25 Ekim 2016 Salı

MARK CRICK - KAFKA'NIN ÇORBASI

Çok güzel bir kitap bu, çok sevdim... Mark Crick; Kafka’dan Márquez’e, Steinbeck’e, Proust’a derken tam 14 büyük yazara yemek yaptırıyor ama öyle sıradan tarifler değil... her yazar kendi kitaplarını yazdıkları tarzda ve öykü içinde yemek tarifini veriyorlar, üstelik bazıları çok detaylı... Crick’in taklit yeteneğine hayran oldum, tıpkı o yazarların eserlerini okuyormuş gibi oluyorsunuz... eğer bu yazarların kitaplarını okumuşsanız çok daha fazla keyif alıyorsunuz... ben bu yazarlardan 6’sının (Austen, Kafka, Proust, Márquez, Steinbeck, Woolf) kitabını okudum ama diğerlerinin yemek tariflerini de çok beğendim... hoşça vakit geçirmek, yazarları yemekler üzerinden hatırlamak istiyorsanız kaçırmayın...

Yazar: Mark Crick
Çevirmen : Gülden Şen
Sayfa Sayısı : 88
Basım Yılı : 2010
Yayınevi : Can

Edebiyatın devleri mutfağa girerse…

Büyük yazarların kitaplarını belki okudunuz, ama Kafka'dan K. usulü çorba, Austen'dan tarhunlu yumurta, Irvine Welsh'ten bol çikolatalı kek, Marcel Proust'tan tiramisu, Jorge Luis Borges'ten dilbalığı yemeyi hayal ettiniz mi hiç? Homeros'tan Virginia Woolf'a, Marquis de Sade'dan Graham Green'e, edebiyat tarihinin en büyük yazarları birer aşçı olsaydı ne pişirirdi, hiç merak ettiniz mi? 

Dünyaca ünlü yazarların masalarının başından kalkıp kollarını sıvayarak mutfağa girdiği bu küçük kitapta, usta kalemlerin benzersiz tarzlarıyla yazılmış, eşsiz yaratıcılıklarıyla bezenmiş, tatlısından çorbasına, kahvaltısından akşam yemeğine tam on dört yemek tarifi bulacaksınız. Mark Crick belli ki hem yemek hem de taklit konusunda çok yetenekli.
Tadına da, tarzına da doyamayacaksınız…

24 Ekim 2016 Pazartesi

GABRIEL GARCÍA MÁRQUEZ - KOLERA GÜNLERİNDE AŞK


Márquez’in Üçlü Tacını (Kırmızı Pazartesi/1981, Yüzyıllık Yalnızlık/1967, Kolera Günlerinde Aşk/1985) nihayet tamamladım... kitapları kendi okuduğum sıraya göre yazdım ve hoşlanma derecemde okuma sırama uygun olarak şekillendi...

‘’Kolera Günlerinde Aşk’’ Florentino Ariza ve Fermina Daza arasında genç yaşta başlayan, kavuşamazsan aşk olur sözüne çok uygun bir şekilde gelişen ve yarım yüzyılı aşan bir aşkı anlatıyor...  ilk gençlik çağlarında başlayan bu aşk, Fermina Daza’nın vazgeçmesi sonucu yarım kalır, sonrasında genç kız, aristokrat ve başarılı Doktor Juvenal Urbino ile evlenir ve Florentino Ariza, başkalarıyla çok sayıda ilişki yaşasa da bir ömür onu bekler... yaklaşık 1880-1930 yılları arasında geçen hikayede o dönemin Kolombiya’sı tüm yönleriyle anlatılıyor, özellikle toplumun değer yargılarına detaylı yer veriliyor...

Aslında çok bilindik bir konu, Márquez’in muhteşem anlatımıyla çok başarılı bir romana çevriliyor... hikayede en sevdiğim yan sürekli birbirlerine mektup yazmaları oldu, keşke yazar mektupların içeriğini de yazsaydı diye düşündüm hep... uzun evlilik yaşamına dair çok isabetli bir kurgusu var... ben sevdim, okuyun derim...

Yazar: Gabriel García Márquez
Çevirmen : Şadan Karadeniz
Sayfa Sayısı : 448
Basım Yılı : 2010 (19. Baskı) 1989 (İlk Baskı)
Yayınevi : Can

''Kolera Günlerinde Aşk", bırakılmış bir sevgilinin, yeniyetmelik yıllarından başlayarak yaşlılığın alacakaranlığına dek süren yarım yüzyıllık aşkının öyküsü. "Márquez"in, ustalığı, bu öyküyü bir destana dönüştürüyor: aşkın, deli-akıllı, yabanıl-evcil, tensel, romantik tüm biçimlerinin pastoral bir şiirin büyüsüne büründüğü bir destan. On dokuzuncu yüzyılın yirminci yüzyıla dönüştüğü bir zaman dilimini kapsayan bu bitmeyen aşkın gerisinde, çağdaşlaşma çabası içindeki bir toplumun çeşitli yönlerini, özellikle taşra kentsoyluluğunun saçmalıklarını ince bir alayla eleştiriyor yazar. Roman boyunca, aşk acılarının lirik rüzgarlarının esintileri arasında, Márquez'in, insancıl mizahı, sürekli olarak duyuruyor kendini. Bu nitelikleriyle, "Kolera Günlerinde Aşk", Márquez'in başyapıtı sayılan "Yüzyıllık Yalnızlık"ın yanında tartışılmaz bir biçimde yerini alıyor.

