12 Mart 2015 Perşembe

ESRA van der WIEL - Güneş Çavması

Güneş Çavması serisinin ikinci kitabı geçen ay yayımlandı ve bende bu kitapla seriden haberdar oldum... ilk kitabı neden kaçırmışım diye araştırınca gördüğümü, ama ilgilenmediğimi fark ettim... ama 2. kitap bir şekilde ilgimi çektiği için bloglara baktım ilk kitap için ne yazılmış diye, oldukça olumlu yorumlara rastladım ve okumaya karar verdim...

Yoruma geçmeden önce Epsilon’un arka kapak açıklamalarına bakalım; zaman zaman yayınevleri bu açıklamaları çarpıtıyorlar (mesela Can Yayınevi son yıllarda çokça yapmaya başladı ne yazık ki) ama Epsilon'da daha önce rastlamamıştım... her iki romanında arka kapağına baktığımızda çok derin, felsefi, hatta mistik bir kitapla karşı karşıyaymışsınız gibi duruyor ama böyle bir şey yok tabii... dolayısıyla tamamen çarpıtılmış bir durum var ona aldanmayın...

Gelelim romana; çok çok basit, günlük, sıradan bir konusu var, bunun bir sakıncası yok eğer güzel anlatılsaydı takdir de ederdim çünkü sıradanı, her yerde gördüğünüz bir hikayeyi anlatmak daha zordur... küçük bir ege kasabasında çevremizde her an rastladığımız karı-kocalar, ana-babalar, çocuklar, komşular, esnaf v.b. herkesin birbiriyle olan ilişkileri ve başta aşk olmak üzere duyguları, düşünceleri, önyargıları, arkadaşlıkları anlatılıyor... buraya kadar bir sorun yok hatta çok sıcak ve samimi anlatılmış...

Problem şu ki ülkede azıcık ‘’mürekkep yalamış’’ herkesin topluma öğüt vermeye kendini memur etmesi, zorunda görmesi ve bunu da roman karakterleri yoluyla yapmak istemesi... gazetede, dergide, blogda, sosyal medyada yazın illa kitap olsun diyorsanız da kişisel gelişim yazın ama romanları rahat bırakın lütfen... biz okuyucu da önce yayınevinin arka kapağı ile kandırılıp, birde günlük gazete haberlerinin toplamından oluşan bir romana mahkum olmayalım...

Yeniden romana dönersek; karakterler iyi, çok iyi, mükemmel olarak sıralanmış, kötü az sayıda onlarda çok kötü değil... orta yaşın üzerindeki tüm kadınlar dedikoducu, dırdırcı, önyargılı, erkekler ise kaba ve anlayışsız... yaşlı - genç herkesin bir aşk hikayesi var... Çok mükemmel şahıs(!) (Mecnun) vasıtasıyla kasabadaki herkese (aslında bize) öğüt veriliyor hani yaşlı olsa tam ‘’Dedem Korkut’’ diyebileceğiniz bir tavırla... bu da yetmiyor çok iyi birinin (Handan) anneannesinin masalları vasıtasıyla da bu toplumu düzeltme işi daha da pekiştiriliyor... bitmiyor ayrıca son on yılda ülkede yer alan konulara; laiklik, Atatürkçülük, etnik milliyetçilik, din, eğitim vs. dair görüşler belirtiliyor... kadın erkek sorunu olmadan olur mu?? ona da çocukken okuduğumuz pamuk prenses masalının alt metnini deşifre ederek (ben tüm masalların alt metninin deşifre edilmesini ilk olarak sabitfikir.com’da okumuştum yazar da ana kaynak neresi ise oradan almış olmalı) yer veriliyor ve her şey hallediliyor... okuyucu da derdine yanabilir artık...

Birde kitap ve müzik tavsiyeleri var (bunu da yaratıcı yazarlık atölyelerinde mi öğretiyorlar nedir?)... arada sevdiğiniz müziklerden bahsetmek tabii ki iyi ama bunu neredeyse her paragrafta yaparsanız komik oluyor, o zaman romanın sonuna sevdiğim müzikler, kitaplar listesi koyun daha kolay...

