27 Şubat 2017 Pazartesi

İLBER ORTAYLI - Eski Dünya Seyahatnamesi

‘’Üçüncü Dünya’nın tarifi ne fakirlik ne endüstrinin gelişmemişliğidir. Üçüncü Dünya yarını düşünmeyen toplumlardan oluşur. (syf:67)’’

İlber Ortaylı’nın bu eseri; 45 yıldır gezen bir seyyah olarak gittiği bir çok ülkeye ve şehre dair anlatmak istediklerini kapsıyor... bu ülkelerin kiminde tarih, kiminde kültür, kiminde uluslararası ilişkiler, kiminde ekonomi öne çıkıyor ama en çok da bizimle olan eski/yeni ilişkilerini anlatıyor...

Bu kitabın ilk baskısının yapıldığı yayınevinden bahsediliyor ama yıl yazılmamış (ben içinden cımbızlayarak 2007 gibi bir tarih buldum) 10. Baskı içinde yeni bir önsöz yazılmış ama içindekiler olduğu gibi bırakılmış diye düşünüyorum çünkü ülkemiz için neredeyse Avrupa Birliği'ne girecek, birçok ülkeyle iyi ilişkileri olan bir profil çiziyor o nedenle ben 2007’de kalmış diye düşündüm (gerçi ben o tarihte bile İlber Hocam kadar olumlu bir tablo çizmezdim o ayrı)... ve geçen bu on yılda hem bizde hemde ortadoğuda köprünün altından çok sular aktı ve manzara artık çok kötü o yüzden keşke bir güncelleme yapılıp basılsaydı iyi olurdu...  

Sonuçta okumaktan hoşnut kaldım, kısa kısa da olsa ülkelerin üzerinden geçmiş oldum ve yeni şeyler öğrendim, size de bu eseri öneririm...

Yazar:  İlber Ortaylı
Sayfa Sayısı : 288
Basım Yılı : 2014 (10. Baskı)
Yayınevi : Timaş

"Eski Dünya Seyahatnamesi rastgele bir isim değil. Henüz Balkanlar ve Ortadoğu'nun eski havasını muhafaza ettiği günlerdeki gezilerimi içeriyor. Tarih, gezginin vazgeçemeyeceği bir değerlendirme alanı… Benim eski dünyam, bugün artık değişiyor."

İlber Ortaylı


Atalarımızın Anadolu'ya gelmeden önce kaç asır oturduğu ve hâlâ da nüfusunun önemli bir kısmını kuzenlerimizin teşkil ettiği, edebiyatımızın ve dilimizin istesek de istemesek de, sevsek de sevmesek de atamayacağımız yüzde 40'ını oluşturan Ortadoğu'dan köşe bucak buram buram tarihimiz kokan Balkanlara; havasını yakaladığınız zaman kocaman bir coğrafyanın ve uzun bir tarihin küçülüp sizinle kucaklaştığı bir tiyatro olan Akdeniz'den okumakla, filmle, resimle anlaşılamayan Asya dünyasına; tezatlar içinde gelişen kapalı kutu Uzakdoğu'dan pek çok ünlü sanatçıyı bağrında yetiştiren sanatın ve tarihin merkezi Avrupa'ya kadar bir uçtan bir uca Eski Dünya üzerinde seyahate çıkmaya hazır mısınız?

Isfahan, Venedik, Kudüs, Kırım, Tokyo, Yemen, Barcelona, Bosna, Girit, Hindistan, Berlin, Japonya, Kafkasya, Türkiye… Günümüzün Evliya Çelebi'si İlber Ortaylı'nın dünya üzerindeki adımlarına eşlik ederken Eski Dünya düzeninin ülke ve şehirlerinin büyülü zamanlarına gidecek ve geçmişinizle yeniden usulca buluşacaksınız.


İlber Ortaylı'dan okurlarına keskin gözlemleri ve nesnel tespitleriyle zamanın derinliklerinden, tarihin katmanlarından bugünün dünyasını daha doğru anlama imkânı: Eski Dünya Seyahatnamesi.

