22 Nisan 2016 Cuma

JULIAN BARNES - Zamanın Gürültüsü

Lenin müziği hüzünlü buluyordu.
Stalin müzikten anladığını ve müziği takdir ettiğini düşünüyordu. 
Kruşçev müziği hor görüyordu. 
Bir besteci için hangisi en kötüsüdür? (syf:121)

Julian Barnes’dan hep okumak istiyordum, ancak bu son romanı ile oldu... ilk olarak ismi gözüme çaptı, arka kapakta Şostakoviç’i görünce de hemen aldım... geçen sene Orkestra Şefi adlı romanı okuduğumdan beri besteci ilgimi çekiyor, hayatını anlatan bir kitabı okumasam olmazdı... J.Barnes, ana kaynakça olarak Elizabeth Wilson’un ‘’Şostakoviç: Anımsanan Bir Hayat, 1994’’ ve Solomon Volkov’un ‘’Tanıklık: Şostokoviç’in Anıları, 1979’’ adlı eserlerini belirtiyor, besteci hakkındaki başka çalışmalardan da faydalanarak bu muhteşem romanı yazmış...

Kitabın ismi ‘’Zamanın Ruhu (zeitgeist)’’ ile aynı anlamda kullanılıyor, konu müzik olduğu için çok uygun bir tanım olmuş, zamanın ruhundan daha çok beğendim...

‘’Sanat herkese aittir ve hiç kimseye ait değildir. Sanat bütün zamanlara aittir ve hiçbir zamana ait değildir. Sanat onu yaratanlara ve onu tadanlara aittir. Sanat Halk’a ve Parti’ye bir zamanlar aristokrasiye ve patrona ait olduğundan daha fazla ait değildir. Sanat zamanın gürültüsü üzerinde duyulan tarihin fısıltısıdır. Sanat sanat için değil halk içindir. Ama hangi halk ve o halkı kim tanımlar? Kendi sanatını her zaman anti-aristokrat bir sanat olarak görüyordu. Onu çekiştirenlerin ileri sürdükleri gibi, burjuva kozmopolit bir elit tabaka için mi yazıyordu? Hayır. Onu çekiştirenlerin yazmasını istedikleri gibi, vardiya nöbetinden yorgun argın çıkmış (......) Donbass maden işçisi için mi yazıyordu? Hayır. Herkes için müzik yazıyordu ve hiç kimse için yazmıyordu. Toplumsal kökenine bakmaksızın, yazdığı müziği en iyi değerlendirenler için yazıyordu. Duyabilen kulaklar için yazıyordu. (syf:99)’’

Kitaba çok sayıda etiket yapıştırdım, yazar fazlasıyla hissederek yazmış, zamanın gürültüsünü çok iyi yansıtıyor, bestecinin yaşadıkları bana çok hüzünlü geldi, velhasıl romanı çok sevdim...

Zamanın gürültüsünün yine çok boğucu olduğu ülkemizde okunması gereken bir roman, Kaçırmayın...

Yazar: Julian Barnes
Çevirmen : Serdar Rifat Kırkoğlu
Sayfa Sayısı : 192
Basım Yılı : 2016
Yayınevi :Ayrıntı

Gerek ilk öykü kitabı Manş Ötesi'ndeki "Ses Karışması" başlıklı hikâyenin kahramanı Leonard Verity adlı besteci gerekse bir sonraki öykü derlemesi olan Limon Masası'nda yer alan "Sessizlik" başlıklı hikâyenin kahramanı Finli müzisyen Jean Sibelius, Julian Barnes'ın müzik sanatına yapıtlarında "sanatçılık sorunsalı" açısından ağırlıklı bir yer verdiğinin işareti olarak değerlendirilebilir. Sanatçının, sanatını yaşamda hangi bedelleri ödeyerek ortaya koyduğu, başka türlü bir yaşam yolu seçerek de aynı yapıtların verilip verilemeyeceği, geleceğin yargısının sanatçı için gerçek anlamda bir şey ifade edip etmediği bütün bu çalışmaların ana izleğini oluşturur.

Julian Barnes bu kez karşımıza, ünlü Rus besteci Dimitri Şostakoviç'in fırtınalı hayatı ve sanatı üzerine olan bir anlatıyla çıkıyor: Zamanın Gürültüsü başlıklı romanında, yenilikçi yapıtları Sovyet Rusya dönemi rejiminin baskıcı cenderesinde şiddetli saldırılara uğramış, sanat anlayışını ideolojik bağnazlığa karşı içten içe savunmuş, ne var ki Beşinci Senfoni'sinin uyandırdığı yankılarda görüleceği üzere, rejimle zaman zaman görünüşte "uzlaşmalara" girmek zorunda kalmış Şostakoviç'in yoğun bir iç sorgulamayla geçen hayatını ve sanatını ele alıyor. Barnes, metni "üçlü" bir bölümleme üzerine inşa ederken ("Sahanlıkta", "Uçakta" ve "Arabada") anlatının üç ana figürünü de gene bir "üçlü" yapı kurarak oluşturmuş ("Dinleyen", "Anımsayan" ve "İçen"). Leitmotif olarak kullanılan Rus atasözleriyle, bestecinin "artık yıl" takıntısıyla, hem fars hem de trajedi olabilen yazgı anlayışıyla, annesi ve hayatına giren kadınlarla, çeşit çeşit matrak müzisyen anekdotuyla, onu sürekli halk sanatının "doğru" yoluna çağırmış olan "Büyük Önder" Stalin imgesi ve daha nice çarpıcı öğeyle örülü olan metin, okura eşsiz bir okuma tadı sunuyor. Dimitri Şostakoviç'in saptamasını öyleyse kendimize bir kez daha soralım: Gerçekten de, "Zamanın gürültüsü üzerinde duyulan Tarih'in fısıltısı mıdır Sanat?" Eğer böyleyse, "Zamanın gürültüsüne karşı ne çıkarılabilir?"

