Kayıtlar

2018 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

SUAT DERVİŞ - ÇILGIN GİBİ

Resim
Suat Derviş 1903'de İstanbul’da doğdu. Tıp profesörlerinden İsmail Derviş Bey’in kızı olan Suat Derviş, çocukluk yıllarında özel eğitim aldı. Daha sonra Kadıköy Numune Rüştiyesi’yle Bilgi Yurdu’nda eğitim hayatına devam etti. Konservatuvar eğitimi için ablasıyla birlikte Almanya’ya giderek piyano dersleri almaya başladı ve edebiyat fakültesine yazılarak felsefe derslerine yöneldi. Konservatuvar eğitimini bırakıp Almanya’daki çeşitli dergi ve gazetelerde yazmasıyla gazetecilik hayatı başladı. 1932’de Türkiye’ye döndükten sonra da Son Posta, Vatan, Cumhuriyet, Gece Postası, Yeni Ay, Tan gibi gazetelerde röpotajları, hikâyeleri, romanları yayımlanarak yazı hayatına devam etti. Reşat Fuat Baraner ile birlikte Türkiye’de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan Yeni Edebiyat Dergisi’ni yayımladı. Bu dergide kısa öyküler, fıkra ve eleştiriler yazdı. 1944 tutuklamaları sırasında eşi Reşat Fuat Baraner’i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi’ne katıldığı gerekçes…

GONÇALO M. TAVARES - JOSEPH WALSER'İN MAKİNASI ve BİR ADAM: KLAUS KLUMP

Resim
Portekiz'li yazar Tavares'in dilimize çevrilen kitapları hakkında ayrıntılı bir açıklamayı Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek romanının yorumunda yazmıştım oradan bakabilirsiniz... bu seferki kitabı bitirdikten sonra da yazarda beni çeken nedir, hala neden okumaya devam ediyorum sorularının cevabını bulamadım ama zaten yazarın tüm kitaplarını da okumuş bulunuyorum...
Bu romanda Joseph Walser'in ve Klaus Klump'un aynı yer ve savaş sırasındaki varoluş sorunlarını (durumlarını) okuyoruz, anlayabildiğim haliyle böyle... fakat bu kitaptan da hoşlandığım ve ne anlatmak istediğini tam manasıyla anladığım söylenemez...
Sonuç olarak bu kitabı sevmedim ama yazarı denemek istiyorsanız Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek'i önerebilirim sadece...
Diğer Kitaplar: Kudüs Teknik Çağında Dua Etmeyi Öğrenmek Beyefendiler

Yazar: Gonçalo M. Tavares Çevirmen: İpek Gürsoy Kutluyüksel Özgün Adı: Um Homem: Klaus Klump & A Máquina de Joseph Walser Sayfa Sayısı: 230 Basım Yılı: 2016 Yayınevi: Kırmı…

CHINA MIÉVILLE - Perdido Sokağı İstasyonu

Resim
Miéville'den uzun zamandır okumak ve özellikle de bu kitaptan başlamak istiyordum, nihayet oldu... fantastik ve bilimkurgu edebiyatta hayalgücü çok yüksek yazarların yarattığı karakterler beni hem şok ediyor hem de biraz ürkütüyor... Yeni Crobuzon denilen bu ülkede çok çeşitli canlı yaşıyor, İnsanlar, Kepriler (başı böcek kafası, kalanı kadın vücudu), Kaktüs insanlar, Garuda (kuş insanlar) Vodyanoi (amfibi canlılar), Tekraryapımlar ve başka bir sürü tür var... bu romanın başında da (yaklaşık 200 sayfa kadar) aynı şey oldu karakterler beni irkiltti, Keprilerde kaşıntı tuttu v.s. hem merakla okuyorum hem de acayip rahatsız oluyorum... tabii bu benimle ilgili bir durum yazarla veya romanla ilgisi yok, neyse ki çok ilerlemeden alıştım ve sonrası muhteşem oldu... çok güzel bir romanmış okuduğuma memnunum...
Bu roman Yeni Crobuzon serisinin ilk kitabı (diğerleri Yara ve Demir Konsey), hayali bir ülkede geçiyor, askeri diktatörlük gibi bir yönetim biçimi var, bir çok canlı korku, sefalet…

