2 Kasım 2016 Çarşamba

KIM STANLEY ROBINSON - 2312



Amerikalı yazar Kim Stanley Robinson 1952 doğumlu olup,  lisans eğitimini San Diego Üniversitesi’nde, yüksek lisansını ise Boston Üniversitesi’nde edebiyat üzerine yapmıştır... 18 adet romanı, çok sayıda ödülü bulunan yazarın en ünlü eseri Mars Üçlemesi’dir (Kızıl Mars/1993, Yeşil Mars/1994, Mavi Mars/1996)... bilimkurgu konusunda önemli bir yazar olmasına karşın, yayıncılık sektörümüzün neredeyse hiç ilgi göstermediği bir yazar olmuştur... 2003’de Kızıl Mars, 2010’da Science In The Capital serisinin ilk kitabı Yağmurun Kırk İşareti yayımlanmış ama her iki serinin de devamı gelmemiştir... bu kez başka bir serinin ilk kitabı 2312, İthaki tarafından ekim ayında yayımlandı, umuyorum bu bir milat olur ve çok sevdiğim bu yazarın diğer romanları da -Mars üçlemesinin kalan iki kitabından başlayarak- İthaki tarafından basılır...

Bana göre Robinson en iyi bilimkurgu yazarlarının başında gelir ve dilimize çevrilen üç kitabı da severek okudum, özellikle Kızıl Mars muhteşemdir (yazar bu romanda 2019 yılında John Boone Mars'a ayak basan ilk insan oldu. 2027 yılında Yeryüzü'nün en iyi mühendisleri ve bilimcileri arasından seçilen ilk yüz kişi gezegenin yüzeyine indiler ve insanoğlunun giriştiği en büyük mücadele başladı şeklinde bir kurgu yapıyor ve tarihleri bugünlerde planlananla neredeyse tutturuyor),  onu bugüne kadar okuduğum tüm bilimkurgu kitaplarının önünde tutarım...

2312’ye gelirsek; Iain M. Banks’ın ‘’bilimkurguda nadir rastlanılan türde düşünsel ve insancıl; muazzam bir spekülatif kurgu’’ tanımlaması romanı çok iyi anlatıyor... aradan 300 yıl geçmiş, insanlık Mars’tan sonra Merkür’den Kuiper Kuşağına kadar tüm güneş sistemine ulaşmış ve yerleşmiştir... Venüs ve Titan’ın dünyalaştırma faaliyetleri devam etmektedir... her konuda teknolojik ilerlemeler muazzamdır, insan ömrü 200 yıl ve ötesine uzamıştır (nüfus artışı sorununa değinilmiyor, genetikte çok ilerledikleri için çözmüşlerdir diye kabul ediyoruz), yapay zekalar, kuantum bilgisayarları aktif olarak kullanılmaktadır, uzay asansörleri (bildiğim kadarıyla bu konuda da Japonlar çalışıyor) inşa edilmiş, uzaya gitmek daha kolaylaşmıştır, ışık hızının %2’sine ulaşan hızlara çıkılabilmektedir... tüm bu gelişmelere karşın Dünya hala bir gayya kuyusudur (hem ağır yerçekimi hem de her zamanki çekişmeleri ve çevresel felaketleriyle), buna karşın uzaycılar 300 yıl boyunca savaşmadan yaşayabilmeyi başarmışlardır, Mars herkese eşit haklar veren optimum yönetim biçimi ile tüm güneş sisteminin lideri konumundadır... Dünya herkesin ilk evi ama iflah olmaz çekişmeleri nedeniyle bir türlü düzeltemedikleri yerdir ama uzaycılar hala sebatla sorunlarını çözmek için uğraşmaktadırlar... Merkür’de başlayan sıra dışı olaylarla hikaye devam eder... ekonomiye hiç değinilmiyor parasal sorunlar nasıl çözülmüş belli değil, bence kitabın en eksik yönü bu...