19 Şubat 2017 Pazar

DAVID MITCHELL - Kemik Saatler

David Mitchell’den daha önce Jacob de Zoet’in Bin Sonbaharı’nı okumuş ve sevmiştim... bu kitabı gördüğümde ise hemen dikkatimi çekti, ciltli, şık bir tasarımı var, kapağı çok renkli ve canlı, incecik pırıl pırıl bir kağıda basılmış ister istemez ilgileniyorsunuz, zaten yazarı da sevmiştim okuyayım dedim...

Başlangıç olarak hiçbir kitapta bu kadar çok değişik/alakasız konunun uzun uzun anlatılıp sonunda bir şekilde anlamlı bir bütün oluşturduğunu görmemiştim varsa bile çok azdır herhalde... Kitap 6 bölümden oluşuyor ve ana konu zaman (daha doğrusu zamansızlık) olduğu için tarihi bir sıra izliyor, aşağıda bu kısımları anlatmaya çalışacağım...

1984: Holly Skyes İngiltere’de yaşayan onbeş yaşında genç bir kızdır, küçüklüğünde gaipten sesler duyduğu, hayali insanlar gördüğü için psikolojik rahatsızlığı olduğu sanılmıştır... aynı şekilde küçük erkek kardeşi Jacko’da sürekli labirent resimleri çizen tuhaf bir çocuktur... Holly, erkek arkadaşı yüzünden annesi ile kavga ettiği bir gün evden kaçar, gitmeden önce Jacko ona bir labirent resmi verir ve her ne olursa olsun bu labirenti ezberlemesini ister öyle ki böyle bir labirente düşerse gözü kapalı bile olsa yolunu bulabilsin, Holly söz verir ve evden ayrılır böylece macera başlar, fantastik ana öğelerin ilki (Muvakkitler) ile de o günlerde karşılaşır... ayrıca bu bölümde Thatcher döneminin siyasal, sosyal olaylarını, aile ilişkilerini, İşçi partisini ve sosyalist hareketleri de epeyce anlatıyor...

1991: Cambridge’de okuyan aristokrat ailelere (aralarında orta sınıftan gençler de var) mensup delikanlıların okul hayatı ve idealleri ile başlıyor bu gençlerin İsviçre’deki bir dağ kasabasında kayak tatili yaparken başlarına gelenlerle devam ediyor... bu gençlerden biri olan Hugo Lamb, normal insanların doğru-yanlış dediği şeylere pek takılmayan, her şeyi kendi istediği gibi görüp, çıkarı için eğip bükebilen biridir, bu kasabada bir barda çalışan Holly ile tesadüf sonucu karşılaşır, ondan hoşlanır ama hayatın başka bir planı vardır... ayrıca bu bölümde romanın fantastik hikayesi açılmaya başlar ve ana gruplardan ikincisi olan Münzeviler ortaya çıkar...

2004: Holly İngiltere’ye geri dönmüş, 6 yaşında bir kızı var, birlikte yaşadığı çocuğunun babası savaş muhabirliği yapan bir gazeteci, dünyanın tehlikeli bölgelerinden sonra Irak’ta haber kovalıyor, Holly’nin kızkardeşinin düğünü için hepsi Brighton’da toplanıyorlar, ufak ufak fantastik olaylar da yaşanmaya devam ediyor... ayrıca o dönemdeki önemli olaylar, Irak savaşı, Tony Blair, Bush, Britanya’nın Amerikanın köpeği olarak (bu ifade yazara ait) niye Irak savaşına karıştığı uzun uzun irdeleniyor, yazar bir çeşit günah çıkarıyor...

