14 Nisan 2017 Cuma

KETIL BJORNSTAD - MÜZİK UĞRUNA

Metis Yayınevinin yaklaşık on yıl önce yayımladığı kitapların bir kısmı bu ay ki D&R indirimlerinde yer alıyor, bu kez tanıtacağım roman da onlardan biri ve en güzel yanı da yazarın hem Norveçli hem de ünlü bir konser piyanisti olması... yukarıya yazarın klasik müzik alanındaki eserlerinden birini de ekledim bakabilirsiniz...

Önce yazarın özgeçmişini yazmak istiyorum; Ketil Bjornstad, 1952'de Oslo'da doğdu. Konser piyanisti olarak ilk performansını on altı yaşında Oslo Filarmoni Orkestrası'yla gerçekleştirdi. 1973'ten bu yana otuzun üzerinde albümü yayınlandı, bunlardan beşi solo piyano albümleri, bir kısmı ise caz ve rock müzisyenleriyle yaptığı ortak çalışmalar. (.....) Müzik kariyerinin yanı sıra üretken bir yazar olan Bjørnstad'ın 1972'den bu yana yirminin üzerinde romanı, iki şiir kitabı, bir oyunu ve denemelerinin derlendiği kitapları yayımlanmıştır. Bjørnstad halen Norveç'teki çeşitli gazete ve dergiler için edebiyat ve müzik eleştirileri yazmayı sürdürüyor (kitaptaki tanıtımdan).

Ben hem Norveçli yazarları hem de klasik müziği çok severim bu kitap benim için hazine bulmak gibi oldu... yazar inanılmaz başarılı, müziğin dışında da hikayesi muhteşem, üstüne Deniz Canefe'nin olağanüstü çevirisini de ekleyince fevkalade güzel bir roman olmuş... sadece kitap kapağı hem dikkat çekici hem de biraz itici, bu nedenle son dakika elime almaya karar verdim ama bırakamadım...

Konu; 1968 yılında geçiyor, 16-17 yaşında konser piyanisti olmak isteyen bir grup yetenekli gencin bu uğurda yaşadıkları ile müzik dışındaki yaşamlarını anlatıyor... yazar da tam bu senede piyanist olarak ilk performansını gerçekleştirdiği için müziğe dair anlatılanlar (hissedilenler) muhtemelen çok gerçekçi... ben kitabın ilk kelimesinden son satırına kadar bayıldım... okurken kitapta geçen müziklerin CD'lerini çıkarıp çaldım muhteşemdi...

Sonuç olarak klasik müziği seviyorsanız hiç beklemeyin okuyun, bununla hiç ilginiz yoksa bile çok güzel, zaman zaman hüzünlü bir hikayesi var şiddetle tavsiye ediyorum...

Yazar: Ketil Bjornstad
Çevirmen: Deniz Canefe
Sayfa Sayısı: 368
Basım Yılı: 2006
Yayınevi: Metis

Bir müzisyenin hayatını, onu en iyi şekilde anlatabilecek olan gerçek bir müzisyenin kaleminden okuma şansımız her zaman olmaz.

Avrupa'da çok tanınmış bir piyanist olan Ketil Bjornstad'ın Til Musikken-Müzik Uğruna adlı romanı, böyle bir yapıt. Bjornstad, bir piyanistin camiada ismini duyurma mücadelesini kuşkusuz kendi deneyimleriden de yola çıkarak yazmış. Yazar olayları anlatırken piyano yarışması öncesinde istifra eden yarışmacılar gibi son derece insani ve gerçekçi ayrıntıları ustalıkla kullanıyor. 

Kitabın kahramanı 60'lı yıllarda yaşayan Aksel Vinding. Norveçli bir genç olan Aksel, mutsuz annesi, annesinin gözünde bir kaybeden olan babası ve tuhaf ablasıyla yaşayıp giderken annesi, ailece çıktıkları bir piknikte ırmağa düşüp çağlayana sürüklenerek ölüyor..Bu durum Aksel'in de kendi hayatı üzerine ciddi karar almasına neden oluyor. Annesinden miras aldığı müzik sevgisi, piyanist olma isteğini körükleyince, okulunu bırakıyor..

