25 Temmuz 2015 Cumartesi

EDITH WHARTON - yaz bitince

Edith Wharton 1862 doğumlu Amerikalı bir yazar, ‘’Keyif Evi’’, ‘’Masumiyet Çağı’’ isimli çok bilinen eserleri var ama ben daha önce hiçbir kitabını okumamıştım...  aynı zamanda bahçe tasarımcısı ve dekoratör olan yazar Pulitzer Edebiyat Ödülü ve Legion d’Honneur madalyası sahibi...

Bu romanı 1900’lerin başında yazmış, zamanın durduğu, hiçbir şeyin değişmediği küçük bir kasabada yaşayan, ahalinin ileri gelenlerinden bir avukatın evlatlığı olan genç bir kızın hayatını anlatıyor... Charity genç, tecrübesiz, cahildir ama hem içgüdüleri çok gelişmiş, hemde özgüveni fazla olan asi bir genç kızdır ve kasabaya gelen kendi sınıfının üzerindeki genç mimar tüm hayatını değiştirir... yazar bu aşk bağlamında toplumun katı kurallarını, çifte standartlarını zarif bir biçimde sorguluyor...

Özellikle yazarın anlatımını çok sevdim o kadar sakin, incelikli, farklı bir tarzı var ki bayıldım... aslında konu selvi boylum al yazmalım (filmi herkes biliyor sanırım) şeklinde özetlenebilirse de yazarın o kadar farklı bir anlatımı vardı ki tüm ipuçları ortada olmasına rağmen sanki farklı bir şey anlatır gibiydi... acaba sonunda ne olacak diye heyecanla okudum... birde yazılanların zamansız olması çok güzeldi, bir asır önce yazılmış ama bunu bilmeseniz (özellikle bizim ülkemiz dikkate alındığında) rahatlıkla bugünü anlattığını düşünebilirsiniz...

Çeviri de muhteşemdi, ben çok sevdim, siz de kaçırmayın okuyun mutlaka....

Yazar:  Edith Wharton
Çevirmen: İlknur Özdemir
Sayfa Sayısı : 184
Basım Yılı : 2011
Yayınevi :Kırmızı Kedi

18 yaşındaki Charity, kendisini himayesine alan avukat Royall'ın evinde yaşamaktadır. Genç kız, küçük bir köyde, köyün tozlu ve bakımsız kütüphanesinde çalışır ve büyük kentlerin hayaliyle, sıkıcı bir yaşam sürer. Charity'nin birbirinden farksız geçen günleri, köye genç, kültürlü ve yakışıklı bir adamın gelmesiyle birlikte ansızın değişir. Mimar Lucius Harney, eski, ilginç yapılar hakkında araştırma yapmak üzere geldiği bu küçük köyde ve civarında dolaşırken Charity de ona gönüllü rehberlik eder. Genç adamın büyüsüne kapılan Charity'nin gözü ondan başkasını görmez, hatta bütün köyü şaşırtan çılgınlıklara bile girişir. Lucius'la Charity'nin ilişkisi ilerleyip genç kızı umarsız sorunlarla karşı karşıya bırakınca, Charity'nin kabullenmekte zorlandığı tuhaf çözüm önerisi Bay Royall'dan gelir. Keyif Evi'nin yazarı Edith Wharton'un bu küçük romanı, 1900'lerin başında, kapalı bir ortamda yaşayan asi ruhlu bir genç kızın cinselliği keşfetmesini anlatırken, o döneme özgü, sık rastlanan toplumsal baskıları da naif bir aşk çerçevesinde ustalıkla dile getiriyor. 

"Bir an Charity ona dehşete benzer bir duyguyla baktı, sanki genç adam tanıdık niteliklere sahip bir yabancıydı, sonra bakışlarını kaydırdı, yerde yarı yarıya giysi dolu, açık bir valiz duruyordu. Genç adamın oradan ayrılmak için hazırlandığı belliydi, büyük olasılıkla kendisini görmeden gidecekti. Nedeni ne olursa olsun bu kararın Harney'i fazlasıyla rahatsız ettiğini görüyordu; onun planını değiştirmesinin Bay Royall'ın el altından yaptığı bir müdahale sonucu olduğunu hemen anladı."

