24 Eylül 2015 Perşembe

ELENA FERRANTE - benim olağanüstü akıllı arkadaşım

NAPOLİ ROMANLARI – BİRİNCİ KİTAP

Bu kitabı Oray Eğin’in gazetedeki köşesinde gördüm, daha öncesinde hiç dikkatimi çekmemiş, meğer çok sevilen, bir çok dile çevrilen, öve öve bitirilemeyen bir seri romanmış (kitabın başında tam 11 sayfa bu övgülere yer vermişler)... 

Ben seri kitapları da (ki bu bir dörtleme Türkçeye ilk ikisi çevrilmiş), çok satanları da pek sevmiyorum ama hem köşe yazısında yazılanlar ilgimi çekti hem de yazarın kimliğini gizli tutması kitabı okumama sebep oldu... takma isimle yazılan romanların -hiçbir alakası olmamasına rağmen- iyi çıktığını düşünüyorum, bunun nedeni de Trevanian (sonradan kimliği açıklandı), Emile Ajar (şimdi Romain Gary olduğunu biliyoruz) ve John Twelve Hawks (kim olduğu halen bilinmiyor) gibi yazarların kitaplarını beğenmemdi... her neyse hemen gidip aldım ve okumaya başladım...

1950'lerde Napoli'nin varoş semtlerinin birinde yaşayan iki küçük kızın (Lila ve Lenu) aileleri, arkadaşları, öğretmenleri ve mahalleli ile birlikte hayatlarını anlatıyor, birçok kişi yazarın otobiyografisi olduğu şeklinde tahminde bulunuyor... ilk kitap kızların 8-9 yaşından başlıyor 16 yaşlarına kadar olan zamanı anlatıyor... Lila zeki ve baskın, Lenu akıllı ve edilgen bir karakter, aralarındaki tüm ilişki Lenu’nun hayatının merkezine Lila’yı oturtmasına ‘’Sadece Lila aklımdan çıkmıyordu ve o da mektuplarıma yanıt vermiyordu. Ben yanında yokken başına güzel ya da kötü bir şeyler gelmesinden korkuyordum. Bu eski bir korkuydu, üzerimden bir türlü atamıyordum: onun hayatına ait parçalardan yoksun kalırsam kendi hayatımın yoğunluğu ve anlamı kaybolacak sanıyordum.’’ dayanıyor... Lenu ışığa doğru uçan böcekler gibi tüm hayatını Lila’ya endeksliyor ama kendi hayatı da biraz şans biraz da Lila’ya yetişeceğim diye çok çalışmasıyla iyi bir duruma geliyor ve hikaye, arkadaşlıkları, sevgilileri, hayalleri, umutları ile devam ediyor...

Roman fena değil ama bunca insan neyi bu kadar çok sevdi, çok övdü bilemedim... kitabın üçte ikilik kısmını hoşlanmadan okudum açıkçası, sonrasında biraz daha iyi oldu ama seri olmasından da kaynaklanan bir yerinde sayma durumu vardı... mevcut bir hikayeyi dört kitaba yaymak isteyince konu olduğu yerde duraklıyor ve bence bu kitabın en büyük sorunu bu... 

Ben seriye devam edecek kadar sevmedim o yüzden burada bırakıyorum... sadece merak edeceğim iki şey kalacak biri; kitap Lenu’nun ağzından yazılıyor hep onun duygu düşüncelerini öğreniyoruz sonrakinde Lila’nın anlatması ve onun hissettiklerini yazmasını istedim öyle mi yapıyor bilemiyorum tabii... diğeri ise konunun girişi kızların altmış yaşına geldikleri zamandan başlıyor ve bu sırada Lila ortadan kayboluyor ‘’Lila her zamanki gibi abartmak istiyor, diye düşündüm. İz kavramını ölçüsüzce genişletiyordu. Sadece kendi, tam altmış altı yaşında ortadan kaybolmak istemiyordu, ardında kalan bütün ömrü de silmek istiyordu. Gerçekten öfkeliydim. Bakalım bu sefer kim kazanacak dedim kendi kendime.’’ sanırım Lila sonunda ne yaptı diye merak edeceğim ama üç kitap daha dayanabileceğimi sanmıyorum... 

