28 Mayıs 2015 Perşembe

THOMAS HARDY - ÇILGIN KALABALIKTAN UZAK

Thomas Hardy’nin bu romanını çok okumak istiyordum, hem İngiliz klasiklerini severim hem kır yaşamını anlatıyor, romantik bir hikayesi de var, yazarın en sıcak ve en eğlenceli yapıtlarından sayılıyor daha ne olsun... o dönem İngilteresi’nin çiftlik yaşamını çok iyi anlattığı kuşku götürmez... doğa tasvirleri güzel, özellikle fırtınanın geldiği bir anı anlattığı bölüm müthişti... Konu ise genç ve güzel bir kadının kendine miras kalan çiftliğin başına geçtikten sonra çevredeki birbirinden çok farklı karakterdeki üç erkek ile arasındaki gönül ilişkilerinden ibaret...

Açıkçası romanı daha çok seveceğimi düşünmüştüm... Kötü değildi, konuyu ben pek eğlenceli bulmadıysam da akıcı bir anlatımı vardı... sanırım sorun kadın karakterin aşk hayatının çok uzun uzun anlatılmasıydı... içim bayıldı biraz... tüm erkekler kadına aşık oluyor o hangisini seçsem diye karar veremiyor, detaylı kişilik analizleri yapılıyor, velhasıl bir ileri iki geri işler çok uzuyor... 

En nihayetinde klasikler arasında önemli kitaplardan sayılıyor ilginizi çekiyorsa deneyebilirsiniz...

Yazar:  Thomas Hardy  
Çevirmen: Nihal Yeğinobalı
Sayfa Sayısı : 496
Basım Yılı : 2013 (5. Baskı) / 1984 (1. Baskı)
Yayınevi : Can

İngiliz edebiyatının Zola'sı sayılan Thomas Hardy (1840-1928), edebiyattaki asıl ününe Çılgın Kalabalıktan Uzak adlı eseriyle kavuşmuştur.

İnsan ve doğa eksenli yazınsal anlayışında köy yaşantısı, ruh çözümlemeleri, kişilik çatışmaları gibi temalar önemli yer tutar. Eserlerinde 'insan' kendisiyle sürekli bir savaş halindedir ve bu durumun unsurlarını akıl, bilinç, duygu karmaşaları oluşturur.


24 Mayıs 2015 Pazar

İSMAİL GÜZELSOY - DEĞMEZ

Bu kitabı anlatmak zor ama söylemesi kolay olan romanın muhteşem olduğu... bu sene rastladığım en iyi kitaplardan biri yine... ne anlattığını tam olarak ifade edemiyorum belki ama bitirdikten sonra sahip olduğum his inanılmaz... tıpkı bir şölen sofrasından kalkmak gibi... çok katmanlı bir roman bu; ölümü, aşkı, dostluğu, istisnai insanları, sosyalistleri (ülkemizin buna tekabül eden yıllarını), tıp bilimini, resim ve edebiyatı, velhasıl insana dair ne varsa anlatıyor... arada ufak tefek fantastik öğeler de var... bir de romanın zamansızlığı çok güzel, bazı bölümleri memleketin 1940-50’li yıllarını işaret ediyor ama bütünü her zamanda olabilir şekilde yazılmış... insanın ölümü yenmek için yapmaktan çekinmeyeceği şeyleri görüp, aşkın büyüklüğü karşısında şaşırıyorsunuz... hayatın anlamını bulduğunuzu düşünüp, buna değmediğinin farkına varıyorsunuz... kitabı o kadar çok sevdim ki anlatmak için yazdığım cümleler yetersiz kalıyor...

İki yıl önce yazarla  SAF romanı ile tanışmıştım ama aynı zamanda talihsiz bir durumdu... SAF’ı ararken yanlışlıkla KÜN’ü (S. Kaymaz) aldım ve ondan sonra SAF’ı okumak ona hakettiği değeri verememe sebep oldu diye düşündüm hep... bu yeni kitabı görür görmez de sadece yazarın adına bakarak satın aldım ve hiç bir şeyin etkisinde kalmadan okumak istedim... sonuç ise mükemmel; romana da, yazarın hikayelerine de, anlatımına da bayıldım... şimdi geriye doğru gidip eski kitaplarını okuma zamanı, yeni bir yazar biriktirmek gibisi yok... özetle bu romanı mutlaka okuyun, DEĞECEK inanın...