9 Nisan 2017 Pazar

DAVID WALTON - SÜPERPOZE

Kuantum Mekaniği ile ilgili kitapları çok seviyorum, bu roman da yayımlandığı anda ilgi alanıma girmişti ama kötü çıkabileceğini düşünüp almamıştım... Bu ay D&R'ın indirimliler standında görünce dayanamadım ve buradayız... David Walton, Lockheed Martin firmasında mühendis olarak çalışan A.B.D.'li bir yazarmış, ilk romanıyla Philip K. Dick ödülünü almış, dilimize de ilk Süperpoze romanı çevrilmiş...

Şimdi önce yayınevinden başlayayım; kitabın başında yazarın ve çevirmenin özgeçmişinin verilmemesini vahim bir hata olarak görüyorum... hele yazarın eseri türkçede ilk kez yayımlanıyorsa bu çok daha önemli oluyor, internette kimmiş diye aramaktan hiç hoşlanmıyorum (ki mühendis olması yazdığı konu açısından önemliydi niye aramak zorunda kalayım), çevirmene hiç önem verilmemiş zaten, ismi kitabın künyesinin yer aldığı mikroskobik büyüklükteki harflerle yazılan bölümde yer alıyor sadece (hani olsa da olur olmasa da)... kuantum gibi bir konuda yazılan bir bilim kurgu romanında tüm kitap boyunca yalnızca ÜÇ adet dipnot konulmuş onlar da çok çok gereksiz şeyler (örn: çocuklardan birinin adı Chance yanına yıldız konulup anlamı yazılmış, bunu bilmeyen mi var?) diğer tarafta fizik terimleri, kuramları havada uçuşuyor tek kelime dipnot yok, inanılmazdı... özellikle kitabın başında konuya girerken bu çok gerekli oluyor dönüp dönüp internetten aratmak okumayı zorluyor (ki ben bu konuda çok okumama rağmen bakmak zorunda kaldım) sonrasında konu içinde açıklamalar vardı ama açılış kötüydü... hem okuyucuyu kitaptan soğutabilir hem de hiç dipnot olmaması ben de hafif/sudan bir kitap izlenimi doğuruyor... velhasıl April çok kötü bir not aldı giderek bu yayınevinden soğuyorum...

Roman genel olarak iyi, akıcı yazılmış, kuantum mekaniğiyle harmanlanmış sürükleyici bir hikayesi var, yazarın hayal gücünü sevdim, daha başında Schröndinger'in Kedisi diye başlamamış (sadece son sayfalarda kısaca değinmişti), özetle kurgusu sevdim... sadece olayın polisiye yönüne çok odaklanmış, sonu çok bilindik şekilde bitti, katili hemen buldum dolayısıyla bu kısımlarda yeterli değil, şaşırtıcı bir son bu kitaba daha çok yakışırdı... ayrıca Kuantum Varlıkları (Varcolac şeklinde efsanelerde yer alan iblislerden birinin ismini veriyor) diye çok iyi bir kurgusu var (bilimsel yanına girmiyorum) ama bu Varcolac'ın niye ortaya çıktığı, ne yapmaya çalıştığı öylece ortada kaldı... yazar polisiyedense bu konuya yoğunlaşsa ve kurgusunu o yönde ilerletse çok başarılı bir roman olurmuş, bu haliyle azıcık ilginç bir yanı olan sıradan bir polisiye olarak kalıyor...

Sonuç olarak kuantum konusuna ilgi duyuyorsanız rahatça okuyacağınız, keyifli vakit geçireceğiniz bir roman, deneyebilirsiniz...

Not: Bu roman 21. yüzyılda ama bir miktar daha gelecekte geçiyor (yıl belirtilmemiş), 53. sayfada konuyla alakasız yere ''20'lerde Rus-Türk savaşı yüzünden'' diye başlayan bir cümle var... nedir bu A.B.D'li yazarların bizi savaşa sokma sevdası bir türlü anlamıyorum... giderek bu ülke yazarlarını hiç okumama yönüne doğru ilerliyorum... 