10 yorum:

  1. bu kitabını okumadım ama iyi yazıyor :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tarzını çok sevdim diğer kitaplarına da bakacağım:)

      Sil
  2. Yazarın "Bir Son Duygusu"adlı eserini aldım ama okumadım. Bu eseri de çok ilgimi çekiyordu. Yazını görünce yazarı okumak için zaman kaybetmemem gerektiğini hissettim:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir Son Duygusu'nu ben de okuyacaktım ama neden bilmem kaldı öylece. Senin yorumuna göre de ben de ona bakayım tekrardan:) böyle yorum alışverişi çok iyi oluyor:)

      Sil
  3. Yazarın bu kitabını aldım, annem çok merak ettiği için önce ona verdim ama ilk sayfaları biraz okuması zor bulmuş, şu an başlarda, bu arada Julian Barnes ikimizin de çok sevdiği bir yazardır, Bir Son Duygusu'na ikimiz de bayılmıştık:) size sorum kitabın anlatımı ilerleyen sayfalarda daha sürükleyici bir hale geliyor mu?:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geliyor geliyor merak etmeyin:) Başlarda Stalin'in gazabına uğrayıp hapse götürüleceği günleri anlatıyor, değişik bir kurgu yapmış insana biraz karmaşık geliyor ama devam edince her şey yerli yerine oturuyor. Ben de Bir Son Duygusu'nu okumak istiyorum, bakalım ne zaman:)

      Sil
  4. Kitap sıradan bir soğuk savaş ideolojisi ile yazılmış. Yazarın kaynak olarak gösterdiği temel metin olan Volkov'un kitabında şimdiye kadar 15 yalan olduğu ispatlandı. Yani kaynak muteber değil. Şostakoviç hakkında birincil kaynaklara da bakmak isterseniz Şostakoviç'in Yazılama Yayınevi'nden çıkan kendi kitabı "Bir Sovyet Sanatçısı Olarak Tarihe Tanıklığım"ı okumanızı öneririm. İyi günler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ayhan Bey merhaba, öncelikle açıklayıcı yorumunuz için teşekkür ediyorum. Barnes, Volkov'un kitabı hakkındaki tartışmalardan bahsediyor ve mahrem bir günceye karşı takınacağım tavrı takındım diyor ve açıklıyor... Ayrıca Isaak Glikman'ın Bir Dostluğun Hikayesi ve Michael Ardov'un bestecinin çocuklarıyla yaptığı mülakatlardan oluşan Şostakoviç'in Anıları adlı çalışmalarından da bahsediyor... Tabii sizin bahsettiğiniz bestecinin kendi kitabından niye faydalanmamış onu anlayamadım... Önerdiğiniz kitaba bakacağım, iyi günler...

      Sil
    2. Öteki kitaplar Volkov sonrası furyaya dahil olanlar. Glikman'ın kitabını ben de merak ediyorum henüz okumadım ancak Şostakoviç'in hayatına dair soğuk savaş eksenli bir kampanya yürütülüyor. Bu şebeke epey güçlü ve yaygın olduğundan maalesef yazdıkları doğru kabul ediliyor. Benim itirazım bu nedenleydi.

      Benzer gerekçelerle kitabı ben de eleştirdim bugün. Belki bakmak istersiniz: http://haber.sol.org.tr/blog/serbest-kursu/ayhan-keser/zamanin-gurultusu-sostakovic-mi-odlek-barnes-mi-sahtekar-171799

      Sil
    3. Açıkçası ben besteci hakkında çok derinlemesine bilgi sahibi değilim, sizin yazınızı da okudum ama Şostakoviç bu kitapta bana hiç korkak veya ödlek olarak gelmedi daha çok dönemin ağırlığı altında ezilmeden bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Tabii daha büyük şeyler, kahramanlıklar yapmış bunlar yansıtılmamış diyorsanız o zaman diyeceğim bir şey yok. Yazarı savunmak gibi bir derdim yok, dediğiniz gibi bir kampanyanın destekçisi de olabilir ama daha çok bir biyografide kurgu yeteneğini fazla kullanmış (örn:asansör kapısında bekleme durumu) olduğunu söylemek sanki daha doğru geliyor...

      Sil