Bir kaç alıntı;

‘’Ölümden sonra bir hayat olması gerekmiyor ki, ölüm kendince bir hayatmış zaten. Ölüm hayatın tersi değil, mezuniyet merasimi’’ diye mırıldandı.

Bu yetmemişti bana. Böylelikle yalnızca iyi bir insan olabilirdim. İyilik çok kaypak bir oyundu. Dünyada sahtekarlığa en yakın kavram iyilikti, artık biliyordum bunu. Bir kaideye dayanmadan iyi olabiliyorsam aynı şekilde kötü de olabilirdim. Dünya benim iyi ve kötü hallerime tahammül etmek zorunda değildi. ‘’Vicdana bile lüzum hissetmeyeceğimiz bir adalet arzuluyoruz’’ demişti Süreyya.

Hiçbir doğal afetin insan kadar yıkıcı olmadığını görmüştüm. İnsanın aslında dünyaya verilmiş bir ceza olduğunu...

Yaşayacağım, yapacağım her şeyin anlamsızlaşacağı zamanların geleceğini hissediyordum. İnsan ruhunun derinliklerinde, onun gücünü kıran, onu bitkin düşüren en derin bilgiyi açık etmişti Usta. ‘’Değmez’’ bir bakıma insanın varacağı en büyük sırrın arkasından söyleyeceği son bilge söz olabilirdi. Bunun ötesinde bir hikmete ulaşılır mıydı bilemem ama öyle bir mertebe vardıysa bile onu kimse dile getirmezdi. Değmeyeceğini bilirdi... İnsan yalnızca bir kez ‘’Değmez’’ diyebilir, ikinci kez bunu diyorsa sahtekardır. İlk söylediği anda kalemini kırmıştır zaten. 

Yazar:  İsmail Güzelsoy
Sayfa Sayısı : 376
Basım Yılı : 2015
Yayınevi :Doğan Kitap
Kelimelerin gücüne, edebiyatın büyüsüne inancını koruyanlar için…

Benim için çizdiğin kader planını kabul etmiyorum!

"Tanrı, insanın ölümsüzlüğe varmış halinden başka bir şey değil" diye cevaplıyordu beni Selman Dermanî. "Ölüm ile kesilen bir hayatın hiçbir anlamı yoktur. Değmez... Bütün bu çabalara, sağalmaya, hasta olmaya, iyileşmeye, çalışmaya, mülk edinmeye, çocuk yapmaya, âşık olmaya değmez. Lisan öğrenmeye, şiir okumaya, saz dinlemeye, mutlu olmaya değmez.
Ancak ölümsüzlük varsa bu dünya hayatının bir anlamı olabilir. Kendimi yeniden, sıfırdan üretmeyi istiyorum. Bunu yapacağım. Hakkım! Kadere teslim olacaksak mağaralara dönelim, haydi!.."

İnsan yalnızca bir kez "Değmez" diyebilir, ikinci kez bunu tekrarlıyorsa sahtekârdır. İlk söylediği anda kalemini kırmıştır zaten. 

Aras Nehri'nin dibinde buz tabakasının altında bir adam yatıyor: Bir edip. Faruk Ferzan. "Ne oldu bana? Öldüm mü?" diye soruyor kendi kendine… Öldü mü? Ölmediyse birinin onu kurtarması gerekecek. Yola devam etmesi gerekecek. Aşk yaşanmaya değerse bunu yapmalı…

El çabukluğuyla bizi efsunlayan bir yazar var karşımızda… Fennî Sihirler yapan bir sihirbaz!.. İsmail Güzelsoy Değmez'de hayatın en büyük iki sırrının, aşkın ve ölümün dansını koyuyor sahneye. Kelimelerin gücüne, edebiyatın büyüsüne inancını koruyanlar için…

