26 Ağustos 2015 Çarşamba

ANNE MICHAELS - KIŞ MEZARI

Anne Michaels Kanadalı şair ve yazar, bol ödüllü kitapları var... ilk kez okudum ve benim bu romanı seçmemdeki sebep Ebu Simbel’deki Büyük Tapınak’tı... açıkçası arkeoloji konulu bir roman sanmıştım ama değil, konunun özü hayattaki KAYIPLARIMIZ... bir baraj yapılıyor, oluşan baraj gölü nedeniyle antik bir tapınak taşınmak zorunda kalıyor, insanlar evlerini, yıllardır yaşadıkları yurtlarını kaybediyorlar... ve devam ediyor, mühendis Avery ve karısı Jean’ın birbirleriyle tanışmadan önceki ailevi kayıpları, Mısır’da yaşadıkları sürede kaybettikleri, daha sonra tanıştığı Lucjan’ın II. Dünya Savaşında yaşadığı kayıplar arz-ı endam ediyor... tüm bu acıların ruhlarına bindirdiği yükü roman boyunca okuyoruz...

Ben kitabın yarısına kadar çok iyi okudum, hatta sevdim, ama konu Lucjan’a geldiğinde okuduklarım bana yetmişti, sonrasında sıkılmaya başladım ve ikinci yarıyı biraz zor okudum... tam neden oldu bilemiyorum ya benim için doğru bir zaman değildi ya da sürükleyicilik konusunda bir sorun vardı... 

Kanada ve Mısır’da geçiyor, bir yanda toprağın donduğu karakışı, diğer yanda çölü betimliyor, 1964 ve savaş yıllarını anlatıyor, değişik karakterleri var, özetle söyleyeceklerim bundan ibaret...

Yazar:  Anne Michaels
Çevirmen: Elif Günay
Sayfa Sayısı : 308
Basım Yılı : 2010
Yayınevi : Doğan Kitap

Mısır, 1964. Ebu Simbel'deki Büyük Tapınak'ın, Asvan Barajı'nın yükselen sularından kurtarılması gerekiyor. Tapınak, bloklar halinde sökülerek daha yüksek bir arazide yeniden kurulacak. Karısı Jean'le birlikte Kanada'dan Mısır'a gelen genç mühendis Avery Escher'in yürüttüğü bu muazzam proje, Nil kıyısında hayatı her anlamda değiştirecek: Baraj kapağı açıldığında, diriler de ölüler de yerlerinden olacaklar. Köyleri sel basacak, mezarlar yerinden oynayacak. 

Asvan projesi, sadece köyleri ve mezarları değil Jean ile Avery'nin dünyasını da yıkar: Çift, Mısır günleri bittiğinde, Toronto'ya ayrı yaşamak üzere döner. Avery mimarlık okuyacaktır. Jean ise Polonya göçmeni ressam Lucjan'ın baştan çıkarıcı cazibesine kapılacak, onun işgal Varşova'sına ait çocukluk hikâyeleriyle derinden etkilenecek, kendi kayıpları ve geleceğiyle yüz yüze gelecektir. 

Tarihsel anlarla insan yaşamının sessiz mahremiyetini harmanlayan Kış Mezarı, hayatın vahşetinden mümkün olduğunca fazla şeyi kurtarmanın yollarını anlatıyor. Bir karı-kocanın birbirlerine yeniden kavuşmanın yollarını aramalarını; yerlerinden edilmiş ve köklerinden koparılmış insanları ve ulusları; hepimizin evimiz diyebileceğimiz bir yer bulmak için neler yaptığımızı anlatıyor. Karakterlerinin hem fiziksel, hem de duygusal dünyalarını son derece canlı bir şekilde betimleyen bu etkileyici roman, hatıraların kaçınılmazlığını, kaybın yıkımını ve sevginin onarıcı güçlerini gözler önüne seriyor. 

Alışılmadık ve zorlayıcı güçte bir romancı (The Times)

21 Ağustos 2015 Cuma

MEHMET CORAL - Meryem Planı

Mehmet Coral sevdiğim bir yazar (bilebildiğim kadarıyla 18 tane kitabı var), ağırlıkla tarihi ve İstanbul konulu kitaplar yazıyor... bundan önce ‘’Kostantiniye’nin Yitik Günceleri’’ ve Zamanın Kızı- İstanbul’un Sarı Gülü’’ adlı eserlerini okumuştum ve Mimar Sinan’ı anlattığı ‘’Işıkla Yazılsın Adım’’ romanından devam etmeyi düşünürken ‘’Meryem Planı’’na rastladım ve okudum... diğerlerinden devam edeceğim ama önce bu romandan bahsedeyim...