Ben bu seriyi burada bırakıyorum doğal olarak; ama ilgilenirse yazara naçizane bir tavsiyem olacak; belli ki yazabiliyorsunuz, üstelik sıcak ve samimi bir diliniz de var küçük kasaba, mahalle, sıradan insanları anlatma fikride çok hoş devam edin, ama önce şu öğüt verme işinden bir kurtulun, konu kalabalığını azaltın, mahalleyi anlatırken, ülkeyi kurtarmasanız da olur... kitap illa 600 sayfa olmak zorunda da değil, karı kocayı tıpatıp aynı şekilde 3-4 kere kavga ettirmeyin, ilk defada da biz sorunu anlayabiliyoruz... dolayısıyla sade az ve öz yazın....

Sonuç olarak bu kitabı okumak istiyorsanız da okuyun, çok rahat okunuyor çok zamanınızı almıyor, samimi bir anlatımı var....


Son bir not : yazacaktım unutmuşum kitapta zararlı olabilecek bir konu var... 5-6 yaşında bir erkek çocuğu var ana babası anlaşamıyor sorunlarını çözmeye de niyetleri yok veya çözemiyorlar her neyse, babaannesi çocuğu almış bu kasabada büyütüyor her derde deva Mecnun’un yardımıyla (bu Mecnun’u bir bulsak zaten her sorun çözülecekti ya!) ve yazarda böyle devam etmesi konusunda hikayeyi bağlıyor... şimdi yazarın bir psikoloji eğitimi var mı, bu sonuca nasıl varıyor bilmiyorum ama kıdemli bir ebeveyn olarak bildiğim bir şey var ki çocuklar -şiddete maruz kalma durumu hariç- kendi ana babaları ile büyümelidir... insanlarda bu sorumluluğu almıyorlarsa çocuk sahibi olmamalılar ve evliliklerini de bu doğrultuda gözden geçirmeliler... ki zaten ülkemiz çocuk sahibi olmak ve büyütmek konusunda çok bilinçsiz bir durumda, birde anlaşamıyorsan verirsin babaanneye o büyütür çok da iyi olur gibi bir sonuca ulaşmak çok tehlikeli...

Yazar:  Dünya Varmış (Esra van der Wiel)
Sayfa Sayısı : 644
Basım Yılı : 2013
Yayınevi : Epsilon

"Heidi, Peter ve beyaz sakallı dedeye borcum vardı yıllardır, ödemek istedim... Annemi doğurmak istedim belki ve çocuğumdan doğmak... Çilek kokulu karlar yağdırmak... Hayaller ateş alsın istedim..... Eski köye yeni adetler getirmek... Hayatın ortasına çivileme atlamak ve ölümle kadeh tokuşturmak... Ve en çok da yeni bir oyun bulup kan ter içinde kalana kadar oynamak istedim..."

Güneş Çavması... Hayata dokunan ve hayatla dokunanların... Kendine uğramadan bu dünyadan gitmeyenlerin... Bir yaprağın neşesini görüp de alkışlamadan geçemeyenlerin... Saat kurmaya başlayınca oyun kurmayı unutmayanların... Kalbi üşüyünce aşka, ömrü üşüyünce dosta sarılanların... Kederden gülücük yapanların... Düş çıkartmalarını ruhlarından söküp atamayanların hikayesi...

Yazar:  Esra van der Wiel
Sayfa Sayısı : 448
Basım Yılı : 2015
Yayınevi : Epsilon

Eskiden... Çok eskiden... İnsanlar kavganın varlığından habersizken... Her yerde mutlak barış ve huzur hüküm sürerken... Para icat olmamışken... Fakir ya da zengin yokken... Aynalar insanları çirkin veya güzel diye ayırmazken... Ormanlar neşeli, sular berrakken... İnsanlar tohuma baktığında ağacı hissederken... Dünya sevgiden ibaretken...
Yani hayat basitken, doğum kadar sevilirmiş ölüm... Doğum gibi parçasıymış hayatın... Ve doğum gibi kabul edilirmiş... Gülümseyerek...
Ölüm, saklanmazmış o zamanlar...
İnsanı bu dünyadan alıp başka yere götüren, güzel mi güzel, huzurlu mu huzurlu, çiçek kokulu bir ışıkmış... Kime gitse gülümsemeyle karşılanırmış... Ve herkes bu ışığı görürmüş...
İnsanların gülümseyerek öldüğü zamanlar...