2015-2020: Crispin Hershey adında yazdığı ilk kitabı çok beğenilip satış rekorları kırmış, sonrasında bir daha o başarıyı yakalayamamış, çıkan son kitabı ise eleştirmenlerce yerden yere vurulan bir karakteri anlatıyor, herhalde kendi yaşadıkları ve yayıncılık sektörü ile ilgili olaylara mizahi olarak dokunduruyor, Crispin’in peşinde Şhangay’dan, Avusturalya’ya, A.B.D’ye neredeyse tüm dünyayı dolaşıyor... tam bu sırada Holly’de çocukken başından geçen ses duyma olayları ile ilgili bir kitap yazmış satış rekorları kırıyor, Crispin başlangıçta buna sinir olsa da sonrasında Holly ile çok iyi dost oluyorlar... bu arada dünyadaki tüm teknolojik, sosyal olaylara da değiniliyor... bence kitaptaki en gereksiz bölüm burasıydı hani olmasa hiçbir şey eksik kalmazdı, neden var sorusunun cevabını bir türlü bulamadım ve ben sıkılmadan okuduysam da o anki ruh durumunuza göre okuyucuyu sıkma potansiyeli oldukça yüksek olan bir bölümdü...

2025: Buraya kadar anlatılan bölümlerde azar azar ortaya çıkan fantastik hikayenin geliştirilip bitirildiği bölüm burasıydı... 

2043: Holly artık 75 yaşına gelmiştir ama dünyanın geldiği yer tüylerinizi bile ürpertecek noktadadır... bu bölümde de ciddi bir distopya hikayesi anlatıyor...

Özetle böyle; kitabı severek, içine kapanıp, uzun uzun keyifle okudum ama sanki yazar bir sürü kısa roman yazmış da onları birleştirmiş gibi görünüyor... genelde ben bu tip birleşmiş romanları sevmiyorum ama bunda rahatsız olmadım, sadece Crispin’in anlatıldığı bölümler fazla olmuş diye düşündüm... konusu bol bu romanı ben beğendim size de öneririm...

Son olarak; Crispin’in romanı için yazılan eleştiri ile ‘’Bir: Hershey klişeden uzak durmayı o kadar aklına takmış ki, her cümlesi Amerikalı muhbirler kadar eziyet çekiyor. İki: Fantezi yan konu, kitabın Ulusa Sesleniş halleriyle o kadar kötü çatışıyor ki görmeye bile dayanamıyorum. Üç: Yaratıcılığımın dibi göründü, demek için karakterin yazar olması kadar etkili bir yol var mıdır?’’(syf:338) yazar kendi eleştirisini de kendi yapıyor...


Yazar: David Mitchell
Çevirmen : Sıla Okur
Sayfa Sayısı : 720
Basım Yılı : 2016
Yayınevi : Doğan Kitap

David Mitchell'ı kendi kuşağının en beğenilen yazarlarından biri kılan yaratıcılık ve zekâyla dopdolu insanı büyüleyen ve akıldan çıkmayacak bir öykü.

"Her canlı doğar, büyür, ölür; değil mi? Hayatın sözleşmesinde yazar bu. Ama ben buraya, bazı ender durumlarda bu değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddenin… tadil edilebileceğini söylemeye geldim."


David Mitchell, Hayalet Yazılar, 9. Rüya, Bulut Atlası, Siyah Kuğu Parkı ve Jacob de Zoet'in Bin Sonbaharı romanlarının yazarıdır. John Llewellyn Rhys Ödülü'nü, Geoffrey Faber Ödülü'nü ve South Bank Show Edebiyat Ödülü'nü kazanan yazar, iki kez de Booker Ödülü finalistleri arasında yer almıştır. Mitchell 2003 yılında Granta'nın Britanyalı En İyi Genç Romancılar listesine de seçilmiştir.