ANTONIO TABUCCHI - GİTTİKÇE GEÇ OLMAKTA

Resim
A. Tabucchi'den okumak istiyordum (bu aralar İtalyan yazarlara merak sardım), dilimize çevrilmiş epeyce eseri var ama bir türlü seçemedim... Can Yayınları indiriminde birkaç kitabına rastlayınca baktım ama yine karar veremedim ve kitaplardan birinin çevirmeninin Neyyire Gül Işık olduğunu görünce (ayrıca kitap ismi de çok etkileyiciydi) onu almaya karar verdim... talihsizlik şu ki roman dışındaki türleri pek okuyamayan ben, bile bile bir öykü kitabı seçmiş oldum... mektupları severim, okurum herhalde diye düşündüysem de olmadı maalesef... kitabın üçte birini okudum (8 öykü sadece) ama hem tür olarak bana hitap etmiyor hem de anlatılanları pek sevemedim ve zorlamamaya karar verdim... bu kitap yarım kaldı ama yazarın dili iyi, başka bir romanını denemeyi düşünüyorum, önerebileceğiniz eserleri varsa çok memnun olurum...
Yazar: Antonio Tabucchi
Çevirmen: Neyyire Gül Işık Özgün Adı: Si sta facendo sempre più tard Sayfa Sayısı: 269 Basım Yılı: 2002 Yayınevi: Can
"Romana dönüşen bu mektup…

VÉNUS KHOURY - GHATA - YEDİ TAŞ

Resim
Bu kitap Kasım 2017'de yayımlandı yazarı dikkatimi çektiği için almaya niyetlendim ama ben bunu gerçekleştirene kadar roman yeteri kadar ilgi görmemiş olacak ki Can Yayınlarının şu sıralar devam eden indirimi arasına dahil edilmiş... indirimli olması iyi bir şey belki ama bu kadar yeni bir kitabın satılmamış olması da üzücü, üstelik fevkalade güzel bir roman bu...
1937’de Beyrut’ta dünyaya gelen Lübnan asıllı Fransız şair ve yazar Vénus Khoury-Ghata ülkesinde edebiyat eğitimi aldı. İlk şiir kitabını 1966’da yayımladı. 1972’de Paris’e yerleşen yazar, Louis Aragon’un yönettiği Europe dergisinde çalıştı. İlk romanı Les inadaptés ise 1971’de yayımlandı. Çağdaş Fransız yazınının en önemli isimlerinden biri olarak kabul edilen yazar, şiir ve romanlarının yanı sıra edebiyat eleştirileri de kaleme almaktadır. 2009 yılında Académie Française’in büyük şiir ödülüne, 2011’de ise Goncourt Şiir Ödülü’ne layık görülmüşür. Yazarın özgeçmişi böyle...
Roman ise aşağıdaki arka kapak açıklamasından da …

ALMA ALEXANDER - JIN-SHEI KIZ KARDEŞLİK SIRLARI

Resim
1963 yılında Yugoslavya′da doğdu. Afrika ve İngiltere′de büyüdü ve halen yaşamakta olduğu ABD ′ye göçtü. Roman ve Öykünün yanında, kitap eleştirileri, gezi yazıları, denemeler, şiirler ve makaleler olmak üzere, edebiyatın her alanında eserler veren Alma Alexander, halen Worldweavers roman üçlemesinin ikinci ve üçüncü kitapları üzerinde çalışmaktadır. Özgeçmişini yukarıda gördüğünüz yazarın dilimize çevrilen bu tek romanını 2007 yılında okumuştum ve o zamanlar blog yazmadığım için de tanıtamamıştım... geçenlerde kitaplığımı düzenlerken buldum ve bu romanı ne kadar çok sevmiştim diye düşününce bloga koymaya karar verdim... bundan sonra da -eğer zor gelmezse- önceden okuduğum ve çok sevdiğim kitaplardan bazılarını paylaşacağım...
Kitabın konusu aşağıda detaylı anlatılıyor ona ilave bir şey yazmayacağım, yazarın çok sayıda kitabı var ama yayınevlerinden ilgilenen olmamış görünüyor, nedenini çözemedim... ben çok fantastik edebiyat okumasam da bu romanı bayıla bayıla okumuştum, çok güzel b…