14 Temmuz 2015 Salı

HIFZI TOPUZ - Başın Öne Eğilmesin

SABAHATTİN ALİ’NİN ROMANI

Bu okuduğum 9. Hıfzı Topuz romanı, neredeyse Cumhuriyetimizin tamamına şahitlik etmiş yazarı çok severim... yukarıdaki resimden de görüleceği üzere bu sene şubat ayında Pera Palas’ta yapılan söyleşisinde de tanışma fırsatı buldum... hem entelektüel kişiliği, hem muhteşem hafızası, hemde güzel sohbeti hepimizi büyüledi... tüm konuklara uzun uzun Fikret Mualla’yı anlattı, Fransa’daki anılarından bahsetti çok büyük keyif aldık... ben de o sırada Sabahattin Ali’nin Romanı’nı aldım, imzalattım ancak şimdi okuyabildim...

Sabahattin Ali’de başka bir dev yazar, zaten çok severdim, hayatını da kabataslak biliyordum ama bu kitabı okuyunca hem çok üzüldüm hem çok sinirlendim... bu memleket değerli aydınlarını katletmeye doymuyor... Hıfzı Topuz’da aynen bu şekilde yazıyor... bu kitapta yalnızca S. Ali’nin hayatı değil, Cumhuriyetin ilk yıllarından 1948’e kadar siyasi ve sosyal hayatta anlatılıyor... özellikle de 1938-1948 arasındaki siyasi ortam detaylı olarak yer alıyor... çok kısa sürede elimden bırakamadan okuduğum bu romanı size de öneririm...

Kızı Filiz Ali'nin babasının öldürüldüğü yerdeki bir taşa yazdırdığı Sabahattin Ali şiiri ile bitiriyorum...
Başım dağ, saçlarım kardır
Deli rüzgarlar vardır
Ovalar bana çok dardır
Benim meskenim dağlardır...

Yazar:  Hıfzı Topuz
Sayfa Sayısı : 264
Basım Yılı : 2014 (14. Baskı) – 2006 (1. Baskı)
Yayınevi :Remzi Kitabevi

Hıfzı Topuz bu romanda, belgelere dayanan özgün kurguyla Sabahattin Ali’nin Nâzım Hikmet’ten Bedri Rahmi Eyuboğlu, Orhan Veli ve Asaf Halat Çelebi’ye; Sabiha Sertel’den Vâlâ Nurettin, Rasih Nuri İleri, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz’a yayılan dostluğuna ve 41 yaşında karanlık güçler tarafından katledilmesine uzanan trajik yaşamına ayna tutuyor. 

Sabahattin Ali, 41 yıllık yaşamı boyunca Türk edebiyatının dünya dillerine çevrilen seçkin örneklerini vermekle kalmadı, yalnızca yurdu için bağımsızlık istedi, özgürlük istedi, çağdaşlaşma istedi.. Bu değerlerin düşleriyle yaşadı. Bu düşlerin bedeli sürgünler, hapishaneler ve sonunda Istranca ormanlarında tutuklanıp katledilişle ödenecekti.

11 Temmuz 2015 Cumartesi

MARLYS MILLHISER - DÜĞÜN AYNASI

Bu romanı indirimli kitaplar arasından aldım, epeydir de bekliyordu ve yaz için uygun olur düşüncesiyle okudum... doğru tespitmiş, sıcak günler için rahat okunan bir kitap... yazar 1938 doğumlu bir Amerikalı ve bu romanı 1978 yılında yayımlamış...

