28 Haziran 2016 Salı

JOSE FRECHES - İpeğin İmparatoriçesi / Dünyanın Çatısı


1950 doğumlu, Fransız Sanat Tarihçisi ve Sinolog (Çin uygarlığını, dili, kültürü ve tarihiyle araştıran bilim adamı) olan  José Frèches bu romanı 2003 yılında yazmış, Fransa’da çok popüler olmuş, bizde de 2005 yılında yayımlanmış...

Eser toplamda 3 cilt (diğer kitaplar; ‘’Budanın Gözleri’’ ve ‘’Zorba’’) ve ben 3-4 yıldır kitapçıya gittiğimde dikkatimi çekiyordu alıp karıştırıyordum ama bir türlü karar veremedim, bu arada diğer iki kitap satıldı... üstelik her üçünün de baskısı bulunmuyor ve bari ilk kitabı okuyayım dedim, zaten son zamanlarda serilerde ilk kitapları okumak –çoğunlukla- bana yetiyor o yüzden aldım... tabii bu sefer öyle olmadı hepsi okunsa çok iyi olur...

Konu yukarıdan da görüldüğü üzere İpek Yolu üzerinde ve 655 yılında geçiyor... o dönemdeki başta Budizm olmak üzere din ve en önemli ticari mal olan İpek üzerinden hikaye anlatılıyor... yine Çin sarayındaki güç ve iktidar mücadeleleri de konu içinde önemli yer tutuyor... Hint Budizmi (Hinayana), Çin Budizmi (Mahayana), Tibet Budizmi (Lamacılık), Konfüçyüsçülük, Manicilik, Nesturilik ve Tantracılık detaylı olarak anlatılıyor... altından bile değerli kabul edilen ve Çin tarafından sıkı bir şekilde korunan ipek üretimi ve kumaş dokuması da hikayenin baş karakteri olarak yer alıyor... bu ana hatların yanında roman haline gelmesini sağlayan sürükleyici bir hikayesi de var...

Sonuca gelirsek; romanı sevdim, Budizmi öğrenmek gibi bir niyetim hiç olmamasına rağmen bir sürü bilgi edindim (bilgiden zarar gelmez), devam kitaplarını bulursam okuyacağım ama din konularından da epeyce sıkıldım, konsantrasyonumu korumak zor oldu, o yüzden okumam da uzun sürdü... gerçi yazar bu bilgileri çok iyi anlatıyor, hikayeden koparmıyor, çok başarılı ama ben yanlış kişiyim din benim hiç ilgimi çekmiyor o yüzden zorlandım...

İlk kitabın sonunda 655 yılındaki dini, siyasi ortamı ve çok sayıdaki karakterleri oluşturdu ama hikayenin en başı denilebilecek bir noktada roman bitti...  devam kitaplarının daha hareketli olacağını düşünüyorum, ilginizi çekerse deneyin derim....

Yazar: José Frèches
Çevirmen : Aykut Derman
Sayfa Sayısı : 424
Basım Yılı : 2005
Yayınevi : Dünya Kitapları

Bizler için hep uzak ve gizemli kalmış olan Doğu dünyası... 'Kendi içine kapalı' uygarlıkların ve kültürlerin ortaya çıkıp kaybolduğu büyülü topraklar. Bize hep uzak kalmış bir dünya...


Ünlü Fransız sinolog José Frèches, İpeğin İmparatoriçesi adlı üç ciltlik romanıyla bizleri bu dünyada soluk kesen ve aydınlatıcı bir yolculuğa çıkarıyor. Fransa'da yayımlandığında okurlar ve basın tarafından büyük ilgiyle karşılanan, üç ay gibi kısa bir sürede 300 000 adet satan İpeğin İmparatoriçesi'yle Frèches, İpek Yolu boyunca, farklı dinleri ve kültürleri katederek Doğu'yu anlamamız, daha da önemlisi Doğu'yu 'yaşamamız' için bir kapı açıyor okurlar için.