İsmail Güzelsoy 1963 yılında Iğdır’da doğdu. Ortaöğrenimini İstanbul’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’ndan ayrılıp İsveç’e gitti. İsveç’te yaşadığı üç yıl boyunca İsveç dili ve edebiyatı üzerine çalıştı. 
Başlıca eserleri: Kitab-ı Mukadder / Seni Seziyorum (öykü, 2000), Ruh Hastası (roman, 2004), Sincap (roman, 2005), Rukas (roman, 2006), İyi Yolculuklar (roman, 2007), İstanbul Gezi Rehberi I, II (2009). Değil Efendi'nin Renk ve Korku Meselleri (roman 2010), Çıt Yok (roman 2011), Saf (roman 2013)

Katkıda bulunduğu eserler: Broen (Danca antoloji, 2006), Turkische Erzählungen des 20. Jahrhunderts (Almanca antoloji, 2008), İstanbul Noir (öykü, derleme, 2008).

21 Mayıs 2015 Perşembe

DANIEL O'MALLEY - KAMARİLLA

Bu kitabı tanıtımdaki hafızasını kaybeden kadın kısmı ilgimi çektiği için aldım, hafıza hikayelerini çok severim başka bir şeye de dikkat etmedim açıkçası... bir püf noktası varmış oysa, ama ben atlamışım... X-Men gibi heyecanlı diyor, okudum ve geçtim nihayetinde bir sıfat, ama öyle değilmiş, konu X-Men’in kendisiymiş... rahatlıkla devam filmi olur... ve tamamen beklentimin dışında bir durum... evet filmi (TV’de) seyretmiştim ama fazla bir merakım yok, romanın bu konuda olduğunu bilseydim değil okumak elime alıp bakmazdım bile...

Kitap tanıtımlarının okuyucuyu böyle yanıltmasından ciddi şekilde sıkıntı geldi bana üstelik iyisi kötüsü neredeyse tüm editörler bunu yapıyor... yaz şunu arkasına doğru dürüst, acayip yetenekleri olan bir grup canlı, yine acayip varlıklardan dünyayı kurtarıyor diye o türünde meraklısı var, elbet okunur....

Kitaptaki diğer vahim durum kötü bir çevirisi olmasıydı... anlamsız, garip, yerine oturmayan bir sürü cümle, tapaj hataları, unvanların yanlış yazılması vs.... önce not alayayım dedim ama zaten tüm kitaba itirazım var bıraktım dağınık kalsın...

Velhasıl bu romanı April gibi bir yayınevine hiç yakıştıramadım durum budur...

Yazar:  Daniel O’Malley  
Çevirmen: Dilek Berilgen Cenkçiler
Sayfa Sayısı : 544
Basım Yılı : 2015
Yayınevi : April

"Sevgili Sen, Taşıdığın beden eskiden bana aitti. Sol üst bacağımın iç kısmında bir yara izi var çünkü dokuz yaşındayken ağaçtan düştüm ve bacağıma dal battı. Üst çenemin sol tarafında en arkada bulunan dolgu, dört yıldır dişçiden kaçmamın sonucunda oldu. Ama muhtemelen bedenimin geçmişiyle pek ilgilenmiyorsun. Ne de olsa bu mektubu gelecekte okuman için yazıyorum."

Myfanwy Thomas, hafızasını kaybetmiş bir şekilde, Londra'da bir parkta uyandığında, elinde bir mektuptan başka hiçbir şey yoktu. Ona bu bedenle birlikte, belirli sorunlar ve sorumluluklar miras kaldı. Dünyayı kurtarmak gibi. Fakat bunun için yapması gereken çok önemli bir şey var: Hayatta kalmak.

X-Men kadar hareketli, X-Files kadar gizemli bir dünyanın kapılarını aralamaya hazır mısınız? Büyük gücün önündeki perdeyi kaldırmaya cesaretiniz var mı? Doğaüstü Gizli Servis'le tanışın. Siz uyurken, onlar dünyayı kurtarıyor.

