22 Ocak 2015 Perşembe

KATHARINE BURDEKIN - SWASTIKA GECELERİ

Bu roman geçen senenin öne çıkan kitaplarından, hem distopya hemde konuyu kadınlar üzerinden anlatıyor olunca hemen aldım ama ancak okuyabildim... roman 1937’de yazılmış, bir süre unutulmuş, 1980’de yeniden keşfedilmiş ve distopyanın önde gelen kitaplarından sayılıyor... Hitler’in (diğer tarafta da Japonların) savaşı kazandığı, aradan geçen 700 yılda tüm dünyanın bu ikisi arasında paylaşıldığı tam bir faşist yönetimi anlatıyor ‘’Düşünce özgürlüğünün olmadığı yerde onur da yoktur’’

Roman hakikaten başarılı bir distopya ama diğerlerinden ayrılan noktası kadınlarla ilgili kurgulaması‘’Kadının İndirgenmesi’ni kabul ettiler. Alman erkekleri tarafından düşünülerek planlanmış, kasıtlı bir şeydi bu. Kadınlar daima erkeklerin istedikleri gibi olacaklardı: iradesi olmayan, karakteri ve ruhu olmayan, sadece erkeklerin yansıması olan canlılar.’’
Hitler’in ezmeye çalıştığı o kadar çok kesim var ki yazarın onlar arasından kadınları seçmesi ve saptadığı olgular bana çok ilginç geldi’’Almanlar kadınları, kendi iradeleriyle var olamayacak hale getirdiler ve insan ırkının yeryüzünden silinmesine sebep oldular. Erkekler intihar ediyor ama cesaretsizlikleri tamamen bilinçsiz olan kadınlar da hiç doğmuyorlar’’
Şu an çok başlangıç aşamasında olsa da ülkemizde kadınların bu kitaptakine benzer bir distopyaya sürüklendiklerini düşündüm’’O zavallı dişi ahmaklar, erkeklerin onlara dayattığı şeyleri neşeyle ve canı gönülden yaparlarsa, erkeklerin bir şekilde mantıklı davranmaya başlayıp onları sevmeye devam edeceklerini sandılar. Ama sevginin öldürülmesine yardım ettiklerini göremediler.’’

Ben bu romanı çok beğendim özellikle bu türe ilgi duyanların mutlaka okuması gereken bir kitap... bu yeni düzenin hıristiyanlıkla, yahudilikle, demokrasiyle olan karşılaştırmaları da konu içinde yer alıyor ama en çarpıcı yönü kadınların durumuydu (hatta bana göre yalnızca o açıdan devam etseydi daha da iyi olabilirdi)... ve sonuç olarak eğer bir cinsi yok etmeye çalışırsanız tüm insanlığı yok olmaya mahkum edersiniz gibi bir önermeye ulaşıyordu ki çok doğru bir saptama diye düşündüm... ilginizi çekiyorsa okuyun derim...

Yazar:  Katharine Burdekin  
Çevirmen: Mehtap Gün Ayral
Sayfa Sayısı : 232
Basım Yılı : 2014
Yayınevi : Encore

Modern toplumlarımızın günden güne totaliter rejimlere doğru kaydığı, filozof Slavoj Zizek'in dediği gibi kapitalizmle demokrasi arasındaki sonsuz evliliğin bittiği bir dönemde hepimizin kafasını kurcalayan şey nasıl bir geleceğin bizi beklediği. Eğer insanlık bu gelecekten işaretleri okuyamayıp bu geleceği değiştiremediği takdirde Katharine Burdekin'in 80 yıl önce kurguladığı faşist bir dünya olabilir mi bizi bekleyen?

Şiddet ve hainliğin erkeklere statü kazandırdığı, kadınların damızlık hayvan vasfına indirgendiği bu dünyada herkesin ortaklaşa taptığı tek bir şey vardır: LİDER 

1937'de Hitler henüz yaşarken yazılan bu roman, uzun süre unutulmuş ancak 1980'lerde tekrar gündeme gelmişti. "1984" ve "Cesur Yeni Dünya" gibi büyük distopik romanların arasında yer alan Swastika Geceleri en önemli feminist eserlerden biri olarak görülmektedir. Önsözden alıntılarsak:

"Burdekin Swastika Geceleri'inde yedi yüz yıllık Nazi hegemonyasının ardından bir Avrupa hayal ederken, faşizmin tehlikeleri hakkında uyarıda bulunmaktan daha fazlasını yapıyordu. Burdekin'in kitabı, faşizm analizlerini, Hitler ve onun döneminin özelliklerinin ötesine geçerek ifade etmesi açısından önem taşımaktadır. Faşizmin erkek hegemonyasının olağan gerçekliğinden, cinsiyet rolleri açısından erkek ve kadınları kutuplaştıran bir gerçeklikten nitelik olarak değil, nicelik olarak farklı olduğunu iddia eden Burdekin, davranışın "eril" ve "dişil" şekillerini hicvetmektedir. Bu açıdan Nazi ideolojisi, "erkeklik kültünün" en uç noktaya ulaşmış halidir. Erkeklik kültüne karşı öne sürülen güçlü argumanların yanı sıra bu bağlantı, Burdekin'in kitabını 1930 ve 1940'larda yazılmış diğer pek çok anti faşist karşı ütopya kitabından ayırır."

10 Ocak 2015 Cumartesi

STEFAN ZWEIG - MERHAMET

Son zamanlarda Zweig’den hep biyografi okudum, o nedenle kurgularının tadını özlemişim... bu romanda önceden okuduklarımı aratmıyor, mükemmel yazılmış, insanı o ana ve ortama götürüp sizi karakterlerle birlikte yaşatıyor... ayrıca bana daha önce okuduğum üç kitabı hatırlattı, I. Dünya Savaşı öncesi Avusturya’sında bir teğmenin hayatı ve toplumun değerleri sebebiyle ‘’Joseph Roth’un Radetzky Marşı’’nı,  duygusal davranışlarla (hezeyanlar) da ‘’Goethe’nin Gönül Yakınlıkları ve Genç Werther’in Acıları’’nı... 

Kitabı bitirdiğimde de bir atasözünü hatırladım ‘’merhametten maraz doğar’’ ... bu söz bana doğru gelmezdi, daha çok insani davranışlardan kaçınmak için uydurulmuş diye düşünürdüm ama bu romanı okuduktan sonra doğru hakikaten diye düşündüm... tabii bu kurgu bir eser ama anlatılanlar olmayacak şeyler değil... gerçi gençlikten kaynaklanan tecrübesizlik, bir miktar aptallık da vardı ama ana duygu merhamet...  konu ise bir teğmenin, bulunduğu yöredeki varlıklı bir adamın genç kızı ile kurduğu, bir yanlış anlamayla başlayarak yardım etme güdüsüyle devam eden, bir türlü kendini kurtaramadığı sonunda da tam bir yanlışlıklar silsilesine yol açan ilişkisini anlatıyor... merhametin sonuçları iki kutuplu anlatılmış, teğmen tarafında daha az fedakarlık daha çok hata olarak, ailenin doktoru bağlamında ise daha çok fedakarlık daha çok kazanım olarak...

Ben kitabı sevdim sadece duygusal yoğunluk bana biraz fazla geldi o yüzden de Goethe’yi hatırladım onda da aynı şeyi hissediyorum... sürükleyici bir roman, hem insan ilişkilerini, hem de  20. yüzyılın başlangıç yıllarında toplumun değer yargılarını çok güzel aktarıyor okumanızı öneririm...

Not: Kitap yayınevlerince çeşitli isimlerle basılmış, bundan başka Sabırsız Yürek ve Acımak olarak da bu kitaba rastlayabilirsiniz onu da hatırlatmak istedim...

Yazar:  Stefan Zweig  
Çevirmen: Deniz Banoğlu
Sayfa Sayısı :400
Basım Yılı : 2013
Yayınevi : Yordam Kitap

Katıldığı neşeli bir davette ilk kez gördüğü güzel Edith'i dansa kaldırmak isteyen genç teğmen Hofmiller, kızın narin bedeninin hıçkırıklarla sarsıldığını görünce donup kalır. Edith ve ailesi ile ilgili, o davetteki hemen herkesin bildiği ama toy teğmenin bilmediği bazı sırlar vardır. 