İpeğin İmparatoriçesi-Dünyanın Çatısı'yla birlikte verilen İpek Yolu kitapçığı sayesinde, bu büyüleyici ve destansı okuma şöleni, aynı zamanda Doğu'nun kültürünü, düşünce yapısını anlamak için bir kılavuz olma niteliğini de taşıyor.

Dinlerin, farklılıkların, kültürlerin etkileşiminin, ötekini keşfetmenin büyüsünün, yabancılığın, ve elbette aşkın, maceranın yer aldığı İpeğin İmparatoriçesi, aynı zamanda, Budist bir keşişle genç bir Hıristiyan kız arasında doğan tutkulu bir aşk yoluyla Doğu'yla Batı'nın karşılaşmasını anlatan büyüleyici bir roman... 

13 Haziran 2016 Pazartesi

KURT VONNEGUT - ALLAH SENDEN RAZI OLSUN BAY ROSEWATER

Kara mizahı, hicivli dili ve eşsiz hayal gücüyle 20. yüzyılın en önemli yazarları arasında yer alan Vonnegut, diyor kitabın arka kapak yazısı ve geçen sene Mezbaha 5 romanını okuduğumdan beri aynı fikirdeyim, bu kitapla da pekiştirmiş oldum... romanları okumaktan büyük keyif aldım ama ben asıl yazarı ve dünya görüşünü çok sevdim...

Vonnegut bu romanı 1965’de yazmış, ülkesindeki (dünyadaki) gelir dağılımı adaletsizliğine dikkat çekmek istiyor. Bugün olsa ne hissederdi acaba? (Merkezi İngiltere'de bulunan Oxfam grubu tarafından yapılan araştırma, en zengin yüzde 1'lik dilime girenlerin, 2016'da küresel servetin yarısından fazlasına sahip olacağını ortaya çıkardı. Dünyadaki en zengin yüzde 1'lik kesimin varlığı, 2009'da yüzde 44 iken, 2014'te yüzde 48'e yükseldi Dünya Gazetesi)  tabii yazar farklı üslubu nedeniyle bu konuyu dolambaçlı ve mizahi bir yönden anlatıyor...

Eliot Rosewater, A.B.D.’nin en en zengin ailelerinden birinin son kuşağıdır, inanılmaz bir servete sahiptir, çok iyi bir eğitim almıştır, güzeller güzeli bir karısı vardır ama kendi deyişiyle on yaşından itibaren deli mi akıllı mı olduğu konusunda kuşkuludur, sürekli sarhoştur... ve sonra bir gün tüm parasını ihtiyacı olanlarla paylaşmaya karar verir... ‘’Dünyalı bir milyonerin elindeki güce bakın! Bana bakın! Ben de çıplak doğdum –tıpkı sizin gibi- ama sevgili dost ve komşularım, her gün binlerce dolar harcayabilirim!’’ (sf:32)

‘’Aslında birçok kişinin komünist diye nitelendirebileceği düşüncelerim var’’ dedi Eliot. ‘’Ama Allah aşkına söyle baba, hem yoksullarla çalışıp hem de zaman zaman Karl Marx’la karşılaşmamak mümkün mü? Ya da İncil’le? Bu ülkede insanların hiçbir şeyi paylaşmamalarını korkunç buluyorum. Bebeğin biri, doğduğunda ülkenin büyük bir parçasına sahip olsun –benim gibi- bir başka bebeğin de hiçbir şeyi olmasın: Buna izin veren bir devleti vicdansız sayıyorum ben. Bana kalırsa, devlet hiç olmazsa bebekler arasında eşitçe bölmeli her şeyi.  Yaşamak zaten güç, bir de durmadan parayla mı  uğraşsın insanlar? Herkese yetecek kadarı var bu ülkede, biraz paylaşmak yeter.’’ (syf:100)
Eliot, sadece para vermekle de yetinmemekte o insanların dertlerini de dinlemekte, arkadaşça davranmaktadır... diğer yanda da bir avukat onun deli olduğunu kanıtlayıp, servetini ailenin başka bir üyesine geçirmek için uğraşmaktadır... ve Eliot sonunda bir çözüm bulur... sonu inanılmazdı çok sevdim...