Konu zamanda yolculuk ama bu sefer bedenen değil zihnen oluyor... Varlıklı bir ailenin elinde çok çok eskiden edindikleri (düğün hediyesi olan) bir boy aynası bulunuyor... oldukça büyük ve epey çirkin bir ayna... ailenin çoğu jenerasyonunda çirkinliğinden ötürü tavan arasında tutuluyor... ama ailenin bazı kadınları onu ilginç buluyor ve kendi düğünlerinde onlara da hediye ediliyor ve hikaye de orada başlıyor... ailenin en genç üyesi Shay 1978’de (20 yaşında) düğün gününden bir gün önce bu hediyeyi alıyor ve önünde duvağını denerken aynadan gelen bir gürültü ile kendinden geçiyor ve uyandığında kendisini yine odasında ve aynanın önünde buluyor ama odanın mobilyaları değişik ve aynaya yansıyan kişi ise anneannesi Brandy’nin gençlik hali... önce rüya gördüğünü düşünüyor ama olaylar hızla gelişiyor ve daha ne olduğunu anlamadan kendisini (Brandy’nin bedeniyle) tanımadığı bir adamla evlenmiş ve evinden ayrılmış başka bir yere giderken buluyor...  Shay’a olay çok garip, inanılmaz ve kabul edilemez gelse de bundan sonra yapacağı, tekrar aynaya ulaşmak ve geri gitmeye çalışmak ile 1900 yılındaki koşullara uyum sağlayıp, Brandy’nin hayatını yaşamak oluyor... yaşanacak hemen her şeyi biliyor etrafı tarafından deli veya cadı olarak nitelendiriliyor ama oldukça iyi idare ediyor... kitabın ilk ve en uzun bölümü bu (SHAY)... karşı tarafta ise Brandy torunu Shay’in bedenine girmiş oluyor o çok daha büyük şok yaşıyor ve daha zor idare ediyor bu da son bölüm (BRANDY) olarak kurgulanmış... arada ise birinin annesi diğerinin kızı olan ve hiçbir şeyden haberi olmadan her ikisinin de değişmiş ve garip görünen hali ile yaşamak zorunda olan anne (RACHEL) var bu da ikinci bölümde anlatılıyor...

Hikayeyi çok beğendim gerçekten iyiydi, akıcı bir anlatımı vardı ama bu konuyu başka biri (örneğin son zamanlarda çok sevdiğim Kate Atkinson) yazsa çok daha güzel, heyecanlı ve coşkulu olabilirdi diye düşündüm... birde geçmişe giden daha iyi idare etti (yazarın kurgusu bu şekilde) ben hep tersi olur diye düşünürdüm o yüzden acaba diye ortada kaldım... velhasıl size başınıza gelse ne yaparsınız sorularını sorduruyor ve yaz için iyi bir roman deneyin...

Yazar:  Marlys Millhiser
Çevirmen: Özgür Umut Hoşafçı
Sayfa Sayısı : 416
Basım Yılı : 2012
Yayınevi : Mitra

Bir ayna ve aynı aile içinde farklı kuşaklara mensup iki kadın. Ortak noktaları; istemedikleri bir evliliğin arifesinde olmaları. Ve bunlara eklenen geçmiş ile şimdi arasında kalmış mutsuz bir anne. Kısacası aynadaki kadınların hikayesi bu.

Herşey 1978 yılında düğün gününden önceki gece Shay Garret'in aile yadigarı antik aynada kendine bakmasıyla başlar. Bu sırada bilincini kaybeden Garrett, kendine geldiğinde bir başkasının, Büyükannesi Brandy'in bedenindedir. Vakit gecedir ve ertesi gün bir başka düğün vardır

6 Temmuz 2015 Pazartesi

PHILIP KERR - BİRİ VE ÖTEKİ

Dedektif Bernie Günther 4

P. Kerr 1956 doğumlu İskoç bir yazar, çok sayıda romanı var, hatta P.B. Kerr ismiyle de çocuk kitapları yazıyormuş... en bilinen eseri, seri halinde yazdığı Nazi Almanyasını anlatan detektif (Bernie Günther) romanları... dilimize çevrilmiş 7-8 kitabı var, bunun 5 tanesi detektif Günther serisinden... benim şimdi yorumlayacağım roman ise serinin 4. kitabı... seri birbirinden bağımsız olarak okunabiliyor, ben 1949 yılında, savaş sonrasında geçtiği için 4. Kitabı seçtim nispeten bilmediğim bir dönemi anlattığı için...

Bernie Günther, eski bir polis, savaşla birlikte birçok yerde çalışıyor, savaş bittikten sonra da özel dedektifliğe geri dönüyor ve aldığı kayıp bir Naziyi arama işiyle birlikte tüm hayatı karman çorman oluyor... her ne kadar detekliflik romanı gibi görünse de bu kitapta da o tali unsur, asıl konu savaş sonrasında Almanya’da yaşananlar, işgal kuvvetlerinin (Amerikalılar, Ruslar ve diğerleri) yaptıkları, yargılanan, saklanan ve ülkeden kaçmaya çalışan Naziler şeklinde çeşitleniyor... arada geriye gidip savaş sırasında yapılanlarda anlatılıyor... kişilerin çoğu gerçek, tüm hikaye SS komutanların akibeti üzerinden gidiyor...

