısının bozuluşunu anlatıyor...
Öncelikle keşke aldığım yıl okusaymışım bu kadar beklemek iyi olmadı çünkü önceki yıllarda bu tip detaylı araştırmaları daha kolay okuyabiliyordum şimdilerde konsantrasyonumu korumak zor oluyor... dolayısıyla ilk böl…

MARC LEVY - KORKUDAN GÜÇLÜ BİR DUYGU

Resim
Marc Levy çok sevdiğim bir yazar, bu son romanda dahil 12 kitabını okudum... 2012 yılında yayımlanan İlk Gün/İlk Gece’yi sevmeyince kısa bir ara vererek 2013’de yayımlanan iki kitabını okumadım ve geri döneceğimi de düşünmüyordum açıkçası... kitapçıda dolaşırken bu ay yayımlanan son romanı görünce eski bir dosta rastlamış gibi oldum ve hemen aldım... beni etkileyen diğer bir unsur da kitap kapağı oldu, stil değiştirdiğinden beri beğendiğim ilk Can Yayınları kapağı...
Hemen başında söyleyeyim devam ettiğime memnunum... eski kitapları kadar olmasa da bu da güzel bir roman olmuş, gerçek bir olaya dayanıyor ve dünyanın geleceğine dair insanı ürpertecek bir konudan bahsediyor... ve eğer tam da yazarın anlattığı gibi gerçekleşirse Eduardo Galeano’nun dediği gibi ‘’içinde yaşadığı evi yiyip bitiren’’varlıklar olduğumuz tescillenecek de sonrasında ne yapacağız orası meçhul?!
Roman; dağcılık konulu başlıyor, aksiyon/gerilim/casusluk olarak devam ediyor, egemen güçler, enerji kaynakları ve küres…