Kayıtlar

KİTAP FUARINDAN ALINANLAR

Resim
Aslında ben Kitap Fuarı için ayrı yazı yazmıyordum, tanıtacağım bir kitabın sonuna ekliyordum şimdiye kadar... bu kez elimdeki kitabı bitirmem biraz uzun sürecekmiş gibi o yüzden aldıklarımı gecikmeden paylaşayım dedim...
Kocaman bir liste ile gittim ama on taneden fazla almayı planlamıyordum, eve geldiğimde ise onüç tane olduğunu gördüm... sayı önemli çünkü artık evde okunmayı bekleyen dağlar olmasını istemiyorum, bekleyenleri onsekiz taneye düşürmüştüm şimdi yeniden otuzbir oldu, gerçi altmışlık bir stoğu yıllar yılı taşımıştım bu sayı yine de kabul edilebilir geldi...


Ayrıntı Yayınlarından; çok sevdiğim bilimkurgu yazarı Kim Stanley Robinson'un yeni kitabı Lucky Strike'ı (bu yazarın okuyacağım 4. kitabı olacak hepsi farklı farklı yayınevlerinden çıktı buna ayrıca sinir oluyorum ) ve ilk kez okuyacağım Danimarkalı yazar Christian Jungersen'in Kayboluyorsun romanını aldım... 


İletişim Yayınevinden; Mehmet Eroğlu'nunIssızlığın Ortası romanı çok sevmiştim onun devamı olan …

YILMAZ ÖZDİL - MUSTAFA KEMAL

Resim
Kemalizm kuramcılarından biri olan Şevket Süreyya Aydemir, Mustafa Kemal'i şu nitelikleriyle tasvir ediyordu: ''Heyecan adamı değil mantık adamıydı. Keskin ileri görüşlüydü. Analiz yeteneği, yön tayin etme gücü müthişti. Dar ve donmuş kalıplara hapsolmadı; ölü geçmişi, yani geçmişin ölmüş değerlerini gelenek olarak kabul etmedi. Bütün icraatlarında meşruluk duygusu hâkimdi. Gerçekçi bir hümanistti. Macera adamı değildi. Yaşamı şırıl şırıl akan bir su gibi sessiz sedasız geçmedi. Umutlar, hayaller, hayal kırıklıkları, savaşlar, devrimler, zaferler, yenilgiler ve hâlâ sürüp giden inkârlar, onun serüvenini dokuyan ilmikler, düğümler gibiydi. Ne evi ne yeri ne kendini anlayan bir eşi ne çevresinde oynaşan çocukları oldu. 'Özgürlüğümü hayatım boyunca korudum, yaşamımı ne evime ne yakınlarıma hatta ne de anama bağladım' sözleri onundur. Bağlantısı sadece kendisiyleydi. Asıl yurdu, kendi iç dünyasıydı. Yalnızlığı zaferleri kadar derindi. Hüznünü zaman zaman kendisine bile itiraf etmez…

FYODOR MİHAYLOVİÇ DOSTOYEVSKİ - BUDALA

Resim
Dostoyevski'yi çok severim en son geçen sene Yeraltından Notlar'ı okumuştum... ''Budala'' ise epeydir bekliyordu (sanırım kalınlığı biraz gözümü korkutuyordu), zamanı gelmiş olacak ki elime alıp okumaya başladım ve bir dahada bırakamadım... çok çok sevdim bu romanı da... Dostoyevski'nin kendi hayatından epeyce iz taşıyor (sara hastalığı başta olmak üzere idama mahkum olan birinin o son anda ne hissettiğine ilişkin anlatılanlar gibi), çok sayıda ilginç karakterleri ile insan doğasını/davranışlarını inceliyor, bu arada Rus toplumuna dair görüşlerini de belirtiyordu...
''Birileri sizin bir budala olduğunuzu söylediğinde kabul etmiyorum bunu, hatta nefretle karşılıyorum... Böyle bir nitelendirme için fazlasıyla akıllısınız; ama kabul edersiniz ki, öteki insanlara benzemeyecek kadar da tuhaf birisiniz. Sizi anlıyorum, durumunuzun temel nedeni, Tanrı vergisi deneyimsizliğiniz (bu ''Tanrı vergisi'' sözcüğüne dikkatinizi çekerim prens), sonra…