KATE ATKINSON - Mahvolmuş Bir Tanrı

Resim
Bu seferki çok sevdiğim İngiliz yazar Kate Atkinson'un son kitabı, benim de yazardan okuduğum 5. roman... yazardan ilk okuduğum Hayat, Sil Baştan romanının devam kitabı gibi gözüküyor ''savaşın en çok ilgimi çeken ve en zengin malzemeyi sunduğunu düşündüğüm iki boyutunu seçtim -Almanların Londra'ya yaptıkları hava akınları ve Almanya'ya karşı stratejik bombalama seferberliği. Hayat, Sil Baştan Ursula Todd ve Londra'nın bombalanması sırasında yaşadıkları hakkında, Mahvolmuş Bir Tanrı (Bunu bir devam romanından çok 'eşlikçi' olarak düşünmeyi seviyorum) ise Ursula'nın erkek kardeşi Teddy ve onun Bombardıman Komutanlı'ğında Halifax pilotu olarak hayatı hakkında. İki roman da yalnızca savaş hakkında değil, aslına bakılırsa her iki romanda da ya silahlı çatışmaların patlak vermesine kadar ya da sonrasında bununla baş edilmesiyle uzun zaman geçiriyoruz. Yine de, hayatlarının içine işleyen şey, Ursula ve Teddy'nin savaş konusunda kişisel ve ortak d…

JAMAL MAHJOUB - Raşid'in Dürbünü

Resim
Jamal Mahjoub Sudanlı baba ile İngiliz anneden 1960'ta Londra'da doğdu. Ailesi aynı yıl önce Liverpool'a, kısa bir süre sonra da Sudan'ın başkenti Hartum'a taşındı. Mahjoub, Sudan'da İtalyan Katolik okulu Comboni Koleji'nde okudu. Daha sonra Galler'deki Atlantic College'de bir burs kazandı ve İngiltere'deki Sheffield Üniversitesi'nde jeoloji öğrenimi gördü. 1988'de Danimarka'ya taşındı, Århus'ta çevirmen ve serbest yazar olarak çalıştı. Şimdi Barcelona'da (İspanya) oturuyor. Mahjoub'un Türkçedeki ilk kitabı, 1998'de yayımlanan dördüncü romanı The Carrier oldu (Raşid'in Dürbünü, Çeviren: Güven Turan, YKY, 2003).
Yukarıda özgeçmişini gördüğünüz yazardan -bu kitaba rastlayana kadar- hiç haberdar değildim... böyle Dünya Vatandaşı gibi olan insanları çok seviyorum, tarihi bir hikaye güzel olabilir diye düşündüm... başlangıcı (50-60 sayfa kadar) çok iyiydi muhteşem bir hikaye yakaladım diye düşündüm ama orada kaldı maal…

EMMA HEALEY - HATIRLANMAYAN

Resim
Emma Healey 1985 doğumlu İngiliz bir yazar, ''Hatırlanmayan'' ile 2014 Costa İlk Roman ödülünü almış, yazdığı ilk iki romanı için süper otobiyografik kitaplardır diyor... ''Hatırlanmayan''da büyükannesinden yola çıkarak Alzheimer'lı yaşlı bir kadını anlatıyor, henüz dilimize çevrilmeyen sonraki kitabında ise kendinden hareketle ağır depresyondaki 12-13 yaşlarındaki bir kızı konu ediyor (kendisi de bu yaşlarında intihara teşebbüs etmiş)... 

