9 Nisan 2017 Pazar

DAVID WALTON - SÜPERPOZE

Kuantum Mekaniği ile ilgili kitapları çok seviyorum, bu roman da yayımlandığı anda ilgi alanıma girmişti ama kötü çıkabileceğini düşünüp almamıştım... Bu ay D&R'ın indirimliler standında görünce dayanamadım ve buradayız... David Walton, Lockheed Martin firmasında mühendis olarak çalışan A.B.D.'li bir yazarmış, ilk romanıyla Philip K. Dick ödülünü almış, dilimize de ilk Süperpoze romanı çevrilmiş...

Şimdi önce yayınevinden başlayayım; kitabın başında yazarın ve çevirmenin özgeçmişinin verilmemesini vahim bir hata olarak görüyorum... hele yazarın eseri türkçede ilk kez yayımlanıyorsa bu çok daha önemli oluyor, internette kimmiş diye aramaktan hiç hoşlanmıyorum (ki mühendis olması yazdığı konu açısından önemliydi niye aramak zorunda kalayım), çevirmene hiç önem verilmemiş zaten, ismi kitabın künyesinin yer aldığı mikroskobik büyüklükteki harflerle yazılan bölümde yer alıyor sadece (hani olsa da olur olmasa da)... kuantum gibi bir konuda yazılan bir bilim kurgu romanında tüm kitap boyunca yalnızca ÜÇ adet dipnot konulmuş onlar da çok çok gereksiz şeyler (örn: çocuklardan birinin adı Chance yanına yıldız konulup anlamı yazılmış, bunu bilmeyen mi var?) diğer tarafta fizik terimleri, kuramları havada uçuşuyor tek kelime dipnot yok, inanılmazdı... özellikle kitabın başında konuya girerken bu çok gerekli oluyor dönüp dönüp internetten aratmak okumayı zorluyor (ki ben bu konuda çok okumama rağmen bakmak zorunda kaldım) sonrasında konu içinde açıklamalar vardı ama açılış kötüydü... hem okuyucuyu kitaptan soğutabilir hem de hiç dipnot olmaması ben de hafif/sudan bir kitap izlenimi doğuruyor... velhasıl April çok kötü bir not aldı giderek bu yayınevinden soğuyorum...

Roman genel olarak iyi, akıcı yazılmış, kuantum mekaniğiyle harmanlanmış sürükleyici bir hikayesi var, yazarın hayal gücünü sevdim, daha başında Schröndinger'in Kedisi diye başlamamış (sadece son sayfalarda kısaca değinmişti), özetle kurgusu sevdim... sadece olayın polisiye yönüne çok odaklanmış, sonu çok bilindik şekilde bitti, katili hemen buldum dolayısıyla bu kısımlarda yeterli değil, şaşırtıcı bir son bu kitaba daha çok yakışırdı... ayrıca Kuantum Varlıkları (Varcolac şeklinde efsanelerde yer alan iblislerden birinin ismini veriyor) diye çok iyi bir kurgusu var (bilimsel yanına girmiyorum) ama bu Varcolac'ın niye ortaya çıktığı, ne yapmaya çalıştığı öylece ortada kaldı... yazar polisiyedense bu konuya yoğunlaşsa ve kurgusunu o yönde ilerletse çok başarılı bir roman olurmuş, bu haliyle azıcık ilginç bir yanı olan sıradan bir polisiye olarak kalıyor...

Sonuç olarak kuantum konusuna ilgi duyuyorsanız rahatça okuyacağınız, keyifli vakit geçireceğiniz bir roman, deneyebilirsiniz...

Not: Bu roman 21. yüzyılda ama bir miktar daha gelecekte geçiyor (yıl belirtilmemiş), 53. sayfada konuyla alakasız yere ''20'lerde Rus-Türk savaşı yüzünden'' diye başlayan bir cümle var... nedir bu A.B.D'li yazarların bizi savaşa sokma sevdası bir türlü anlamıyorum... giderek bu ülke yazarlarını hiç okumama yönüne doğru ilerliyorum... 

Yazar: David Walton
Çevirmen: Kıvanç Güney
Sayfa Sayısı: 320
Basım Yılı: 2016
Yayınevi: April

Mutlu bir aile hayatına, güzel çocuklara sahipsiniz. Geceyarısı kapınıza dayanan eski bir arkadaşınız, size kuantum dünyanın kapılarını araladığından bahsediyor ve sabah ölü bulunuyor.