Roman değişik bir anlatıma sahip, hikayenin anlatıldığı bölümler var, alıntılar denilen daha çok teknolojik gelişmeler, tarihi açıklamalar, genetik bilimindeki gelişmeler gibi konunun teknik yönlerini anlatan açıklama bölümleri var, sebebini pek çözemediğim listeler bölümleri ve bilgisayarlarının gözünden anlatılan Kuantum Yürüyüşü bölümleri var... yazar tüm kitaplarını insanı incelemek üzerine kurguluyor, insanın davranışı, düşünceleri, hırsları, yaptıkları, ettikleri romanın ana eksenini oluşturuyor, o yüzden nefes nefese ilerleyen bir bilimkurgu beklerseniz yanılırsınız, bu daha ağır işliyor her okuduğunuz sayfada bir durup düşünüp sindirmeniz gerekiyor... hatta bazen 3-4 sayfada bir veya bölümden bölüme geçerken kitabı kapatıp düşünmek durumunda kaldım... 

Romanda çok az dipnot var, bazı bilinmeyenler konu içinde açıklansa da bazı konular belirsiz halde kalabiliyor, çok fazla dipnot sevmememe ve bu konularda epeyce kitap okumama rağmen bunu okurken bir yandan da internetten merak ettiklerime bakmak zorunda kaldım böyle okumak biraz zor oluyor, bir miktar daha dipnot konulabilirdi...

Benzer konularda okuduğum kitaplarda insanların geleceği açısında olumsuz bir tablo çizilir, bugünkü karmaşaların benzerleri uzaya taşınmış olur, dünyayı mahvetmiş oluruz...  ki ben de aynı şekilde düşünüyorum gelecekten pek umutlu değilim ama yazarın insanlığa dair çok ufak da olsa hala umudu var ve bunu romanlarına yansıtıyor, aynı görüşte olmasam da bunu okumayı çok seviyorum. Bu romanı da çok sevdim İthaki’den devamını bekliyorum, siz de kaçırmayın okuyun... 

Yazar: Kim Stanley Robinson
Çevirmen : M. İhsan Tatari
Sayfa Sayısı : 520
Basım Yılı : 2016
Yayınevi : İthaki

Nebula En İyi Roman Ödülü
Hugo En İyi Roman Ödülü Adayı
Locus En İyi Bilimkurgu Romanı Ödülü Adayı
Arthur C. Clarke En İyi Roman Ödülü Adayı
BSFA En İyi Roman Ödülü Adayı
James Tiptree Jr. Ödülü Onur Listesi
Campbell En İyi Roman Ödülü Adayı
John W. Campbell Ödülü Adayı

Yıl 2312… Bilimsel ve teknolojik ilerlemenin ışığında insanlık, uzaydaki alanını genişletmiş ve birçok gezegene yayılmıştır. Merkür'ün Tanyeri şehrindeki beklenmedik bir ölümü izleyen sıradışı olaylar, Swan Er Hong'un hayatını değiştirecek ve insanlığı bekleyen tehlikeli geleceğin adımlarını hızlandıracaktır. 

Mars Üçlemesi'yle tanıdığımız ödüllü yazar Kim Stanley Robinson'ın politika, cinsiyet ve insan doğası gibi kavramları uzay gemileri, yapay zekâ ve uzak gezegenlerle buluşturduğu 2312, okura alegorik bir evrenin kapılarını aralıyor. 


"2312, bilimkurguda nadir rastlanılan türde düşünsel ve insancıl; muazzam bir spekülatif kurgu." -Iain M. Banks-

6 yorum:

  1. Bilimkurguda Dune serisini çok severim, bu yazarı ilk defa duyuyorum, konusu ilginç ama açıkçası kitapların kalınlığı gözümü korkuttu:) bir de kitabın psikolojik derinliği olması da önemli benim için, bu yazarın kitaplarında bulabiliyor muyuz bunu?:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet fazlasıyla var. Bence de en iyi yanı bu. Dune serisi benim de listemde var ama çok fazla kitabı var o yüzden ben de bir türlü başlayamadım. Sevgiler:)

      Sil
  2. hımmmss keşfetsem iyi olcak gibi görüküyooo :)

    YanıtlaSil
  3. bilimkurgu pek okumuyorum gül hanım ama yorumunuzu okuyunca özendim valla:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki bir gün denersiniz:) sevgiler:)

      Sil