1984 yazının sıkıcı bir gününde evden kaçan genç Holly Sykes'ın karşılaştığı garip kadın, küçük bir iyilik karşılığında ondan "yataklık" talep eder. Holly'nin, kadının neye yataklık yapmasını istediğini anlaması için onlarca yıl geçmesi gerekecektir. Kemik Saatler, Holly'nin hayatını Gravesend'deki yaralı gençliğinden Avrupa'nın petrol rezervlerinin tükendiği sırada İrlanda'nın Atlantik Okyanusu kıyısında geçirdiği ihtiyarlığına kadar kıvrım kıvrım takip ediyor. Kız çocuğu, kız kardeş, anne ve manevi anne Holly Sykes aynı zamanda dünyamızın kıyısında ve gölgelerinde süregelen kanlı bir hesaplaşmada farkında olmadan yer alacak ve sonucu tayin edecek bir silaha dönüşecektir. Metafizik gerilim, ölümlülüğe dair tefekkür ve kendini yiyip bitirme üzerine kurulu modern çağımızın hesap defteri niteliğindeki bu rengârenk roman, David Mitchell'ı kendi kuşağının en beğenilen yazarlarından biri kılan yaratıcılık ve zekâyla dopdolu insanı büyüleyen ve akıldan çıkmayacak bir öykü.

10 Şubat 2017 Cuma

SEZGİN KAYMAZ - FARFARA

Blogumu takip edenlerin bildiği üzere Sezgin Kaymaz en sevdiğim yazarlardan biridir ve yeni romanının çıktığını duyunca kitabın arka kapağını bile okumadan satın aldım... şu anda geldiğimiz noktayla ilgili ise söyleyecek söz bulamıyorum... bir haftalık uğraşmadan sonra 84. sayfada bıraktım ve bu duruma inanamıyorum... her elime aldığımda yarım sayfadan fazla okuyamadım, zor okunduğundan değil, akıcı görünüyordu ama konu bana hiç hitap etmedi bir kaç satırdan sonra sıkılıp bırakıyordum şimdi düzelecek, şimdi düzelecek diye bekleyip durdum ama olmadı maalesef...

Yazarın 2000 yılında yayımlanan Lucky isimli bir romanı var Farfara onun devamı gibi gözüküyor, ben Lucky’i okumadığım için adapte olamadım belki de bilemiyorum... romanın okuduğum kısmında bir sürü yeni doğmuş köpeğin etrafı pisletmesinden ve ne yaptıkları belli olmayan bir karı kocadan başka bir şey yoktu... köpeklere karşı değilim hatta KÜN kitabındaki köpeğe bayılmıştım ama buradakiler hiç ilgimi çekmedi...

Sonuç olarak daha sonra bir kez daha okumayı deneyeceğim ama şimdilik kalıyor... eğer aranızdan bu romanı okuyan varsa ve görüşlerinizi benimle paylaşırsanız sevinirim...

Yazar:  Sezgin Kaymaz  
Sayfa Sayısı : 416
Basım Yılı : 2017
Yayınevi : April

Charles M. Schulz der ki mutluluk sıcacık bir köpek yavrusudur.
Hisarlı Ahmet der ki dünya dedikleri bir gölgeliktir.
Neşet Ertaş der ki bu oyun havası değil ya, düğüne giden oynar. Aklı yetenler bu sırrı anlar, aklı
yetmeyenlerin kusuruna bakılmaz.
Misket mızrak, bozlak çatlak bir roman: Farfara.

Ankara kocaman bir patlak kâse, onlar da ateşini almış patlamış mısır,
o yana bu yana sıçrayıp duruyorlar.
Luki'nin romanı bu. Veya Madonna'nın veya Lucky'nin veya Matahari'nin;
kısaca itin tekinin.
Ne  anasının başı kurtulduydu belâdan ne de yavrusunun kurtuldu.
Ne anasının ağına düşenler kurtarabildiydi yakasını aşktan,
ne yavrusunun ağına düşenler kurtarabildi.
"Al sana bir yavru köpek. Oynaş, eğleş!" deyip verdi Allah bunlara bir yavru köpek,
o yavru köpek de tuttu bir güzel oynaştı alayıyla; dalgasını geçti.
Mücellâ… Tahsin Bey’in kaybıyla yıkılan, kendini uykuyla iyileştirmeye çalışan,
sitemkâr sır küpü bir Ankara hanımefendisi.