Öldürüldüğü odada sizin parmak izleriniz, DNA'nız. 
Ayakkabınızda arkadaşınızın kanı.
Tek şüpheli sizsiniz.
Oysa siz, masum olduğunuza eminsiniz.
Emin misiniz?

"Kuantum dünyasına heyecanlı bir yolculuk, müthiş bir kurgu ve son. Walton'ın kaleminde, fizik gerçek hayatla buluşuyor! Daha önce böyle bir kitap okumadınız." -Will Mcintosh, Hugo Ödülü Sahibi-

"Süperpoze bilimkurgu ile gizemin mükemmel bileşimi. Isaac Asimov hayatta olsaydı, böyle bir roman yazardı!" -Mike Resnick, Hugo Ödülü sahibi-

14 yorum:

  1. siteniz çok güzel paylaşım için teşekkürler, bende beklerim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim, hemen bakacağım:)

      Sil
  2. Kuantum mekaniği ile harmanlanmış polisiye fikri çok iyi ama keşke daha iyi işlenseymiş diyorsanız bir düşünmek lazım alırken:) çevirmenler romanı batırabilir de çıkarabilir de, hal böyleyken gereken önemin verilmemesi üzücü... keyifli okumalar dilerim Gül Hanım, sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok fena değildi hatta beklediğimden iyi çıktı denilebilir sadece çok daha iyi olabilecekken onu kaçırmış. Size de keyifli okumalar sevgiler:)

      Sil
  3. april iyice yayınevi ama bu kitapta özen göstermemişler demek. süperpose bir ingilizce terimi. hımm şırodinger severim de kuantum hiç ilgilenmem. okumayım bunu ben. hem bilimkurgu hem kuantum çok fazla bana :) bana rüyalar hayaller olacak :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Madem öyle başka kitaplara artık:)

      Sil
  4. Yayınevleri keşke daha dikkatli ve özenli olsalar...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet öyle, üstelik en çok da kendi işlerine yarayacak:)

      Sil
  5. Konusu ilginçmiş ve "Isaac Asimov hayatta olsaydı, böyle bir roman yazardı!" da çok iddialı bir cümle ama teknik terimlerin fazla olması ve dipnot olmaması beni düşündürdü...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben hiç Isaac Asimov okumadım o yüzden ne diyeceğimi bilemedim:) Başlangıç sayfalarında internetten bakmak zorunda kaldım, sonrasında konu içinde kavramları açıklıyordu. en nihayetinde çok olmazsa olmaz bir kitap değil...

      Sil
  6. jean christophe çok çok güzel ya bence en güzel klasiklerden, şolohov durgun don gibi. baktım mart 2014 de okumuşum :)

    YanıtlaSil
  7. JEAN-CHRISTOPHE
    RomainRolland
    Fransız yazar RomainRolland’ın taş gibi kalın ama su gibi akan nehir romanı Jean-Christophe, klasik romanlardan. Klasik romanlar, herkesin duyduğu, bildiği ama okumadığı romanlardır genelde.
    Rolland, bu romanı, 1900’lu yılların başında yazıyor. Kitap, bir müzisyenin baştan sona yaşamını anlatıyor. Beethoven benzeri bir klasik müzisyenin. Bir Alman besteci zaman içinde ülkesinden uzaklaşıp İsviçre ve Fransa’da yaşıyor.
    Kitabın ilk bölümü gençliği ve Almanya kısmı, ikinci bölümü Fransa dönemi, üçüncü bölümü de yaşamının son yılları. Kitap da bir klasik müzik eseri gibi, şafak, sabah, gençlik, olgunluk şeklinde ilerliyor.
    Müzisyenin yaşamını, sanatını, düşüncelerini, duygularını birebir onunla birlikte yaşıyoruz. Edebiyat olarak da bir müzisyenin yaşamını yakından tanımak açısından da heyecanlı, sürükleyici, doyurucu ve hayretlere düşüren bir anıt roman.
    Eski tarz romanlardan. Tolstoy’vari.
    Mükemmel.
    Not:4/4

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok güzelmiş, ben de okuyayım yeni baskısı yapılırsa:) teşekkürler, sevgiler:)

      Sil