Çevirmene ve editöre not : bir kadın kocasının kız kardeşine ‘’görümcem’’ der ‘’yengem’’ değil... bu kadar basit ve yaygın kullanılan bir akrabalık hitabı nasıl yanlış çevriliyor akıl alır gibi değil...

Yazar:  Elena Ferrante  
Çevirmen : Eren Yücesan Cendey
Sayfa Sayısı : 360
Basım Yılı : 2015
Yayınevi : Everest

Kimliğini ısrarla gizlemesiyle adeta bir efsane haline gelen müstear isimli Elena Ferrante'nin dört ciltten oluşan "Napoli Romanları", sadece İtalya'da değil tüm dünyada fenomen olarak kısa sürede 22 dile çevrildi. Bugün milyonlarca okurun hayranlıkla okuduğu dizinin devam kitaplarının da en kısa sürede raflardaki yerini alacağını belirtiriz.

"Sen benim olağanüstü akıllı arkadaşımsın, hepimizden çok daha başarılı olmalısın, bütün kızlardan ve erkeklerden."

Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım, İtalya'da bir kenar mahallede yetişen iki genç kızın çekişmeler, kıskançlıklar ve sırlarla örülü dostluklarını, zorluklarla geçen büyüme ve varoluş serüvenlerini anlatıyor.

"Napoli Romanları"nın ilki 50'lerde, fakir bir mahallede başlıyor. Bu unutulmaz dostluk hikâyesinde fazlasıyla akıllı ve duyarlı iki genç kız, Lenù ile Lila, boğucu erkek-egemen kültür, duyarsız, buyurgan aileleri ve yoksunluklar karşısında birbirlerinde teselli bulur. Ancak bu iki sıradışı arkadaş büyüdükçe, onlara dayatılan değerleri kabule yanaşmayacak, büyük fedakârlıklar da gerektirse, birer kadın olarak tutkularını yaşamak ve yaratıcı olmak için ellerinden geleni yapacaktır…

"Benim Olağanüstü Akıllı Arkadaşım sürükleyici, kalabalık, geniş bir 'olgunlaşma romanı.'"
-James Wood, The New Yorker-

"Elena Ferrante: öfkeli kadın yazarların en iyisi!"
-John Waters, yönetmen-

"Ferrante'nin genç kızlık ve arkadaşlık meselesini ele alışı olağanüstü etkileyici."
-Gwyneth Paltrow, oyuncu-

18 Eylül 2015 Cuma

IAN McEWAN - MASUMİYET ya da Özel İlişki

Bu yazarla 2013’de tanıştım ve giderek artan bir ilgiyle kitaplarını okumaya başladım... bu üçüncüsü ve yine çok beğendim... 1955 yılında hemen savaş ertesinde Berlin’de geçen bir soğuk savaş hikayesi olarak başlıyor... Altın Operasyon veya Berlin Tüneli denilen gerçek bir olaya yaslanan bir konusu var... Olayların çoğu, karakterlerin George Blake dışında kalanları kurgu olarak yazılmış...

Başlangıçtaki Amerikalılar, İngilizler, Sovyetler arasındaki istihbarat mücadelesi, roman ilerlerken geride fon olarak kalıyor ve konu tamamiyle psikolojik bir yapıya bürünüyor... Leonard karakteri olağanüstü kurgulanmış, yazar her bir sayfada 25 yaşındaki bu İngilizin başka bir katmanını açığa çıkarıyor... masumiyetle başlayan karakteri sonrasında çok farklı noktalara savruluyor... aşık olduğu Alman kadının (Maria) eski kocası ortaya çıkıncada hem olaylar hemde Leonard’ın kişiliği iyice içinden çıkılmaz hale geliyor... yazar ayrıca bu üç milletin ve artı Almanların davranış şekillerine ilişkin karşılaştırmalarda yapıyor, bunları da çok sevdim...

Çok güzel, sürükleyici ve etkileyici bir roman, elimden bırakamadan okudum, kaçırmayın okuyun mutlaka...

McEwan’ın diğer romanlarına ilişkin yorumum için aşağıya bakabilirsiniz...
Solar


Yazar:  Ian McEwan
Çevirmen : Roza Hakmen
Sayfa Sayısı : 232
Basım Yılı : 2014 (2. Baskı)
Yayınevi : YKY

Çağdaş İngiliz edebiyatının en önemli yazarlarından Ian McEwan, gerçek bir olaya yaslanan, psikolojik gerilim olan Masumiyet’te bir insanın sıra dışı şartlarda var oluşunu ve bu uyanışın beraberinde getirdiği karmaşa ve çalkantıları gözler önüne seriyor. 