Güneş Çavması... Düşmüşken ve düşsüzken yokluğa meydan okuyanların... Dünyayı yıldızlardan dinleyenlerin... Kalbi 
dellenip delirirken insanlığı bütün olanların... Bir nefes fesleğene ihtiyaç duyanların... Zorluk vaktinde nazının geçtiği maziye sığınanların... Maviyle yeşili bölüşüp bahar olanların... Uzak hatıraların yakınına düşenlerin... Yağmuru anlayanların... Aynaya bakınca kendini bulabilenlerin... Aşkı kimsesiz bırakmayanların hikâyesi…

29 yorum:

  1. Özellikle ilk kitabın kapak tasarımı ilgimi çekmişti, o zamanlar buna da bir bakayım dedim ama aklımdan çıkmış, iyi ki de çıkmış, teşekkürler yazınız için. Çocuk konusunda da aynen katılıyorum. Toplum olarak görünüşte çocuğa çok düşkünüz ama iş sorumluluğa geldi mi herkes topu birbirine atmaya çalışıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çünkü kimse bilinçli çocuk sahibi olmuyor maalesef :( yorum için teşekkürler...

      Sil
  2. Eleştiri elbet güzeldir fakat acaba sizinle aynı kitabı mı okuduk emin olamadım. İyi bir okuyucu olduğum söylenir. (Okuduklarınızı inceleyince okuma zevkimiz de örtüşüyor gibi geldi bana.) İkinci kitap şimdi bitti. Özellikle aşk ve dostluk hakkında kitabın yaşattığı bir sürü duygu ve düşünceyi saymazsak, kitap sayesinde öğrendiğim inanılmaz güzellikte özellikle üç parça var ki bunlar için teşekkürlerim yeterli olmaz. Sanırım bu kitabı kötü bir modda okudunuz ve yazdığınız nottan anladığım kadarıyla ikinci kitabı okumamışsınız, bu yüzden not çok yanlış olmuş. Şiddetle tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitapların herkeste farklı bir tat bırakması çok normal... ayrıca tahmin ettiğiniz gibi kötü bir modda okumadım öyle olduğunda bunu belirtiyorum zaten. benim çok net bir beklentim var hangi yazar yazarsa yazsın... yazar kesinlikle konuya müdahil olmayacak, ben okurken yazarın sesini duymayacağım... eğer böyle bir durumla karşılaşıyorsam o kitap ve o yazar baştan kaybedilmiş oluyor ondan sonra ağzıyla kuş tutsa bile bir işe yaramıyor... ki bu kitap baştan sona yazarın kendi fikirlerini dikte ettiği bir metindi...bu anlattığım şeyi birçok kişi anlamıyor... o yüzden Hakan Bıçakçı'nın yeni yazarlara verdiği öğütü burada alıntılayarak anlatmaya çalışayım.. Şöyle diyor Bıçakçı ''çok moral bozucuydu diye yazmayın... anlattığınız olayı moral bozacak şekilde yazın çıkarsamayı okuyucu kendi yapsın'' ben okuyucunun zekasına güvenilmesini istiyorum... yazarın sorunu burada... gelelim nota; evet ben her ne kadar ikinci kitabı okumak istediysem de (ki sonradan keşke ikinciyi okusaymışım diye düşündüm) sıra takip ederek birinciden başladım ve yalnızca onu okudum... yazar ikinci kitapta farklı bir yol benimsemiş olabilir ben onu bilemem ben sadece okuduğumu yorumluyorum...ayrıca herkes serinin tamamını da okumak zorunda da değil, madem tüm tüm kitabı öğüt vererek götürüyorsunuz onu hesap ederek her bir kitabı yazmalısınız... Tavsiye için teşekkür ediyorum (isminizi yazsaydınız bu daha değerli olurdu) ama şu sıra okuyacağımı sanmıyorum yazar 5-6 kitap çıkarsın bakalım sonrasında bakarım... teşekkürler...

