Kayıtlar

KATE MORTON - SIR MUHAFIZI

Resim
Sır Muhafızı'nı sudan kitaplar kategorisinden almıştım, arada rahatlamak için okuyup geçeceğim bir tür, bu tip kitapları bloga yazmıyorum bile... fakat bu roman beklediğimden iyi çıktı ve tanıtayım dedim... Kate Morton; 1976 doğumlu, Queensland Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı'nı bitirmiş Avustralya'lı bir yazarmış, dilimize çevrilmiş birkaç kitabı daha var ama ben ilk kez karşılaşıyorum... Hikaye; geçmişte (çoğunlukla 1941 ve 1961'de) ve günümüzde (2011'de) geçiyor, bir o zamana bir bugüne gidip geliyoruz... 1961'de bir gün: 5 çocuk annesi Dorothy, eşi ve çocuklarıyla kırsalda bir çiftlikte, sıradan mutlu hayatını sürdürmektedir, 16 yaşındaki en büyük kızı Laurel ergen halleriyle ailesinden uzaklaşmak ve Londra'da tiyatro okuluna gitme hayalleri kurmaktadır... Laurel ağaç evde otururken yabancı bir adamın evlerine yaklaştığını görür, adam annesine ismi ile seslenir ve annesinin çok korktuğunu fark eder, tam o sırada annesi elindeki ...

VOLKER KUTSCHER - Islak Balık Gereon Rath'ın İlk Vakası

Resim
1962 doğumlu olan Volker Kutscher, Alman dili ve edebiyatı, felsefe ve tarih öğrenimi gördü. Gazetecilik yaptı. İlk polisiye romanını 1995’te Christian Schnalke’yle beraber yazdı, bunu biri yine aynı yazarla ortak olmak üzere iki roman daha izledi. Tanınmasını sağlayan, 2007’de çıkan Islak Balık oldu. Islak Balık 2017’de (Cem Sey çevirisi), bu kitabın kahramanı Gereon Rath’ın ikinci vakasını ele alan Sessiz Ölüm ise 2018’de (Gülçin Wilhelm çevirisi) İletişim tarafından yayımlandı. Gereon Rath’ın “vakalarına” dayanarak çekilen Babylon Berlin adlı dizi, dünya çapında ün kazandı. Serbest yazar olarak Köln’de yaşıyor. Siyasi polisiye konusunda çok sevdiğim Wolfang Schorlau 'dan sonra yukarıda özgeçmişini gördüğünüz V. Kutscher'in kitaplarını görünce, bu sefer de tarihi bir siyasi polisiye bulurum umuduyla Islak Balık'ı okudum... Hikaye 28 Nisan 1929'da Berlin'de başlıyor, I. Dünya Savaşı sonrası çok karışık bir dönem; bir yanda Nazilerin yükselişi hız kazanıyor,...

PERA MÜZESİ - Mürekkepten Sergisi

Resim
Bugün bir arkadaşımla Pera Müzesi'nde Çin Güncel Sanatına dair Mürekkepten sergisine gittik. Çok değişik ve hoştu. Aşağıya hem serginin tanıtım yazısını hem de birkaç eseri ekliyorum. Vaktiniz varsa gidip görün derim. Mürekkepten Çin Güncel Sanatından Yorumlamalar 11 Nisan - 28 Temmuz 2019 Mürekkep resim geleneğinin farklı yorumlarına odaklanan  Mürekkepten:   Çin Güncel Sanatından Yorumlamalar  sergisi, çalışmalarını Çin’de sürdüren 13 sanatçının yapıtlarını bir araya getiriyor. Sanatçıların sergide yer alan çalışmaları, kâğıt, fırça ve mürekkep gibi geleneksel malzemelerin kullanımından öte mürekkebin kültürel ruhunu taşıyor. Çalışma pratiklerindeki deneysel formlar, sanatçıların günümüz kültürel bağlamında mürekkep geleneğini nasıl yeniden ele aldığını ve bu güçlü geleneği nasıl zenginleştirdiğini vurguluyor.  Küratörlüğünü Karen Smith’in yaptığı sergideki yapıtlar, manzaralar, doğal formlar, doğadan alınmış tekil veya karşılaşt...