Gidip gidip bir milyoncuya yazılan, Kocabeyoğlu Pasajında ne kadar döküntü tişört, defolu pantolon  varsa toplayıp toplayıp gelen, dibinde mis gibi grosmarket dururken pazar pazar dolanıp yemek yapmasını bilirmiş gibi evi ucuz sebzeyle dolduran, Olgunlar'ın korsan kitabına, Yüksel'in uyduruk kol saatine, cıncık boncuğuna meftun Bûse. En sinirine giden şey: her şey!

Kemalettin… Kir pasak içinde ikide birde bitli horozlar gibi Buse'nin üstüne hoplayıp "Hadi beste yapalım canoş!" diye sulanan, beceriksizler kralı.

Zil kapı tanımaz taksiciler, belalı Batıkent efrâdı, içi dışı sevgi kokan yosmalar, tutkulu Ankara bebeleri. Ve âlemin hayatını değiştiren pas lekeli, sivri kafalı, rugan gibi bir yağlı kayış. Luki. Anasının kızı işte, kuyruğunu sayma.

Kimi dürülü kimi bükülü kimi serili, boklu sidikli gazetelerin arasından manevra yapa yapa, maceradan sırra, aşktan ölüme, hayattan hayata bir roman: Farfara.

Şu çocuk bahçesinde oynayıp duruyoruz hepimiz, koşup gideceğiz annemiz çağırınca.
Ne yapalım,  emir büyük yerden, çağrıldın mı gideceksin.
O güne kadar, yapacak bir şey yok, oy farfara farfara!

4 Şubat 2017 Cumartesi

FYODOR MİHAYLOVİÇ DOSTOYEVSKİ - YERALTINDAN NOTLAR

Dostoyevski’den Suç ve Ceza ile Karamazov Kardeşler’i üniversitedeyken okumuştum, çok zaman oldu...  üçüncü bir kitap ancak kısmet oldu ve 1864 yılında yayımlanan bu eserin ilk bölümü toplumdan kendisini soyutlayarak yaşayan bir adamın, iç dünyasına, insanlığa, topluma dair serzenişleri, fikirleri, itiraflarını içeriyor... ikinci bölümde ise insan içine karıştığı nadir anların birinde arkadaşlarıyla yaşadığı olayları ve onlar üzerine düşündüklerini, hissettiklerini anlatıyor...

Bu kısa roman mükemmel, ben özellikle ilk bölümde yazdıklarına bayıldım, kaçırmayın mutlaka okuyun...

Yazar: Fyodor M. Dostoyevski
Çevirmen : Nihal Yalaza Taluy
Sayfa Sayısı : 140
Basım Yılı : 2016(13. Baskı) 2008(1.Baskı)
Yayınevi : T. İş Bankası

"İnsan olmak, gerçek insan, etiyle kemiğiyle insan olmak bile ağır gelir bize. Utanırız bundan, insan olmayı yüzkarası sayarız, benzeri olmayan toplumsal birtakım insanlar olmak için çabalarız. Ölü doğmuş insanlarız biz ve uzun zamandır canlı babaların çocukları değiliz, giderek daha çok hoşlanıyoruz böyle doğmuş olmaktan. Zevk duyuyoruz bundan. Çok yakın bir gelecekte bir şekilde düşüncelerden doğmanın yolunu bulacağız."


Dostoyevski'nin Gogol etkisinden kurtularak kendi sesiyle verdiği ilk büyük yapıt olan Yeraltından Notlar, Avrupa'daki büyük varoluşçu edebiyatı müjdeleyen bir roman. Kitap, okuruna "yeraltı" diye adlandırdığı bir ruh halinden seslenen kahramanın uzun, çılgınca söyleviyle başlıyor. Ardından, bu ahlakçı, uyumsuz, dürüst kişinin yaşadığı bir aşağılanma olayı anlatılıyor. Yüz elli yıldır okunan gerçek bir başyapıt.