Bu kitabı indirimliler arasında görünce hafif bir kitap düşüncesiyle aldım ama şaşırtıcı bir roman buldum... yazar inanılmaz başarılı, 81 yaşındaki Alzheimer'li yaşlı kadını (Maud) mükemmel tasvir etmişti, çok gerçekçi idi bayıldım...
Maud hafızasındaki boşluklarla uğraşırken kendi gibi yaşlı arkadaşı Elizabeth'in kayıp olduğunu düşünmektedir, herkese bundan bahsetse de ilgilenen yok gibidir. Hafızası gidip geliyor kızı ve torununu bazen tanıyor, bazen başkaları sanıyor, bakıcısı olmasına rağmen sık sık evde…

MİNE G. KIRIKKANAT - MADRİD

Resim
Mine Kırıkkanat'ın Yolculuklar- İzlenimler başlığı altında yayımladığı, okuduğum ikinci kitap Madrid oldu... Kırıkkanat'ın çeşitli tarihlerde yazdığı 41 adet makaleden oluşuyor, anıları da var, tarih, siyaset ve sanat konuları da... okuyun derim...
Yazar: Mine G. Kırıkkanat Sayfa Sayısı: 172 Basım Yılı: 2018 Yayınevi: Kırmızı Kedi
Eski bir sevgiliye aşk mektubu yazmak zordur.Zordur sevdanın sürdürdüğünü anlatmak,yıllarınızı ve günlerinizi paylaşmış olana.Bütün güzel sözler söylenmiş,bütün övgüler eskitilmiştir. Yenilerini bulmak kolay değildir o sözlerin. Sevgilim Madrid’e birkaç yıl aradan sonra yeniden kavuştuğum gün, sanki onu ilk kez görüyormuş gibiydim.Hiç sahtekarlık yapmama gerek kalmadan, bol bol kayboldum.Bir güzel kentin kollarında kaybolmak hoştur inanın. Mine G. Kırıkkanat Paris ve Newyork kitaplarının ardından senelerce kaldığı Madrid’e dair anılarını anlatıyor. İspanya’nın tarihi , içinden geçtiği politik süreçler kadar ateşli dansları ve boğa güreşi de sayfalarda ye…

JOSEPH CONRAD - Batılı Gözler Altında

Resim
J. Conrad'dan ilk kez iki sene önce Casus romanını okudum ve yazarın tarzına biraz gecikmeli ısındıysam da romanı sevmiştim... Conrad daha çok denizcilik konusunda yazdıkları ile biliniyor ama ben ısrarla siyasi romanlarını okuyorum... bu roman yayımlandığı 1911 yılında İngiltere'de ve diğer batı ülkelerinde hayal kırıklığı ile karşılanmış, 6 yıl sonra Rusya'da yayımlanması ile daha büyük bir ilgi görmüş, günümüzde de yazarın çok sevilen eserleri içinde yer almıyor ve bir miktar sıkıcı bulunuyormuş... hal böyle iken garip bir biçimde ben romanı çok sevdim, yazarın tarzını da bildiğim için rahatlıkla okudum ve çok keyif aldım... tabii bu romanda da konu çok ağır işliyor, olaylardan çok karakterlerin ruh durumlarına yoğunlaşıyor ve özellikle 2. bölüm biraz daha zor okunuyor... kitabı okurken Dostoyevski'ye benziyor diye düşünmüştüm, Zabel'in sonsözünde Conrad'ın hem hayran olduğu hem de itici bulduğu Dostoyevski'nin değişken yazım tarzından etkilenerek yazdığ…