Stefan Zweig'ın sürgün yıllarında kaleme aldığı son birkaç yapıtından biri olan Merhamet, yanlışlıkla başlayıp pişmanlıkla sona eren bir trajedi. Zweig, merhamet duygusunun yaratıcılığı ve yok ediciliği üzerine düşünmeye çağırıyor okurlarını. Çünkü bu dünyada "vicdan hatırladıkça, hiçbir suç unutulmaz".

Yordam Kitap, Avrupa'nın 20. yüzyılda yetiştirdiği en büyük yazarlardan Stefan Zweig'ın en önemli yapıtlarından oluşan seçkiyi okurlarına kıvançla sunuyor. Behçet Necatigil, Tahsin Yücel, Salâh Birsel, Hamdi Varoğlu, Ali Avni Öneş, Deniz Banoğlu gibi usta edebiyatçı çevirmenlerimizin yarattığı dil lezzetiyle...

4 Ocak 2015 Pazar

MARTIN CRUZ SMITH - KUTUP YILDIZI

Bu kitabı indirimliler bölümünden aldım, ilgimi çeken ise Sovyet gemisi, Partiden ihraç edilmiş dedektif, Sibirya, Alaska, Kutup Yıldızıydı... yaşasın soğuk diye düşündüm ve okuma zamanlamam da çok iyi denk geldi... türü cazip değildi ama polisiye de iyi çıkar diye umdum... beklediğim gibi de oldu, güzel bir romanmış...

Kitap 1989 yılında yazılmış (hikaye de hemen hemen o tarihlerde geçiyor), yazarı ABD’li ama Sovyetler Birliği’nin neredeyse dağılma dönemindeki bir tarihte Sovyet balık işleme gemisi ile Amerikan trol gemilerinde geçen bir hikaye kurgulamış... yazar oldukça tarafsız yazmışsa da (ki tamamına yakınında Sovyetleri anlatıyor) ben keşke bir Rus yazsaydı diye düşündüm o ayrı...

Her ne kadar romanı polisiye diye etiketlemişsem de bu ana hikaye değil, evet bir cinayet var onu çözmek isteyen bir dedektifte var ama bu roman aslında bir Soğuk Savaş, Sovyet düzeni, parti politikaları, casusluk, kaçakçılık, denizcilik, balıkçılık hikayesi... yazarın tasvirleri çok iyi, konu Kuzey Kutbuna yakın yerlerde (hatta sonuna doğru buzu kırarak ilerliyorlar) ve gemilerde geçiyor, hem o soğuğu, hem gemilerdeki ortamı, hem de trol balıkçılığını gözümün önünde canlandırabildim bu konuda çok başarılıydı... arada oturmayan cümleler vardı ama çeviride mi sorun, yazarda mı tam anlayamadım, Renko'nun işinden kovulmasına yol açan olayları da muallakta bıraktı ki ben en çok onu merak etmiştim...

Sonuç olarak bu kış günlerine yakışıyor ve ben romanı sevdim, okumanızı öneririm...

Yazar:  Martin Cruz Smith  
Çevirmen: Giray Türkmen
Sayfa Sayısı :488
Basım Yılı : 2012
Yayınevi : Epsilon

Volovoi önündeki kâğıttan okumaya devam etti. "Renko." Sanki bir problemin çözümü için ısınmaya çalışıyormuş gibi görünüyordu. "Baş dedektifken kovulmuş. Parti'den ihraç edilmiş. Psikiyatrik rehabilitasyon görmüş. Kaptanın elindeki dosyanın aynısından bende de olduğunu tahmin ediyorsundur. Ardından da Rusya'nın doğu bölgesinde çalışmaya gönderilmişsin. Sibirya'ya."

Arkady Renko, buz gibi sularda avlanan trol gemilerine Sibirya'dan Alaska'ya kadar eşlik eden Sovyet gemisi Kutup Yıldızı'na sürülmüştür. 

Artık ikinci sınıf bir denizci olan Renko, geçmişinden haberdar olanların gölgesinde yaşamaya mahkûmdur.

Dedektif eskisi birden, özgürlüğünü kazanmak için bir şans yakalar; kasvetli ve son derece gizemli bir ölümü araştırma görevini üstlenir...

"Martin Cruz Smith, önde gelen polisiye yazarlarının hepsinden çok daha yaratıcı romanlar yazıyor" 
Washington Post

"Olağanüstü... okuyucu kitabın sonuna kadar tahminlerde bulunmaya devam edecek"
Evening Standard