      Sil
    2. İsmim Bilgin Denizci. Kitabın facebook sayfasında blog yazınızın altına da yazmıştım bu nedenle isim belirtmemiştim. Açıklamanız için teşekkürler. Söylediğiniz doğru okuma zevki kişiye özel. Ben de kitaptaki samimi havayı karakterleri ve sizin dediğinizin tam aksine anlatılan hikayede yazarın sesini hiç duymadığım için sevdim. Hiç öğüt vermeden olayları çıplak şekilde film şeridi gibi ortaya koymasından hoşlandım. Okuduklarımızdan aynı çıkarsamalara ulaşmıyoruz demek ki. Bu durumda bir kitapta düşündüklerimiz, duyumsadıklarımız ve vardığımız sonuçlar yazılanla değil onu okuyanla ilgili diye düşündüm. İyi günler, iyi okumalar dilerim. Saygılar.

      Sil
    3. Teşekkür ediyorum Bilgin Denizci, benim sosyal medya araçlarına dair hiç ilgim olmadığı için ne kitabın bir facebook sayfası olduğunu ne de benim yazımın orada olduğunu biliyordum... sayenizde öğrenmiş oldum gerçi sizin notunuzu göremedim ama haberdar ettiğiniz için teşekkürler... haklısınız yazılanlar onu okuyanla ilgili... bende iyi okumalar dilerim...

      Sil
  3. Gül ben ilk kitabını okumuştum. Bana sıcak bir eser olarak gelmişti. Edebi anlamda hiç bir değeri yoktu tabiii. Belki de o anki ruh durumumla alakalı sevmiştim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet haklısın Eral, sıcak bir kitaptı zaten... benim beklentim farklı o yüzden sevmedim... teşekkürler, sevgiler...

      Sil
    2. Gül sen dediğinde çok haklısın. bazı yazarlar ya da yazanlar okuyucuyu aptal yerine koymaktalar. Bu yazar ve yazanlar için büyük hata aslında. Ben de seninle aynı görüşteyim.

      Sil
    3. Aslında bu kitapta olanın, daha çok ilk kitap olmasının heyecanından ve yazarın henüz stilini oluşturma çabasıyla her şeyi aynı anda anlatmak istemesinden kaynaklandığını düşünüyorum...ama benzer bir durumu Buket Uzuner son kitabı ''SU'' da yapmıştı ona çok sinirlenmiştim... en sevdiğim yazarlardan biriydi ve o kitaba kadar mükemmel eserleri vardı ama topluma ders vereceğim moduna girince olmadı...ve artık Uzuner okumayacağım mesela... epey okuyucusu olan bir yazar için benim okumamam önem arzetmeyecektir şüphesiz ama kendi adıma sevdiğim bir yazarı kaybetmek üzücü oldu... neyse bu konu çok uzun... en iyisi burada bırakmak :))