Öncelikle yazarın 2006 yılında yayımladığı ‘’Tımarhane Adası’’ adlı eseri bu romanın başlangıç kısmı gibi duruyor (ben okuduktan sonra fark ettim) o nedenle ondan başlamak daha mantıklı olurdu ama bu kitapta tek başına okunabiliyor sorun yok... kitap roman olarak yazılmış ama zaman zaman inceleme gibi de görünüyor, özellikle ezoterik hikayeler, Hıristiyanlığın ilk yılları, Milattan Öncesine dair konularda uzun uzun açıklamalar yapıyor, sonunda kendi hikayesine bağlıyor, bu arada epey bir şeyde  öğrenmiş oluyorsunuz...

Konu ise şöyle; Vatikan ve A.B.D. kendilerine ait nedenlerle Ege Bölgesinde Meryem Ana’nın mezarını bulmak ve buldukları rölikleri gizlice ülkelerine götürmek üzere bir çalışma başlatıyorlar, ayrıca A.B.D’li bir şirketin bu kazının gölgesine sakladığı ve mutlaka yapmak istediği bir projesi var... Menderes deltasında olduğunu düşündüğü büyük miktardaki altına ulaşmak ve ezoterik bilgilerde adı geçen bir teknikle, altından ve PGM’den (platin grubu metaller) yerçekimini ortadan kaldıran ve paralel evrenlere geçişi sağlayan bir madde elde etmeye yarayan parşömenleri bulmak... tüm bunlar için büyük bir mücadele başlıyor... Türk Hükümeti de tüm önlemleri alarak ne olacağını uzaktan izliyor... Hikaye iyiydi, bilmediğim bir çok konu hakkında bilgi sahibi oldum, yazarın A.B.D ve diğer ülkelerin Ülkemiz üzerindeki emellerine ilişkin çok isabetli tahminleri var... Türk Hükümetini de hepimizin gönlünden geçtiği gibi yabancıların tüm emellerini önceden doğru okuyan, gerekli tüm önlemleri alan ve başarıya ulaşan bir şekilde kurgulamıştı... ne diyelim inşallah bir gün olur... kapsamlı, güzel bir kitap okuyun derim, mümkün olursa da ‘’Tımarhane Adası’’ndan başlamakta fayda var...

Yazar:  Mehmet Coral
Sayfa Sayısı : 296
Basım Yılı : 2007
Yayınevi : Doğan Kitap

Meryem Ana'nın kayıp mezarının peşindeki bir grup insan...
Dünyadaki ekonomik ve ruhani güçleri bünyesinde toplamak ve böylelikle dünya egemenliğini perçinlemek, yeni bir Vatikan oluşturmak isteyen ABD...
Hâlâ bir güç olduğunu kanıtlamak isteyen Vatikan...
Merkezi ABD'de olan ve dünyanın en büyük değerli madenlerine sahip Zaminco Şirketi...
Efes'te faaliyet gösteren Basel Vakfı...
Acaba Meryem Ana'nın mezarını kim bulacak ve içindeki kalıntıları kim ülkesine götürecek?
Bulunan mezar gerçekten Meryem Ana'ya mı ait, yoksa bu Türk hükümetinin bir aldatmacası mı?
Opus Dei'nin devreye girmesi sonucu ne kadar değiştirecek?
Öte yandan Irak ve Ermenistan sınırlarında sıcak gelişmeler yaşanır, Yunanistan 1920'lerde Batı Anadolu'da kurulmuş ve bir yıl yaşamış İyonya Cumhuriyeti'ni yeniden canlandırmak ister.
Türk hükümeti ise gerekli her tedbiri alır, her şeyi sükûnetle izler.

Mehmet Coral 1947 yılında İzmir’de doğdu. Amsterdam Üniversitesi ve Lahey Uluslararası Akademisi’nde ekonomi mastırı yaptı. 1999’da ülkemizi temsilen Balkan Halkları Edebiyat Ödülü Balkanika’ya katıldığında, ödül komitesi yazarın tüm eserlerinin Balkan dillerine çevrilmesini kararlaştırdı. Kitapları İngilizce, Fransızca, İtalyanca ve Yunancaya çevrilen yazarın uçmak dışındaki en büyük tutkusu da İstanbul’un geçmiş yaşamı hakkında yaptığı araştırmalardır. Kitaplarının temelini de genellikle bu tarihi araştırmalar oluşturur.