HIFZI TOPUZ - Nevbahar

Resim
HıfzıTopuz'dan okumaya 1998'de Meyyale ile başladım ve Nevbahar okuduğum 10. kitabı oldu... Meyyale ve Nevbahar kendi ailesini anlattığı biyografik kurgular... Meyyale'de saraylı olan büyük anneannesini, Nevbahar'da ise anne ve babasını, dönemin olaylarıyla birlikte anlatıyor... Nevbahar romanında anne ve babasının ismini değiştirmiş onun dışındaki kişiler gerçek isimleri ile yer alıyor, aile büyüklerinden kendisine kalan çok sayıda mektup, evraktan bu romanı kurgulamış... ben Hıfzı Topuz romanlarını seviyorum, size de okuyun derim...
Yazar: Hıfzı Topuz Sayfa Sayısı: 183 Basım Yılı: 2018 Yayınevi: Remzi Kitabevi
"Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Uzanan Çalkantılı Yıllarda Bir Aile Öyküsü"
Üst üste birçok baskı yapan Meyyale romanının ardından ailenin sonraki kuşaklarını Nevbahar’da anlatan Hıfzı Topuz, bu kez Osmanlı’nın çöküşünden 1950’lere kadar uzanan bir panorama çiziyor. Savaşlar, sürgünler, evlilikler, aşklar ve bağımsızlık mücadelesinin gizli kahramanları..

ANDREA CAMILLERI - Unvansız Maktul

Resim
Andera Camilleri 1925 doğumlu, halen yazarlık hayatına devam eden Sicilya'lı yazar ve yönetmen; kitabı gördüğümde bana çok inanılmaz geldi o yüzden aldım... iyi bir roman bulacağımı düşünmüştüm, fazlası varmış, mükemmel bir roman bu... Camilleri ''Vigata ağzı'' denilen bir Sicilya lehçesi ile yazıyormuş, İtalyanlar için bile okunması zor olan bir metin olduğunu Neyyire Gül Işık'ın sunuş yazısından öğreniyoruz... Neyyire Hanım, normal çevirinin zorluklarına ek olarak böyle bir metni çevirmenin güçlüğünden de bahsediyor ama hemen başlangıçta yazayım çok iyi bir çeviriydi, yazarın eğlendiren üslubunu hissettim ve çok sevdim...
Camilleri’nin anlatım tekniğinde sürükleyicilik öğesi önde gelir: Suya atılan bir taş gibi, ilkin esrarlı bir olaya, genellikle bir cinayete odaklanır; oradan yola çıkar, sonra onu bir gerilim öyküsü biçiminde, suda halkalar gibi genişletir, genişletir, adli vaka giderek zenginleşir, bir toplumsal olgu biçiminde gelişir; yazar kalemini bir s…

REBECCA GABLE - KADERİN CİLVESİ KISIM II

Resim
Kaderin Cilvesi romanı aslında tek bir kitap sadece çok kalın olmasın diye ikiye bölmüşler ve bu ikinci kısım... ilk kitapta Robin'in hayatı yani kurgu bölüm ağırlıkta iken ikincisinde 1376-1399 yılları arasındaki İngiliz tarihi, güç ve iktidar mücadeleleri anlatılıyor daha çok... Kral III. Edward ölmüş yerine torunu II. Richard geçmiştir, yeni kralın yaşının küçüklüğünün yanı sıra entrikacı ve güvenilmez karakteri nedeniyle de iktidar savaşı kızışmıştır... amcası Lancester'li John Gaunt'un desteğine rağmen Kral II.Richard sürekli ülkeyi ve işleri karıştırmaktadır... roman bu minvalde ilerliyor, o dönem İngiliz tarihi kitabın konusunu oluşturuyor, bana biraz Lancester Hanedanı'ndan taraf yazılmış gibi geldiyse de bu konuda pek bir şey bilmiyorum doğru da olabilir...
İlk kitap gibi bu da akıcı yazılmış, rahat okunuyor sadece yayınevi çok kötü bir not aldı çünkü neredeyse her sayfada bir yazım hatası vardı ve o kadar çoktu ki bir noktadan sonra keyfiniz kaçıyor... sanki …