Konuyu sevdim, detektiflik hikayesi de iyi kurgulanmıştı ama anlayamadığım bir sebepten okumam olması gerekenden daha uzun sürdü, kitap akıp gitmedi bir türlü... açıkçası nedenini tam çözemedim...  çok sayıda askeri rütbe, bölüm, istihbarat örgütü, gizli örgüt var bunların bir kısmının isimleri kısaltma şeklinde (KZ, NKVD gibi) yazılmış... rütbeler almanca olarak bırakılmış, çok uzunlar ve sık sık karşınıza çıkıyor bunların ne olduğuna ilişkin dipnot konulmamış dolayısıyla benim okumamı çok kesintiye uğrattı... arada (özellikle örgütler için) internetten bakarak ne olduğunu bulmaya çalıştım ama böyle okumak zor oluyor... açıklamalar belki ilk kitaplarda vardı bilmiyorum ama hepsine konulması lazım... üstelik bir istikrarı da yok bazen cümlenin içine hem almancasını hem türkçesini yazabiliyor... dolayısıyla tarzını (bir ihtimal çeviriyi) sevdiğimi söyleyemeyeceğim...

Ama dönem romanı olarak iyi, sizde benim gibi bu konulara meraklıysanız deneyebilirsiniz...

Yazar:  Philip Kerr
Çevirmen: Cem Demirkan
Sayfa Sayısı : 471
Basım Yılı : 2015
Yayınevi : Alfa

Münih, 1949 

Mağlubiyetin kargaşası içinde Almanya savaştan sonra serpilen her türden entrika ve ihanetin yuvası haline gelmiştir. Burası Bernie Günther gibi bir özel dedektif için pek de itibarlı olmayan ama bolca iş bulabileceği bir yerdir artık: Zenginlerin Nazi geçmişini temizlemek, yurtdışına çıkacak kaçaklara yardımcı olmak ve çalıntı eşyalar yüzünden süren rekabeti çözüme kavuşturmak… Bunlar Bernie'yi tiksintiyle, ama cüzdanını da parayla dolduracak işlerdir.

Bir gün kayıp kocasını arayan bir kadın Bernie'den yardım ister. Kocası Polonya'daki en korkunç toplama kamplarından birinin komutanlığını yapmış bir kaçaktır. Kadının derdiyse kocasını bulmak değil, öldüğünden emin olmaktır. Bu iş Bernie'yi eski savaş suçlularından Yahudi intikam mangalarına, Münih'ten Viyana'ya kadar sürükleyecek, savaş sonrası Almanya'nın yüzünü gözler önüne serecektir. 

Kolay bir işe benziyor olabilir, ama savaş sonrası Almanya'da hiçbir şey kolay değildir.
"Kerr şehrin savaş sonrası ruh halini yakalamada çok başarılı." 
-Sunday Telegraph-

"Dönem dedektiflik romanlarının en nadide örneklerinden biri." 
-Observer-

1 Temmuz 2015 Çarşamba

KATE ATKINSON - Köpeğimi Alıp Erkenden

Birkaç ay önce yazarın Hayat, Sil Baştan adlı romanını okudum ve çok beğendim... diğer kitaplarından devam etmeye karar verdim ama kalanların tamamı polisiye olduğu için seçim yapmak güç oldu... neyse korktuğuma uğramadım ve yazarı beğenme kararım da pekişmiş oldu...