      Sil
  4. Kitabı ilk çıktığı zamanlarda okuyan ve hatta iki kitabı da birden fazla kez okuyan biri olarak yorumlarınıza şaşırdığımı belirtmeliyim. Elbette ki herkesin beklentisi ve kitaptan aldığı tat farklı ama yazıda belirttiğiniz gibi bir konuda ders vermek için illa o konunun masterlı uzmanı olmanın gerekmediğini düşünüyorum. Hayat hepimizd dersler veriyor, çok geçirmiş görmüş veya çok gezmiş kişiler nasıl bizden daha tecrübeli oluyorlarsa ve biz de onların tecrübelerinden nasıl faydalanıyorsak yazar da öyle. Belli ki hem hayat tecrübesi hem de kültürel anlamda (kitap-müzik) zengin bir bilgisi var ve bunları paylaşmak istemiş. Bir blogger olarak siz de ben de nasıl bilgimizi paylaşmak için yazıyorsak bloglarımıza o da kitabında paylaşmayı seçmiş. Edebi açıdan zayıf olduğunu da düşünmüyorum, her bölüm başındaki ufak şiirler bence en güzel ispatı. Annelik konusunda ise yorumunuza yine katılmıyorum. Atlas ihmal edilmiş bir çocuk değil hatta onun iyiliği için babannede kalması daha iyi, zaten ikinci kitapta da durum çözümleniyor hatta başka bir hikayede de göz yaşartıcı annelik halleri var. Ben de bir anne olarak çocuklarımdan ayrı kalmayı elbette tercih etmem ama evde onlar için sağlıksız ortamlar varsa ve çocuk sevgi gördüğü bir yerde kalabilecekse bu onlar için daha sağlıklı olacaktır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Romanı sevmişsiniz ne güzel... yazarda amacına ulaşmış oluyor... yorum için teşekkür ediyorum...
      son olarak çocuk konusunda (okuduğum ilk kitap bağlamında) görüşlerinize katılmıyorum üstelik bir anne olarak bunu söylemeniz çok ilginç... Yazdığım notta olumsuz ortamları hariç tutmuştum zaten ama Atlas anne babası ile bir şiddet ortamında veya sağlıksız bir ortamda yaşamıyordu pek ala onlar çocuğa bakabilecekken, sorunlarını çözebilecekken üzerinde bile düşünmeyip çocuğu başlarından atmışlardı... ayrıca o çocuk hep 5 yaşında kalmayacak, onun okul hayatı var, ergenliği var, vs.vs. giderek yaşlanan bir babaanne ile yaşamak veya günün birinde öldüğünde ne olacak (evet kimin ne zaman öleceği belli değil ama yaştan kaynaklanan risk ortada)... her ebeveyn çocuğunun sorumluluğunu almak zorundadır... alamayacak bir kişiliğe de sahipse hiç çocuk sahibi olmamalıdır... benim söylemek istediğim bu..

      Sil
    2. Çocuğu başlarından atmadılar ki, anne baba birbiriyle konuşmayı kesmiş, iletişim kurmuyorlar evde gergin bir ortam var, çocuk kalmak istemiyor. Her ikisi de geri adım atmaktan çekiniyorlar. Ama ikinci kitapta hatalarını anlayıp barışıyorlar zaten. Çocuk sahibi olma meselesine gelince, söylediğiniz ideal durum keşke herkes için geçerli olsa. Ülkemizde kitapta yazılan şartlar altında çok aile var ne yazık ki

      Sil
    3. Israrla savunma durumunda olmanızı tam anlayamamakla birlikte ben SON KEZ niçin o notu yazdığımı açıklayayım belki derdimi anlatabilirim... Şimdi bu kurgu bir eser, dolayısıyla yazar çocuğunu öldüren bir anneyi de kurgulayabilir hiç kimse de kalkıp bunu niye yaptın diyemez... ama bu kitapta yazar baştan sona tüm durumlar (kadın erkek ilişkisi, aşk, ülke sorunları vs ) için ideal durumu da karakterler üzerinden bize öğütlediği için nasıl oluyor da çocukla ilgili böyle bir yanlış hükme varıyor diye aradaki çelişkiyi belirtmek istememdi... ikinci kitap demeyin o beni hiç ilgilendirmiyor kimse ikinci kitabı okumak zorunda değil... ben yazarın tutarsızlığını vurgulamak istemiştim sadece... ayrıca ülkede çocuk konusunda yanlışlar yapılıyor diye biz doğruyu savunmayalım mı? bu mantığı da doğrusu anlayamadım?... neyse devam etmek isterseniz buyurun ama ben burada bırakıyorum...