II. Dünya Savaşı sonrası Berlin’de savaş yer altında devam ediyor. İngiliz ve Amerikan gizli servisleri, Sovyet hatlarına sızmak için dev bir tünel projesini ortaklaşa yürütüyor. Tarihte “Altın Operasyon” olarak bilinen bu projede çalışmak üzere Berlin’e giden çekingen ve “masum” bir İngiliz, böylece dış dünyaya ilk adımını atıyor. 
Masumiyet ya da Özel İlişki kitabı, Soğuk Savaş döneminde geçen yirmili yaşlarının ortasında, aile evinin ötesindeki dünyayla henüz tanışmamış, çekingen, nazik ve “masum” bir İngiliz genci olan Leonard Marnham’ın etrafında dönüyor. Posta servisinde elektronik mühendisi olarak çalışan Leonard, İngiliz ve Amerikan gizli servisleri CIA ve MI6’nın ortaklaşa yürüttüğü Altın Operasyon’da görev almak üzere Soğuk Savaş dönemi Berlin’ine gönderilir. Doğu Berlin’deki Sovyet telefon hatlarına sızmak için açılan tünelde Leonard gizlilikle tanışır. Gergin de olsa yakın bir dostluk kurduğu Amerikalı Bob Glass’la dışarı çıktığı bir gece, kendisinden yaşça büyük olan Batı Berlinli Maria Eckdorf’la tanışır. Ona olan aşkı sayesinde günlük yaşantısının ve alışkanlıklarının bağlarından kurtulurken, aynı zamanda kendi karanlık yönleriyle karşılaşır. Leonard mutludur. Ama nişanlandıkları gece Maria’nın eski kocası ortaya çıkınca, Leonard ilişkisini tekrar sorgulamaya başlar.

13 Eylül 2015 Pazar

ALAIN-FOURNIER - ADSIZ ÜLKE

Koca Meaulnes

Bu kitabı yıllar önce Can Yayınlarından alışveriş yaparken hediye etmişlerdi... yazar çok genç yaşta ölmüş, 1913 yılında yayımladığı bu romanda tek kitabı ve klasikler içinde yer alıyor... Özdemir İnce romanın sunuş yazısında’'Elinizdeki roman, yalın, süssüz, içten, durgun su gibi saydam ve sanki biraz daha ‘çocuksu’ bir yapıt. (...) Ama Adsız Ülke’ye girdikçe kahramanlarıyla ortak yanlarımız belirmeye, özlem ve düşlerimiz örtüşmeye başlayınca olağanüstü bir yapıtla karşı karşıya olduğumuzu kavramaya başlarız.’’ diyor...

Yazar kendi çocukluğunu, okul hayatını, aile fertlerini, aşık olduğu kızı, karakterleri üzerine işleyerek bir hikaye oluşturmuş... lise çağlarında bir okulda eğitim gören delikanlılardan biri (Meaulnes) bir yolcuyu karşılamaya giderken kaybolur ve bilmediği bir yerde bir malikaneye rastlar, orada bir nişan kutlaması yapılmaktadır, o da kalabalığa karışır bir iki günü onlarla geçirir, o sırada damadın kız kardeşini (Yvonne) görür ve hoşlanır, fakat nişan bozulur (gelin vazgeçer), damat evi terk eder, davetliler de yavaş yavaş ayrılmaya başlarlar ve Meaulnes’i de bulunduğu kasabaya konuklardan biri arabasıyla bırakır... sonraki günlerde Meaulnes’in tek amacı yeniden o malikaneyi bulmak (kaybolduğu için yolu tam çıkaramamaktadır), Yvonne’na açılmak ve büyük üzüntüsüne şahit olduğu damadı nişanlısı ile barıştırmak için çalışmak olur... bu konuda ona yardım eden arkadaşı François’nın ağzından tüm hikaye anlatılır...