4 Ekim 2016 Salı

İSMAİL GÜZELSOY - GÖLGE

Bazı yazarların kitaplarını anlatmakta zorlanıyorum İsmail Güzelsoy da onlardan biri... nereden başlayacağımı bilemiyorum, hadi başladım diyelim sanki hep bir eksik nokta kalacak veya hissettiklerimi anlatamayacağım gibi oluyor... ben yazarın son kitaplarından okumaya başladım ve bu üçüncü kitap... bu sefer keşke baştan sırasıyla okusaymışım diye düşündüm, kitaplar seri değil ama bazı karakterler, bazı konular ortak ve sanki öncesini bilseydim iyi olurdu gibi geldi...

Kitaba gelirsek; ‘’Bir gün, hoca efendi bir kitapta ‘’Maymun fuhşa âlet olur’’ diye bir bend okumuş, asabiyetinden ateş kesilmişti; hemen arkasına binlerce insan toplayarak Azapkapısı çarşısına gitmiş, maymuncu dükkanlarını basmış, ne kadar maymun varsa yakalatıp biçare hayvanları oradaki ağaçlara astırarak idam ettirmişti. Reşat Ekrem Koçu’’  açılış paragrafıyla başlıyor ve bu katliamdan(*) kurtulan küçük bir maymun, 7-8 yaşlarındaki -ne yaptığı bilinmez bir adamın ve sakat bir dedenin yanında, dallara gerilmiş bir ip üzerinde yaşayan- kimsesiz bir çocuğun vazgeçemediği arkadaşı olur... çocuk o zamana kadar tüm hayatını ip üzerinde geçirdiği için sirk cambazı gibi her hareketi yapabilmektedir, maymun Leylifer’in zaten doğal hali odur ve bu ikisi mahyaların üzerinde yürümekten, Direklerarası'nda gösteriye kadar her türlü cambazlığı yaparlar... tabii hayat hep istenildiği gibi mutlu mesut devam etmez ve o dönemin başarılı cerrahlarından Akif Bey, çocuğu ve Leylifer’i yanına aldırır... ne işe yarayacaklarını bilmezler, Akif Bey de geleceği tahmin etme saplantısı olan çok sıra dışı bir adamdır... bundan sonra maceradan maceraya atılır ve bir karabasana gömülürler...

Hikaye çok enteresandı, daha önce okuduğum ‘’Değmez’’ romanındaki ölümsüzlük konusu bunda da epeyce yer tutuyordu (gerçi bana biraz tekrar gibi geldi), rüyaların alternatif gerçeklik olduğu tartışılıyordu, gerçekler, hayallere karışıyordu ki bu da fantastik bir yan katıyordu, ‘’Karanlık’’ hem nitelik hem de romanın çoğunun gece vakti geçmesi anlamında çok hakimdi...

Sürükleyici yazılmıştı ama ben -neden bilmem- uzun zamana okudum... ''Gölge'' okuduğum üç kitap arasında en sonda yer alsa da değişik bir romandı, okumanızı öneririm...

(*)Başlangıçta bu maymun katliamı hikayesinin kurgu olduğunu düşünmüştüm ama biraz araştırınca 16. veya 17. yüzyılda İstanbul’da gerçekleştiğini okudum ve çok şaşırdım (niye şaşırdım bilmiyorum, halbuki aynı gerekçeyle şimdi de insanları öldürüyorlar!!)...  gerçi romanın konusu II. Abdülhamit döneminde geçiyor, biraz zaman atlaması yapılmış gibi...

Yazarın diğer kitapları için bkz.



Yazar:  İsmail Güzelsoy
Sayfa Sayısı : 296
Basım Yılı : 2016
Yayınevi : Doğan Kitap

Hikayemiz namusumuzdur… Gölgen hep yanımda olacak... Herkesin gizli bir şarkısı vardır, ömrünce içinde taşır, bazen öyle derine gömer ki zamanla kendi de unutur onu. Ta ki aynı şarkıyla sarhoş olan biriyle rastlaşana kadar. Biz aynı şarkıyla kederlenmiş, ağlamışız bir zaman. Sana o yüzden inandım. Biliyorum, başka bir zamanda söylenmiş -söylenecek ya da söylenmekte olan- şarkıyla, birbirini tanımadan birlikte dans eden insanlarız. Yüzünü göremiyorum, gözlerim gözlerine değmeden konuşuyorum, bunu hiç sevmiyorum ama buraya kadar ulaştığına göre iyi biri olmalısın. Neden seninle hikâyemi paylaşmam gerektiğini bilmiyorum ama istediğini yapacak, hatırlayabildiğim her şeyi anlatacağım şimdi. Anlamak için acele etme. Bazı şeyleri anlamadan da severiz ya. İnsanları mesela... Aşk başka ne ki?

İstanbul semalarında iki minare arasına gerilmiş ipte yürüyen bir çocuk ve bir maymun... İki can dostu... Oradan şehri seyrediyorlar... Aşkı, günahı, ölümü boynuna kolye gibi asmış İstanbul'u... Şehrin hikâyesi bir zaman sonra onların hikâyesi olacak çünkü... Edebiyatımızın en güçlü seslerinden olan İsmail Güzelsoy Gölge ile yazarlık serüveninde doruğa ulaşıyor... Aşk var bu romanda. Şefkat var. Ölümsüzlük peşinde gizemli bir cemiyet. Rüyaların dilini çözmeye çalışan insanlar. Ve ölümün bile sona erdiremediği bir dostluk...