‘’Bir miktar bal nasıl arılarla ilgili bir öykünün önemli bir kişisi olabilirse, insanlarla ilgili bu öykünün önemli kişilerinden biri de bir miktar paradır.’’ (syf:17) diye başlayan bu güzel kitabı okuyun... 
Yazar: Kurt Vonnegut
Çevirmen : Sinan Fişek
Sayfa Sayısı : 208
Basım Yılı : 2015
Yayınevi : Can
“Rosewater Vakfı. Size Nasıl Yardımcı Olabiliriz?”

Eliot Rosewater’la tanışın: müthiş varlıklı Rosewater Vakfı’nın vârisi ve başkanı, gönüllü itfaiyeci, bilimkurgu hayranı. Kendisi milyon dolarları elinin tersiyle iterek insan doğasına dair soylu bir deneye başlamak için kolları sıvadı. Acaba avukatlık bürosunda çalışan uyanık genç, onun deliliğini tescil ettirip vakfın kontrolünü elinden alana kadar başarılı olabilecek mi? Belki Kurt Vonnegut külliyatının vazgeçilmez karakteri, yazar Kilgore Trout’un yardımıyla…
Vonnegut, hepimizin vârisi olduğumuz açgözlülük, ikiyüzlülük ve budalalığı ortaya koyuyor Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater’da. Sinan Fişek’in yetkin bir çeviriyle Türkçeye kazandırdığı bu roman, yazarın en komik hicivlerinden biri.

Kara mizahı, hicivli dili ve eşsiz hayal gücüyle 20. yüzyılın en önemli yazarları arasında yer alan Vonnegut, Time’ın deyimiyle, “George Orwell, Dr. Caligari ve Flash Gordon’ı tek vücutta birleştiren bir yazar… ahlaklı bir soytarı, deli bir biliminsanı.”

8 Haziran 2016 Çarşamba

MAGGIE O'FARRELL - Sevgilimin Sevgilisi

M. O’Farrell, 1972’de Kuzey İrlanda’da doğmuş, halen İskoçya’da yaşayan, 2 tane ödül almış, dilimize çevrilmiş 4 adet kitabı olan bir yazar...  ben bu romana rastlayana kadar yazardan veya kitaplarından haberdar değildim, öylesine gördüm ve aldım...  peşinen söyleyeyim çok iyi çıktı hatta diğer kitaplarını da okumak istiyorum ama baskısı yok gibi gözüküyor, umarım YKY onları da yeniden yayımlar...

Gelelim romana; günümüzde, medeni bir toplumda, kadın erkek ilişkisi, aşk, cinsellik, sadakat üzerine bir konusu var... arka kapak açıklamasında ve ilk bölümde fantastik bir yan varmış gibi başlıyorsa da öyle devam etmiyor... Lily üç işte birden çalışan, hangi mesleği seçeceğine karar vermemiş, üniversite mezunu genç bir kadın... bir partide mimar Marcus ile tanışıyor, Marcus onunla epeyce ilgileniyor ve konuşma sırasında bir ev arkadaşı aradığından bahsediyor... Lily’de annesinin yanından ayrılmak istediği için denk geliyor ve kısa sürede Marcus’un yanına taşınmaya karar veriyor... depodan bozma bu büyük evde Marcus’un yakın arkadaşı çizgi film yapımcısı Adrian’da bir süreliğine kalıyor... Lily’ye verilen oda, aceleyle ayrılmış birine ait gibi görünen kadın eşyalarıyla dolu olup, kendi eşyalarını getirdiğinde odanın boşaltılmış olduğunu görüyor ve kimin olduğunu sorduğunda da Marcus’un eski sevgilisi Sinead’a ait olduğunu öğreniyor... ona yapılan yarım yamalak açıklamalardan Sinead’ın öldüğü, Marcus’un da bunu atlatamadığı sonucunu çıkarıyor... çok kısa sürede bu ev arkadaşlığı -özellikle Lily açısından- aşka dönüşüyor ama Marcus’a her yaklaştığında karşısında genç bir kadının silüetini görmeye başlıyor... zaman zaman çok korksa da Lily, Sinead’ın hikayesini gizli gizli araştırmaktan kendini alıkoyamıyor ve başından beri ona soğuk davranan Adrian'da Marcus'tan uzak durmasını söyleyince asıl hikaye başlıyor...