Konu bu minvalde devam ediyor ama romanın bana hissettirdiği çocuksuluk bölümünde kaldı daha ötesine geçemedi maalesef, bir türlü o olağanüstü yapıtı göremedim... sürükleyiciliği iyi, dostluğa, arkadaşlığa önem veren bir konusu var, bana uymadı ama sonuçta klasik bir eser deneyebilirsiniz...

Yazar:  Alain-Fournier
Çevirmen : Özdemir İnce
Sayfa Sayısı : 240
Basım Yılı : 2001(3. Baskı) 1981(1. Baskı)
Yayınevi : Can

Alain-Fournier (1886-1914) daha 28 yaşındayken, cephede vurularak öldü. Koca Meaulnes (Le Grand Meaulnes), onun yayınlanmış tek romanı. 

Ünlü Fransız düşünürü Marcel Arland, Koca Meaulnes, çağdaş edebiyatın belki de ilk ve biricik klasik kitabıdır diyor. 

Benim sanat ve edebiyat ilkem, çocukluktur diyen Alain-Fournier, bu ilk ve tek romanında, gerçek yaşamında karşılaşıp aşık olduğu, bir daha göremediği, ama bir türlü unutamadığı uzun boylu sarışın bir kızı, gerçekten çocuksu bir dünya içinde canlandırır. 

Yazar, uzun bir şiiri andıran bu romanını sarsıcı bir yalınlıkla yazmaya büyük özen göstermişti. İnsanı insan yapan, özüne ilişkin ne varsa, bu romanda korunmuştur: sevgi gibi, arkadaşlık gibi, dostluk duygusu, dayanışma, özveri, sevecenlik gibi. Bu erdemler, insanın, insanlık tarihinin kirleri pasları altında kalsalar bile, bizim onları bulundukları yerden çıkarmamız gereken, baş köşeye oturtmamız gereken değerler. Bu kitapta işte bunlar var. Alain-Fournier'in yapıtının zenginliği, büyüklüğü, ölümsüzlüğü, insanın yalın varlığını, onun gerçek duygularını sergilerken, zaman zaman düş ortamına kaysa bile, gerçekliğinden kaynaklanmaktadır. 

Bir zamanlar Ataç'ın Adsız Köşk adıyla çevirdiği bu romanı, Özdemir İnce'nin çevirisiyle ve Adsız Ülke adıyla sunuyoruz.

8 Eylül 2015 Salı

STEFAN ZWEIG - MACELLAN

BİR İNSAN BİR YAŞAM
                              
Stefan Zweig’den yine muhteşem bir biyografi, sizde benim gibi kaşiflere meraklı iseniz okuyun mutlaka...

Bu acılı günlerde daha fazla yazmak içimden gelmiyor... Dilerim gencecik insanların ölümüne sebep olan HERKES cezasını bulur ve bir an önce bu cehennemden çıkarız...

Yazar:  Stefan Zweig
Çevirmen : Zehra Aksu Yılmazer
Sayfa Sayısı : 312
Basım Yılı : 2013 (2. Baskı)
Yayınevi : Can

Çevresini dolaşarak dünyanın yuvarlak olduğunu kesin olarak kanıtlayan Portekizli denizcinin biyografisi, Yeniçağ'ın bu en önemli kâşifini kararlı, cesur, mağrur bir kişilik olarak tanımlıyor. Tarihte iz bırakmış kişilerin yaşamöykülerini kendine özgü bir üslupla kaleme alan Zweig, Macellan'da, dünyanın pek çok coğrafi bölgesine bugün bildiğimiz adlarını veren Portekizli kâşifin, her biri apayrı bir macera olan keşiflerini kişiliğiyle bütünleştirerek anlatıyor.
Colombus'un başarısı Avrupa'da müthiş bir şaşkınlık yaratır. Bir süre sonra da yaşlı dünyamızın daha önce hiç tanık olmadığı bir macera ve keşif heyecanı patlak verir: Tek bir cesur insanın başarısından, tüm bir kuşağa yetecek şevk ve cesaret doğar, bu daima böyledir. Avrupa'da sınıfından ve konumundan hoşnut olmayan, haksızlığa uğradığını düşünen ve beklemek için fazla sabırsız olan herkes, küçük oğullar, işsiz subaylar, büyük efendilerin piçleri, kanun tarafından aranan karanlık tipler, hepsi de Yenidünya'ya gitmek ister.