Bu roman, klasik/bilindik bir polisiye değil, evet çözülmesi gereken bir cinayet vak'ası, kayıp/kaçırılmış bir çocuk, emekli bir polis, bir detektif var ama polisiyeye çok az benziyor... daha çok toplumun suça yönelme durumu ve insanların içindeki suç işleme güdüsü sorgulanıyor... konu 1975 ve 2010 tarihleri arasında geçiyor, toplum hangi zamanda daha kötüydü sorusu sıkça soruluyor ve ortaya çıkan cevap ‘’her zaman’’ oluyor... hikaye; emekli polis ve bir alışveriş merkezinin şefi olan Tracy ile yine emekli polis ve özel dedektif Jackson Brodie’nin 1975 yılında işlenmiş ve hali hazırda çözülmemiş olan bir hayat kadının cinayeti ile bir çocuğun kaçırılması olayında karşılaşmaları ile başlıyor... yazar konunun ana eksenini çocuk kaçırılma vak'aları ve/veya çocukların kaybolmaları ile Tracy ve Brodie’in birbirinden kasvetli yaşamları, acıları ve hayatı sorgulamaları üzerine kuruyor... diğer tarafta da hayat kadınları ve/veya seri kadın cinayetleri ile polislerin durumu anlatılıyor... yazar sürekli bu iki eski polisin hayatı üzerinden o tarihlerdeki ülkesinin durumunu oldukça iğneleyici bir biçimde anlatıyor... arada Emily Dickinson’un şiirlerine gönderme yapıyor, Shakespeare’den alıntılarla birlikte hikayesini süslüyor... çok katmanlı ve çok doyurucu bir kitap bu... tüm bunlara kaptırıp giderken arada bir yerde de cinayet çözülüyor ve birde o vardı değil mi diye hatırlıyorsunuz... anlayacağınız polisiye olay o kadar tali bir unsur...  

Kitabın sonunda bazı noktaları açık bıraktı, sanki devamı gelecek gibi... umarım öyle olur... olmazsa da başka iki kitabı daha var onlardan devam edeceğim... yazarın okuduğum iki kitabında da dikkatimi çeken ve çok hoşuma giden mizahi bir anlatım biçimi var... başta ülkesi olmakla beraber her şeyi muzip bir biçimde anlatıyor... son söz olarak ben bu romanı çok sevdim, sizlere de öneririm... özellikle benim gibi polisiye sevmeyen ama herkes okuyor bende okusam keşke diyenler için birebir kaçırmayın...

Kitabın başında yazan tekerleme ile bitiriyorum....

Çivi düşse nal durmaz
Nal olmazsa at koşmaz
Atsız süvari olmaz
Atlı yoksa cenk olmaz
Cenk etmezsen hanlık kalmaz
Tek bir çivi yüzünden
Hep o çivi yüzünden

Yazar:  Kate Atkinson
Çevirmen: Tuba Geyikler
Sayfa Sayısı : 332
Basım Yılı : 2015
Yayınevi : YKY

Bir alışveriş merkezinin güvenlik şefi olan Tracy Waterhouse için sıradan bir gündü, sahip olmayı aklından bile geçirmediği bir şeyi satın alana kadar... Bir çılgınlık anında verdiği kararla Tracy’nin yarım asırlık yeknesak hayatı altüst olacaktı.
Birbiri ardına geçip giden sıkıcı günlerin yerini, her adımda yeni bir korku ve tehlikeyle yüzleşeceği müthiş bir macera alacaktı. 
Bu tuhaf alışverişin etrafında, hafızasını yitirmekte olan yaşlı aktris Tilly’yi, bir araştırma için memleketine dönen dedektif Jackson Brodie’yi ve karşılarına çıkan çeşit çeşit insanı buluşturan iç burkucu bir hikâye örülüyor.
Kate Atkinson’ın müthiş bir incelikle kurguladığı bu girift hikâyede anlatılan kişiler ne birer kahraman ne de cani. Köpeğimi Alıp Erkenden, suçlular ile sıradan insanları karşı karşıya değil yan yana getiren, sarsıcı bir ahlaki sorgulamanın romanı. Geçmişin asla geride bırakılamayacağına dair ürpertici bir hatırlatma…
Suç Dosyaları, Çarkıfelek ve Güzel Haber Ne Zaman Gelir? romanlarından tanıdığımız dedektif Jackson Brodie’yle yeni bir buluşma.

Kate Atkinson; 1951’de İngiltere York’ta doğdu. 1974’te İngiliz edebiyatında yüksek lisans eğitimini tamamladı. Edinburg’da yaşamaktadır. 1981’de yazmaya başladığı kısa öykülerle Woman’s Own öykü ödülünü aldı. İlk romanı “Behind the Scenes at the Museum ”1995’te Whitbread kitap ödülüne layık görüldü, aynı zamanda radyo, tiyatro ve televizyona uyarlandı. Edebiyata katkıları nedeniyle 2011 yılında Britanya İmparatorluğu Nişanı almıştır.