13 Ağustos 2015 Perşembe

NESLİHAN ACU - İYİ TANRININ ÇOCUKLARI

Bu yazarı blogger arkadaşlardan Sade ve Derin önerdi, tam o sırada da yeni kitabı çıkmıştı oradan başlayayım dedim... Yaralı iki insanın hikayesini anlatıyor, erkek bedenen, kadın ruhen sakat durumda ve tuhaf bir ilan ikisini karşı karşıya getiriyor ve garip bir arkadaşlık/ilişki başlıyor... kendi sorunlarının yanı sıra ailelerinde ve çevrelerinde de travmalar var, başlarına gelenle birleşince de tepe taklak çakılıyorlar... bu arkadaşlık onları kurtarmaya yetecek mi bunu okuyoruz... geniş çerçevede ise kadın erkek ilişkileri, aşk, aile, hayatın anlamı, davranışlarımızdaki şartlanmışlıklar sorgulanıyor...

Yazarı beğendim, romanı elimden bırakamadan çok kısa sürede okudum, acaba sonunda ne olacak diye merakla sayfaları çevirdim ama konuyu sevdim dersem doğru olmayacak... benim için çok fazla depresif bir hikayeydi, diğer kitapları nasıldır bilemiyorum ama başlangıç için doğru romanı seçememişim... tabii bu benimle ilgili bir durum ne yazarın başarısını ne de romanı gölgeliyor... sonuç olarak çok akıcı, merak unsuru yüksek, güzel bir roman deneyin derim...

Yazar:  Neslihan Acu
Sayfa Sayısı : 320
Basım Yılı : 2015
Yayınevi : Doğan Kitap

Hayatın anlamı ve anlamsızlığı, aşklar, yalnızlıklar ve dostluklar üzerine, temposu hiç düşmeyen, okuru insan ruhunun derinliklerine götüren, çarpıcı bir roman…

"İşte böyle… Hayat sahip olduğun her şeyi bir anda çeker alır elinden. Öylece bakakalırsın."

Göksel ve Poyraz… İki yıl önceki Sevgililer Günü'nde hayatları değişen iki insan. Sevgililer Günü farklı nedenlerle onlar için bir dönüm noktası olmuş, Poyraz geçirdiği kaza nedeniyle sakatlanmış, Göksel ise bir aşk uğruna hayatını mahvetmiştir.

Poyraz'ın verdiği gizemli iş ilanı, ikisinin tanışmasına vesile olur. Ve birlikte geçmişe doğru tedirgin edici bir yolculuğa çıkarlar. Poyraz'ın yaşamak ve ölmek arasında bir seçim yapmaya çalıştığı, Göksel'in ise yaşadığı travmayla boğuştuğu bir yolculuktur bu.

11 Ağustos 2015 Salı

JEFFREY ARCHER - Zafer Yolu

Bu yazarı tanımıyordum yine indirimliler standında gördüm, birkaç tane kitabı var ama ben konusu ilgimi çektiği için Zafer Yolu’nu seçtim... Bu kitap Everest’e ilk ayak basan dağcı olduğu düşünülen George Mallory’nin (1886-1924) hayatından esinlenerek yazılmış bir kurgu... Ben kaşiflerin, mucitlerin, bilim adamlarının hayatlarını okumayı çok severim, dağcıları da inanılmaz bulurum, ne akla hizmet bu işi yapıyorlar diye düşünürüm çoğu zaman...

Roman Mallory’nin 6 yaşından başlayarak çocukluğunu, eğitim hayatını, evliliğini, mesleğini, tırmanma tutkusu ile birlikte anlatıyor... kitabın yarısından sonrası Everest’e tırmanma konusunu içeriyor... Yazarın anlatımı çok düz, açıkçası benim sevdiğim bir tarz değil ama kolay okunuyor yaz günleri için ideal... Everest bölümleri daha çok hoşuma gitti, bilmediğim bir kaşif öğrendim... konu ilginizi çekiyorsa ve rahat okunan bir kitap arıyorsanız deneyebilirsiniz...

Yazar:  Jeffrey Archer  
Çevirmen: Pınar Öcal
Sayfa Sayısı : 392
Basım Yılı : 2011
Yayınevi : Altın Kitaplar

Bazı insanlar çılgınca hayallerin peşinden gider ve bunları gerçekleştirerek isimlerini tarihe yazdırmayı düşler. Ancak tarih, sayfalarına yazacağı zaferler için kanıtlara ihtiyaç duyar. Kanıt yoksa zafer de yoktur...

Zafer Yolu böyle bir adamın, Everest'i fethedip fethetmediği hâlâ tartışılan George Mallory'nin öyküsüdür. Bu olağanüstü romanı okuduğunuzda, onun adının bu efsane listeye eklenip eklenmeyeceğine karar vereceksiniz. Eğer eklenecekse, listeden başka bir isim silinecek.