DAVID BORATAV - Kaçağın Portresi

Resim
Reims’li bir anne ve Ankaralı bir babanın oğlu olan Boratav, Paris’te doğdu. Fransa’da Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü ve Strasbourg Hukuk Fakültesi’ni, İngiltere’de ise Leeds Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Paris, Londra ve New York’ta yaşadı. Paris ve Brüksel’de AB Parlamentosu’nda, Londra’da BBC World Service’te, New York’ta Birleşmiş Milletler’de görev yaptı. Çevirmen ve edebiyat eleştirmeni olarak çalışan Boratav aynı zamanda Chronicart dergisinin düzenli yazarlarındandır. Eylül 2009’da Fransa’da yayımlanan Beyoğlu’nda Fısıltılar yazarın ilk romanıdır ve bu kitapla Gironde Yeni Yazarlar Ödülü’ne layık görülmüştür. İkinci romanı Kaçağın Portresi, 2016’da yayımlandı.
Yukarıda özgeçmişini gördüğünüz yazarı tanımıyordum bu romanı almama sebep olan ise arka kapak açıklaması idi... açıkçası güzel ve farklı bir hikaye çıkacağını ummuştum ama öyle olmadı maalesef... kitabı sevmedim, daha doğrusu bana çok lüzumsuz geldi, çok zaman harcamadım (kolay okunuyor) ama okusanız da olur, okumasanız …

ÖMER F. OYAL - Gecelerin En Güzeli

Resim
Ömer F. Oyal bildiğim bir yazar değildi, bu kitabı YKY'nin sitesinde gördüm ve eski Türk hikayelerini severim diye aldım... caday taşı efsanesi, geçmişi ve bugünü iç içe geçirdiği bir konusu var...
Cemal evli, bir çocuklu bir bankacı, bir kış günü işe giderken kafasında bir uğultu, orman görüntüleri ve farklı bir lehçede öztürkçe sözler mırıldanarak kendinden geçer... önce bu duruma pek anlam veremez, aynı şeyler artarak devam etmeye başlayınca söylediği özürkçe kelimelerin ne anlama geldiğini sormak için öğrencilik günlerinden tanıdığı Türkoloji Bölümünde hoca olan Osman'a başvurur... ki zamanında Cemal solcu, Osman ülkücü olduğundan birbirlerinden de pek hazetmemektedirler... Osman zaten hayatını efsanelere vakfettiği için Cemal'i sevmese de konu ile çok ilgilenir ve olaylar bu minval üzerinde devam eder... çok eski tarihlerde ise mavi damarlı, yağmur yağdırmakta kullanılan gizemli bir taş, elden ele nesilden nesile aktarılmaktadır, konu geçmiş ve bugün arasında ilerler..…

HONORÉ DE BALZAC - VADİDEKİ ZAMBAK

Resim
Édouard Toudouze'un illüstrasyonu

Balzac beni çok zorluyor, bir türlü tempo tutturamıyorum, istediğim hızda okuyamıyorum, beklediğim zevki alamıyorum filan, durum kötü... 2014'de Louis Lambert'i okumuştum felsefi bir metindi ondan herhalde diye düşündüm... Vadideki Zambak ise İnsanlık Komedyası’nın Töre İncelemesi ayağında Taşra Yaşamından Sahneler başlığı altında yer alıyormuş ve konusu aşk, dolayısıyla ne kadar zor olabilirdi ki? Tabii o sanatsal cümleleri görünce yine aynı şey oldu ve beklediğimden çok uzun sürede okudum... bu seferki tek fark romanı sevdim, sonunu (Natalie'nin mektubunu) daha çok sevdim... sonuçta bir klasik okuyun derim...
Yazar: Honoré de Balzac Çevirmen: Tahsin Yücel Özgün Adı: Le Lys dans la vallée Sayfa Sayısı: 330 Basım Yılı: 2014 (8. Baskı) 1990(1. Baskı) Yayınevi: Can

Vadideki Zambak, ilk yayımlanışında (1836) beklenen ilgiyi görmemiş, Balzac'ın en az satan kitaplarından b…

STEPHEN KING - KARA KULE SİLAHŞOR

Resim
KARA KULE - I

S. King'den hiç okumadım, oldum olası sevmeyecekmişim gibi gelir ve okumaya hiç yeltenmezdim (hiçbir nedeni yok sadece önsezi galiba)... bir yandan da herkes çok seviyor, övgü üstüne övgü alıyor denesem mi acaba diye düşünüyorum...
Kara Kule serisini (toplam 8 kitap) oğlum lisedeyken okumuş ve çok sevmişti, kitaplıkta öylece duruyor, ilk kitabı okuyayım seversem devam ederim, hem de yazara başlangıç olur dedim... ki yanlış kararmış (ilk hissiyatım doğruymuş), kitabı hiç sevmedim, ancak 100 sayfa dayanabildim ve nasılsa seriye devam etmeyeceğim bunu da zorlamaya gerek yok diye bıraktım...
Konu hiç ilgimi çekmedi, heyecanlı ve sürükleyici bir hikayedir diye düşünmüştüm kasvetli, ağır işleyen, iblisler, şeytanlar, ölüler, rahipler vs. benim okumaktan hiç hoşlanmadığım karakterlerle dolu bir öykü buldum... velhasıl bana hiç uymadı, yazarla da ilişkimiz başlamadan bitti...
NOT: Haksızlık olmaması adına biraz gecikmeli de olsa birkaç hususu belirtmek istiyorum. Öncelikle ben…