"İnandırıcı, sürükleyici ve çok iyi düşünülmüş."
-Lev Grossman-

"Bu kitabın temposu bir an için bile düşmüyor."
-Library Journal-

18 Mayıs 2015 Pazartesi

KAZUO ISHIGURO - Gömülü Dev

Ishiguro çok sevdiğim bir yazar ve Türkçe’de yayımlanmış eserlerinin tamamını okudum sayılır (eski kitaplarından bir tane okumadığım kaldı)... bu sırada 10 yıl aradan sonra tüm Dünya ile aynı zamanda yeni romanı yayımlandı ve yeni kitabın cazibesi yüksek, bende hemen alıp okumaya başladım... bu kez daha önce denemediği fantastik edebiyat türünde yazmış, Britanya’nın meşhur Kral Arthur hikayesiyle ilişkilendirdiği bir konusu var... Arthur’un ölümünden çok sonrasını anlatan bir hikaye kurgulamış... yaşanan savaşları, toplumların birbirine olan kinini, öfkesini ortaya koyarken, ejderhalar, iblisler vb. ile herkesin hafızasını kaybetmesine yol açan bir sis gibi fantastik öğelere de yer vermiş...  yaşlı karı koca anılarına kavuşmak ve neden ayrı düştüklerini hatırlamadıkları oğullarına ulaşmak için yola koyuluyorlar ve tüm roman boyunca bu yol hikayesini izliyoruz... aynı zamanda da hatırlamanın mı unutmanın mı daha iyi olduğu ikilemi ile baş başa kalıyoruz... karı koca bunca yıl boyunca aralarında geçenleri hatırlamadıkları için unutma sisi ortadan kalktıktan sonra sevgilerinin buna dayanıp dayanamayacağını bilemiyorlar ve konu bu soruların cevaplarını aramak üzere devam ediyor...

Bu kadar süre sonra çıkan yeni kitap beni çok heyecanlandırsa da bitirdikten sonra beklediğimi bulduğumu söyleyemeyeceğim... roman kötü değil ama ben sevmedim, Ishiguro’nun önceki kitaplarının güzelliğini bulamadım (fantastik edebiyat yazara uymamış gibi), o müthiş yeteneğini göremedim, velhasıl bana yazarın en sıradan kitabı gibi geldi... ayrıca Kral Arthur bağlantısını da sevmedim, İngilizlere güzelleme gibi hissettim, gerçi çok uzun yıllardır o ülkede yaşıyor romanlarını ingilizce yazıyor, Japondan çok İngiliz sayılabilir ama hoşlanmadım bu durumdan...

Sonuç olarak yazarı seviyorsanız okumadan geçemezsiniz ama daha önce hiç okumadıysanız başka bir kitabını tercih edin derim...

Yazarın yorumladığım diğer kitapları için aşağıya tıklayabilirsiniz.

Uzak Tepeler  

Öksüzlüğümüz

Yazar:  Kazuo Ishiguro
Çevirmen: Roza Hakmen
Sayfa Sayısı : 280
Basım Yılı : 2015
Yayınevi : YKY

Romalılar Britanya’yı terk edeli çok olmuş. Viraneye dönmekte koca ülke. Neyse ki ortalığı kasıp kavuran savaş bitmiş.
Britonlar’dan Axl ile Beatrice yıllardır görmedikleri oğullarına kavuşmak için tehlikeli topraklarda zorlu bir yolculuğu göze alıyorlar. Başlarına türlü belanın geleceğini de biliyorlar, fakat üstü örtülmüş sırlarını aydınlatacak ateşten haberleri yok henüz. Bir de yollarının kesişeceği kişiler var: Sakson savaşçı, öksüz oğlan ve tıpkı Axl’la Beatrice gibi geçmişinde kaybolmuş, hatıralarının vaat ettiklerine ve alıp götürdüklerine yenik bir şövalye. Hep birlikte sürüklendikleri macera bir kurtuluş mu olacak, yoksa yeni bir felaketin habercisi mi?
Kazuo Ishiguro’dan unutuş ve anıların gücü üzerine zamanı aşan bir öykü; özenle korunmuş bir aşka, intikama ve savaşa dair bir mesel.
“Gömülü Dev”, hüzünlü, gizemli, her satırı iz bırakacak bir roman.
“Dünyanın yaşayan en büyük yazarı Kazuo Ishiguro’dan yeni bir roman. Bir başyapıt.”  - David Walliams
“Kazuo Ishiguro öyle tuhaf ve harika bir roman yazmış ki!.. Benzersiz, okuru esir alan bir roman.”  - David Sexton, Evening Standard