2 Eylül 2015 Çarşamba

JENNIFER DONNELLY - SOLMAYAN GÜLLER

Bu yaz edebi kitapları pek fazla okuyamadım, elim hep kolay/hafif olanlara kayıyor... o nedenle çok önceden aldığım, öylece duran bu romanda karar kıldım... öncelikle beklediğimden çok çok iyi çıktı... aslında üçleme imiş, bu ilk kitap ve yine (ticari olarak) ismi yanlış belirlenmiş... orjinal ismi ‘’Çay Gülü’’ anlamına geliyor ve konusuyla da çok ilgili, sonraki kitaplar da ‘’Kış Gülü’’ ve ‘’Yabani Gül’’ olarak devam ediyor... henüz diğer ikisi çevrilmemiş ama yazarın çocuk kitaplarından biri ‘’Su Alevi Efsanesi Derin Mavi’’ bu yıl yayımlandı...

Konu 1888 yılında Doğu Londra’da başlıyor, New York’da devam edip, yine Londra’da bitiyor... bir azim ve başarı öyküsü, büyük hayalleri olan genç bir kızın başına gelen felaketlerden sonra, yiyecek ekmeğinin bile olmadığı bir fakirlikten, tüm New York’a oradan da Londra’ya yayılan güçlü bir çay tüccarı olmasını anlatıyor... ilave olarak o yıllardaki her iki şehrin ticari hayatı, Londra’nın suç şebekeleri, Karındeşen Jack ve güzel bir aşk hikayesi de var... benim için de ayrıca çay var, hayatımın vazgeçilmezi çaydan epeyce bahsediyor, çok hoşuma gitti...

Roman, masal tadında biraz... kızın başına bir sürü olay geliyor ama bir yandan da şansı her zaman yaver gidiyor... olumlu şeyler ucu ucuna ekleniyor, iyiler hep kazanıyor ama yazar bunları çok güzel anlatmış -fazla tesadüf var demezseniz- hiçbir mantık hatası yok, keyifle, takılmadan okunuyor... ben yazarı da hikayeyi de çok sevdim, diğer kitaplar çevrilirse onları da okurum, yaz kitabı arıyorsanız ideal, deneyebilirsiniz...

Yazar:  Jennifer Donnelly
Çevirmen: Nil Bosna
Sayfa Sayısı : 752
Basım Yılı : 2013
Yayınevi : Epsilon

Doğu Londra, 1888 – şehir içinde ayrı bir şehir. Hırsızların, fahişelerin ve hayalperestlerin birbirine karıştığı, gündüzleri arnavutkaldırımı sokaklarında çocukların oynadığı, geceleriyse bir katilin dolaştığı, parlak umutların en karanlık gerçeklerle karşılaştığı bir gölge ve ışık mekânı. Burada, Thames’in fısıldayarak akan sularının hemen yanı başında bir çay fabrikasında işçi olarak çalışan Fiona Finnegan, bir seyyar satıcının oğlu olan çocukluk aşkı Joe Bristow’la birlikte bir gün kendi dükkânını açmayı ümit etmektedir. Birbirlerine olan inançları dışında kendilerini kamçılayacak hiçbir şeye sahip olmayan Fiona ve Joe, rüyalarına ulaşmak için mücadele etmekte, para biriktirmekte ve özveride bulunmaktadır.

Fakat değer verdiği hemen hemen her şeyi –ve herkesi– ondan koparıp alan acımasız ve karanlık bir adamın eylemleri sonucunda Fiona’nın yaşamı paramparça olur. Kendisinin de öldürüleceğinden korkan Fiona, Londra’dan kaçarak New York’a gitmek zorunda kalır. Orada, inatçı karakteri Batı Yakası’nda mütevazı bir dükkânla başlayarak Manhattan’ın çay ticaretinin tepesine tırmanmasını sağlar. Ancak Fiona’nın eski hayaletleri rahat durmaz ve onları susturmak için Fiona tekrar çocukluğunun Londra’sına geri dönmek zorundadır, orada geçmişiyle girişeceği ölümcül hesaplaşma geleceğinin anahtarını elinde tutmaktadır.

Acı, mücadele, namus ve zafer üzerine yürek ısıtan, harikulade bir roman.” – Frank McCourt, Angela’nın Külleri’nin yazarı.