      Sil
  5. Bu arada mecnun gibi insanlar var aslında etrafımızda, çok olmasalar da varlar. Ben tanıyorum bir kaç tane. Sizin de karşılaşmanız dileğiyle. Sevgiler

    YanıtlaSil
  6. yazarın da serinin de adı ne kadar ilginçmiş ama yaa :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Süperrr :) en güzel yorum sizden geldi teşekkürler :)

      Sil
  7. Serinin ilk kitabıyla ilgili güzel yorumlar okumuştum ben de. Ancak aynı olayların tekrar tekrar anlatılması, sayfa sayısının çoğaltılmasından başka bir şey değil. Çocukla ilgili düşüncenize de sonuna kadar katılıyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitabı beğenip beğenmemek çok da önemli değil, ama çocuk konusu mühim, aynı görüşte olmamıza sevindim:)

      Sil
    2. Cocuk konusunu bu kadar büyütecek sorun nedir gözünüzde gül hanım ?

      Sil
    3. cocuk konusunda bu kadar mühim olan nedir gül hanım ? cocuğun en az yara almış haliyle kurtulmuş bir evlilikle olmasımı ?

      Sil
  8. Belki haddime değil veya üstüme vazife değildir. Zaten Gül arkadaşımız ona gelen tepkilere çok saygı çerçevesinde ve eseri beğenen okurları küçümsemeden cevabını vermiş. Bu nedenle onu bir kez daha takdir ettim.
    Bir kitabı bin kişi beğenir, olumlu yazar ama bir kişi beğenmeye çıkabilir. Bu niye aykırı oluyor onu anlamış değilim. Bir kitap için tek düşünce yapısında tek beğenirlik durumunda birleşiliyorsa işte o vakit toplum olarak kendimizi sorgulamamız gerekiyor. Beğenmeyeni sorgulamak asla haddimize değil.
    Herkese sevgiler ve saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Eral öncelikle güzel düşüncelerin ve katkın için teşekkür ediyorum... Aynı doğrultuda görüşlere sahip olmamız çok güzel... ben de toplumun bu genel TAHAMMÜLSÜZLÜK duygusundan kurtulmasını canı gönülden diliyorum gidişat tam ters yönde olsa da... sevgiler...

      Sil
  9. sizin dediğinizin aksine ben salt kötülük olmadığını, kişilerin ve duyguların ön yargı olmadan değerlendirilmesinde durumun ne olacağı üzerine çok guzel ve çoğu psikoloji kitabından da daha faydalı olduğunu düşündüğüm bir kitap okudum. Tahammülsüzlük ise belirttiğiniz üzere makesef insanların çok fazla teslim olduğu bir duygu hali oldu bu hal eleştirirken de var, keşke siz de eleştirirken çok keskin hatlar kullanmadan "sizce"yi ifade ettiğinizi belirtir cümleler kursa idiniz . Ayrıca not kitabın içinde ne varsa kapağı da onu anlatıyor.

    YanıtlaSil
  10. Ben bir şey sormak istiyorum. Güneş Çavması kaç kitaptan olusuyor...1.Güneş Çavması-Göç 2.Güneş Çavması2 3.Güneş Çavması-Dünya Varmış.. sıralama bu mudur ...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazar ilk kitabını Dünya Varmış ismiyle çıkarmıştı, ikinci kitaptan itibaren kendi adını kullanmaya başladı. Bu seri benim bildiğim kadarıyla iki kitaptan oluşuyor... Güneş Çavması 1 ve 2, Epsilon yayınevinden çıkarken böyleydi. Güneş Çavması Göç Destek yayınevinden çıkmış, sanırım 1. kitaba Göç ismini ilave ederek yeniden yayınlamışlar. Benim tahminim o yönde ama kesin bir bilgim yok, çünkü bu seriyi takip etmedim. Yazarın facebook sayfasından daha çok bilgi edinebilirsiniz sanırım.

      Sil
    2. Gül Hanım çok teşekkür ederim zaman ayırıp yanıtladığım için, zira kafam karışmıştı.Yeni kitaplarda buluşmak üzere diyorum

      Sil
    3. Rica ederim, faydalı olmasına sevindim, Sevgiler:)

      Sil