Yazar: David Walton
Çevirmen: Kıvanç Güney
Sayfa Sayısı: 320
Basım Yılı: 2016
Yayınevi: April

Mutlu bir aile hayatına, güzel çocuklara sahipsiniz. Geceyarısı kapınıza dayanan eski bir arkadaşınız, size kuantum dünyanın kapılarını araladığından bahsediyor ve sabah ölü bulunuyor.

Öldürüldüğü odada sizin parmak izleriniz, DNA'nız. 
Ayakkabınızda arkadaşınızın kanı.
Tek şüpheli sizsiniz.
Oysa siz, masum olduğunuza eminsiniz.
Emin misiniz?

"Kuantum dünyasına heyecanlı bir yolculuk, müthiş bir kurgu ve son. Walton'ın kaleminde, fizik gerçek hayatla buluşuyor! Daha önce böyle bir kitap okumadınız." -Will Mcintosh, Hugo Ödülü Sahibi-

"Süperpoze bilimkurgu ile gizemin mükemmel bileşimi. Isaac Asimov hayatta olsaydı, böyle bir roman yazardı!" -Mike Resnick, Hugo Ödülü sahibi-

7 Nisan 2017 Cuma

AMIN MAALOUF - Yüzüncü Ad

''Baldassare'nin Yolculuğu''

Amin Maalouf'u çok severim ama bu roman nedensiz yere çok uzun zamandan beri bekliyor... eskileri okuma hedefim nedeniyle sıra geldi nihayet...

Konu; 1666 yılında kıyametin kopacağı (2012 benzeri bir tartışma söz konusu) üzerine şekilleniyor... din adamları, azıcık okumuş yazmış herkes bu konuya kafa yoruyor... Cübeyl kentinde antikacılık ve eski kitap satıcılığı yapan Baldassare, tereddütlü yaklaşsa da ona kitap sormaya gelen birkaç kişinin etkisiyle bu konuyu düşünmeden de yapamıyor... diğer yandan da herkes tılsımlı bir kitaptan bahsediyor, Allah'ın yüzüncü adını içeren ve gerçek olup olmadığı bilinemeyen bir kitap... Baldassare bu kitabın peşinde önce Konstantinopolis'e sonra İzmir, Sakız, Cenova, Amsterdam ve Londra'ya kadar uzanıyor, başlangıçta tüm bu yolculuğu yapmak gibi bir hedefi yok ama sanki kader onu oradan oraya sürüklüyor... bir yandan da kıyamet kopacak mı kopmayacak mı korkusu herkesi sarmış durumda ve kitabın olduğunu düşündüğü her yerde de vahim olaylar önü sıra gidiyor...

Bu kehanet, tılsım vs. konularını bir yana bırakıyorum ama yol hikayesi mükemmeldi, hiç o kadar uzağa gitmek gibi bir niyeti olmayan Baldassare'ın kendini sürekli başka bir yerde bulması ve onca vahim olayla baş etmeye çalışması çok iyiydi... hikayeyi Baldassare'ın yazdığı günlüklerden öğreniyoruz, romanın kitaba ve yazıya önem atfeden bir yönü, akıcı bir anlatımı var, ben sevdim size de öneririm...

Yazar: Amin Maalouf
Çevirmen: Samih Rıfat
Sayfa Sayısı: 412
Basım Yılı: 2011(39. Baskı) 2000 (1. Baskı)
Yayınevi: YKY

Doğu'daki son Cenevizlilerden, antika tüccarı Baldassare Embriaco, 1665 yılı sonlarında, soyunun yüzyıllardır yaşadığı Lübnan'dan yola düşer. Ertesi yıl, İncil'e göre " Canavar Yılı " dır. Ertesi yıl, İncil'e göre düpedüz Mahşer: Kan, ateş, yıkım ve herşeyin sonu!... Zamanın sonu! 

Dünyayı ve Baldassare'yi kurtarabilecek tek şeyse, Yüzüncü Ad'dır. Kimselerin görmediği bir yazma kitap ve bu kitapta açıklandığı söylenen bir ad: Allah'ın, Kuran'da anılan doksan dokuz adının, sıradan ölümlülere bildirilmemiş olan yüzüncüsü... Tanrı'nın gizli ve yüce adı...