İyice tanımadan, ani kararlarla başlayan ilişkilerin durumu, ilişkilerde kadın/erkek bakış açısı, insanların karakter farklılıkları hepsi romanda yer alıyor... baştaki hayalet konusu biraz muallakta kaldıysa da romanı beğendim, size de öneririm...

Yazar: Maggie O’Farrell
Çevirmen : Özlem Yüksel
Sayfa Sayısı : 243
Basım Yılı : 2015
Yayınevi : YKY

Londra'da yaşayan Lily, bir partide tanışıp tutkulu bir ilişkiye başladığı Marcus'un evine taşındığı zaman, bu evde başına geleceklerden habersizdir. Marcus'un eski sevgilisi Sinead'in hayaleti umulmadık anlarda karşısına çıkmaya başlar. Bu karşılaşmalar Lily'nin hayatını kâbusa çevirecek, onu Marcus'la ilişkisini sorgulamaya, hatta sevgilisinin gerçekte kim olduğunu araştırmaya yöneltecektir.

Sevgilimin Sevgilisi, tutku, aldatma ve eski aşkların hayaletleri hakkında sürükleyici, sürprizlerle dolu, lirik bir roman.

6 Haziran 2016 Pazartesi

GENEVIEVE COGMAN - Babil Taşı

GÖRÜNMEZ KÜTÜPHANE

Bu kitabı, görünmez kütüphane ve kitap toplama ilgimi çektiği için aldım ama beklediğimi bulamadım... Babil Taşı, medikal istatistik eğitimi almış İngiliz bir yazarın  ilk romanıymış ve ilk kitap olduğu çok belli oluyor... Harry Potter ile Kütüphaneci filminden çok fazla etkilenmiş gözüküyor...

Hikaye paralel evrenlerin ortasında bir yerde (nerede olduğu bilinmiyor) bulunan kütüphaneyle ilgili... bu kütüphanenin hizmetkarı (veya casusu/görevlisi) denilebilecek kişiler, başka boyuttaki dünyalara giderek kendilerince önemli kitapları alıp, kütüphaneye getiriyorlar... bunu niye yapıyorlar pek belli değil, Lisan dedikleri bir araçları var onu geliştirmek için diye belirtiliyor ama o gelişince ne olacak veya kütüphanenin asıl işlevi nedir bilinmiyor... bazı kitaplarda bulundukları boyutları değiştirme gücüne sahipmiş onun için topluyorlar ama nasıl değiştiriyor, sonunda ne oluyor yine belli değil... özetle yazar karakterleri, konuları oluşturmuş ama neden, niçin sorularına pek dikkat etmiyor, bir sürü ucu açık nokta her yerde bekliyor... bunun yanı sıra periler, ejderhalar, vampirler, kurtadamlar, zeplinler, teknolojik araçlar ne ararsanız var... romanın sonunu da açık bıraktı devam kitapları gelecek gibi...

Ayrıca, romanda çok fazla yazım hatası vardı, çok rahatsız ediciydi... çeviriden de hoşnut kaldığımı söyleyemeyeceğim...

Roman akıcı, hızlı ilerliyor, nedenini pek anlayamasanız da bir takım ipuçlarını çözerek bir masal kitabının peşinde koşuyorsunuz... eğer sizi yormayacak, kafanızı dağıtacak, hafif bir kitap arıyorsanız okunabilir onun dışında zaman harcamaya gerek yok...