NİKOLAY VASİLYEVİÇ GOGOL - ÖLÜ CANLAR

Resim
Gogol'den Taras Bulba'yı çok severek okumuştum, ilk cildi 1842'de yayımlanan Ölü Canlar'ı da ne zamandır okumak istiyordum ama sanki çok kasvetliymiş gibi geliyordu bir türlü başlayamıyordum... ne büyük yanılgıymış, ne muhteşem bir romanmış, ne mükemmel çeviriymiş anlatamam... ''Manik, depresif psikoz'' diye adlandırılan bir hastalığı vardı Gogol'ün; hayatı boyunca çekti büyük yazar bu hastalıktan. Manik durumdayken müthiş enerjik oluyordu; sanat gücü, yaratıcı düşünceleri doruğa ulaşıyordu. Ama sarkaç öbür tarafa geçtiğinde her şey kararıyordu. (........) Yazar, ilk krizini 1840 yılında 31 yaşındayken Roma'da yaşadı. (.......) Son krizini 1851 yılı Aralık ayı ile 1852 yılının Ocak ve Şubat aylarında yaşadı. İki gün boyunca ağzına tek lokma bir şey koymadan, kutsal tasvirlerin önünde diz çökmüş olarak durdu. Üzerinde uzun süredir çalıştığı büyük romanı Ölü Canlar 'ın ikinci cildi kendisini dehşetli rahatsız ediyordu. İlk cildinde bir...

JULIAN BARNES - Bir Son Duygusu

Resim
J. Barnes'dan 2016'da Zamanın Gürültüsü 'nü okumuş çok beğenmiştim, o yüzden başka bir kitap daha okumak istedim ve Bir Son Duygusu'nu seçtim... bu kitabı alalı çok oluyor, ilk denememde; 3-5 sayfa okuduktan sonra hiç bana hitap etmiyor gibi gelmişti ama herhalde zamanlamam doğru değil diye düşünmüştüm... şimdi okuyup bitirdikten sonraki sonuç yine aynı, zamanlama ile alakası yok romanı hiç sevmedim, ilk duygum doğruymuş... Tony Webster'in (belki de yazarın kendisinin) varoluş sorunlarından bana daral geldi, basit haliyle yazarsam gençken ben kimdim? 60 yaşında kimim? diye diye sonuna geldik... yaklaşık 50 sayfayı merak ederek okudum gerisini ise bitirmek için, neyse ki çok kısa bir kitaptı... nihayetinde ödüllü, sevilen bir roman, deneyip kararınızı kendiniz verin derim...   Yazar: Julian Barnes Çevirmen : Serdar Rifat Kırkoğlu Özgün Adı: A Sense of an Ending Say fa Sayısı : 150 Basım Yılı : 2013 (2. Baskı) Yayınevi : Ayrıntı Bir Son Duygu...

WOLFGANG SCHORLAU - Kavuran Soğuk

Resim
Yine çok etkileyici bir Wolfgang Schorlau kitabı ile buradayım, aşağıda gördüğünüz üzere Dedektif Dengler savaştan dönmüş bir askeri arıyor ama asıl anlatılan; A.B.D'nin peşine takılan Almanların (diğer Avrupa ülkelerini de ekleyebilirsiniz) Afganistan'da (Irak, Suriye v.b.) emperyalizmin, silah sanayinin hedefleri doğrultusunda Cenevre Sözleşmesi vs. dikkate alınmayarak yaptıkları vahşeti ve yeni geliştirdikleri silahların sivil halk üzerinde denemelerini anlatıyor... '' Collateral damage ; istenmeyen sivil zayiat. Bu kavram ancak güldürebilir beni. Amerikan hava kuvvetlerinin sivil hedeflere sayısız saldırısını bizzat gördüm: Okullar, normal evler, hastahaneler... Çatısına iki tane devasa kızıl haç boyanmış Kabul Hastahanesi de dahil olmak üzere. Kimse onu yanlışlıkla vuracak kadar kötü nişancı olamaz. Sivil hedeflerin vurulduğu bu tür saldırılarda, yakınlarda askeri bir hedef aradım; yoktu. Bir süre sonra kafama dank etti. Eğer 500 metre yarıçapında bir daire içind...

FRANCESCA HAIG - Kemik Haritası

Resim
ATEŞ VAAZI 2. KİTAP Serinin ilk kitabında kahin Cass'ın ikizi Zach'dan kaçarak Ada'yı bulmaya çalışmasını ve Omegaların direnişe başlamalarını görmüştük...  Ateş Vaazı serisinde patlamadan dörtyüz yıl sonrası anlatılıyor, ilk başlarda sağ kalan insanlar başlarına gelen nedeniyle makinelerden/teknolojiden o kadar nefret ediyorlar ki geride kalan tüm makine, alet vs. imha ediyorlar ve tam bir ortaçağ koşullarında yaşıyorlar, basit aletlerle tarım yapıp, atlarla ulaşım sağlıyor, mum ışığında oturuyorlar... Meclis'de teknolojiyi, önceki dünyayı konuşmayı, araştırmayı vs. tabu olarak sayıp yasaklıyor, halkın da bir itirazı yok hatta onların isteği de bu... fakat Meclis'in bazı üyeleri (Zach'da bunların başında geliyor) halka duyurmadan bazı araştırmalar yapıyor, elektriği kullanıyor, birtakım makineleri yeniden yapıyor... Cass ikizinin yaptıklarını keşfediyor, bunları Omegalara karşı kullanacağını biliyor ve direnişteki Omega arkadaşları ile Zach'ı durd...