Yazar: Genevieve Cogman
Çevirmen : Müge Atalay Bayyurt
Sayfa Sayısı : 377
Basım Yılı : 2016
Yayınevi : Timaş

Gizli ajanlar, çalıntı kitaplar, kaosun hüküm sürdüğü bir dünya... Tehlikeli bir görevin peşinde, olağanüstü yaratıklar, kontrolsüz sihir ve sırlarla dolu bir hikâye...

Gizemli bir kütüphanenin casusu Irene, yardımcısı Kai ile birlikte alternatif bir evrendeki Londra'ya göreve giderken, aradıkları kitabı bulmaya çalışmanın başlarına bu kadar bela açacağını düşünmemişlerdi. Kötücül perilerin, ejderhaların, zeki dedektiflerin, gözünü hırs bürümüş rakiplerin ve onları öldürmeye niyetli düşmanların arasında kaldıkları bu dünyada, Irene ve Kai'nin yapmak zorunda oldukları tek bir şey vardı: Kitabı herkesten önce ele geçirmek...


Sherlock Holmes'ün Londra'sını, Doctor Who'nun zekâsını, Harry Potter'ın sihirli dünyasını seviyorsanız; bu kitabı sevmemeniz mümkün değil!

1 Haziran 2016 Çarşamba

ALESSANDRO BARICCO - HOMEROS, İLYADA


Bu kitap, Homeros’un İlyada Destanı’nın düzenlenmiş hali... şöyle ki; Baricco bu destanın topluluk önünde okunmasını ister fakat mevcut haliyle mümkün görünmemektedir (hem uzun sürecek hem de sabırlı bir seyirci gerektirecektir) o yüzden yeniden yorumlamaya karar verir ve bu eser ortaya çıkar... Tanrıların konuştuğu bölümleri çıkarmış, bazı eklemeler yapmış (italik yazıyor dolayısıyla fark ediyorsunuz), bölümleri yeniden sıralamış, tüm değişiklikleri kitabın önsöz bölümünde detaylı olarak anlatıyor... Baricco çok sevdiğim bir yazar ve burada çok iyi bir iş çıkarmış, çok akıcı bir metin olmuş, topluluk önünde okunması da çok başarılıymış...

Bilindiği üzere İlyada Destanı Truva Savaşını anlatıyor, kitap baştan sona savaş sahneleriyle dolu... benim açımdan çok cazip değildi ama çok rahat okudum, hatta çok sürükleyici ve ilgi çekiciydi... yazarın kitabın sonuna eklediği, insanların savaş tutkusuna dair sonsöz de çok iyiydi, ortaya koyduğu önermeyi çok beğendim... ilgi alanınıza giriyorsa okuyun derim...

Baricco’nun yorumladığım diğer kitabı (Emmaus) için bkz.

Yazar: Alessandro Baricco
Çevirmen : Eren Cendey
Sayfa Sayısı : 165
Basım Yılı : 2014 (2. Basım)
Yayınevi : Can

İpek, Kent ve Öfke Şatoları adlı yapıtlarıyla tanıdığımız İtalyan yazar Alessandro Baricco, 2004'te yayınlanan Homeros, İlyada'da umulmadık, şaşırtıcı bir yazarlık serüvenine soyunuyor. Yüzyıllar önce yaratılmış bir destanı, Homeros'un İlyada'sını, çağdaş bir izleyici topluluğu önünde okunabilecek bir biçimde yeniden yorumluyor. 

Hiçbir sahneyi bütünüyle yok etmeden, ama sık rastlanan yinelemeleri ve tanrıların boy gösterdiği her sahneyi çıkararak. Eski çağların bu dev destanının, tanrıların olaylara yön vermek için sık sık söze karıştıkları bölümleri çıkarıldığında, okuyucu son derece laik bir yapıyla yüz yüze geliyor. Öykü insancıl bir niteliğe bürünüyor ve destanın kahramanları yazgılarıyla baş başa kalıyorlar. 

Baricco'nun müdahaleleriyle, İlyada destanı çağdaş bir romana dönüşüyor. Tıpkı György Lukacs'ın dediği gibi: Roman, tanrıların terk ettiği dünyanın destanıdır.