Kayıtlar

Yarım Bırakılanlar etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

MATILDE ASENSI - KOSTANTİN MÜHRÜ

Resim
Şimdi bu kitap hakkında ne desem bilmiyorum; anlatacak çok şey var ama hem hiçbir şey anlatasım yok hem de romanı yarım bıraktım bu her şeyi açıklıyor zaten... Kitabı kütüphaneden aldım, arka kapakta yazan Da Vinci Şifresi ifadesi beni yanılttı, zaman geçirmek için iyi olur, kafam dağılır ne güzel diyerek okumaya başladım... konu itibariyle Da Vinci Şifresine benziyor ama ondaki akıcılık ve sizi peşinden sürükleme kabiliyeti kesinlikle yok... bu daha çok Hristiyanlıkla ilgili ne varsa milimetresine (veya en küçük birim neyse ona göre) inceleme yapılmış ve tamamı kitaba istiflenmiş, hikayenin içerisine işlenmiş gibi gözüküyor... uzun uzun her türlü dini motifi anlatıyor da anlatıyor, sıkıntıdan baygınlık geçirdim... Ayrıca Dante'in İlahi Komedyası'nın Araf bölümü de paragraf paragraf yazılıyor, açıklaması yapılıyor vs.vs. çünkü bu Araf bölümü ile kitabın kahramanları olan 3 kişi bir gizli tarikatın sınavından geçiyorlar, şehirden şehire geziyorlar, ciddi ciddi yaralanıyorlar,...

MATHIAS ÉNARD - Pusula

Resim
Mathias Énard'dan hangi kitabı okuyacağım diye epeyce fikir değiştirdim sonunda - biraz Goncourt Ödülünün de etkisiyle-  Pusula'da karar kıldım, arka kapağa baktığımda çok seveceğim bir roman olacağını düşünüyordum ama olmadı maalesef... sevmeyi bırakın okumayı bile beceremedim 100 sayfa kadar dayanabildim ve bıraktım... yazarın tarzını (zaman zaman da çeviriyi) hiç sevemedim , bir okuma ritmi tutturamadım, yazarın tüm bilgisini içine bocaladığı karmakarışık bir metin gibi geldi, bana hiç hitap etmedi, buraya ne yazacağımı bile bilemedim... belki sonra yazarın başka bir kitabını denerim ama şimdilik bu kalıyor... başkaları ne demiş diye şöyle bir baktım, okuduğum birçok incelemede herkes bayılmış, çok çok sevmişler, yine bilemedim:)) durum bundan ibaret...  Yazar: Mathias Énard Çevirmen : Ebru Erbaş Özgün Adı: Boussole Sayfa Sayısı : 472 Basım Yılı : 2019 Yayınevi : Can Bir Viyana gecesinde, uykusuzluktan mustarip müzikolog Franz Ritter nedeni belli olmayan bir hasta...

JULES VERNE - İnatçı Keraban 1

Resim
Jules Verne'i çok severim, bu kitabını alalı çok uzun zaman oldu (neden sadece 1. cildi almışım onu bile hatırlamıyorum:)), yeteri kadar beklettim okuyayım da aradan çıksın diye düşünerek başladım... ilk birkaç sayfada bana hitap etmediğini fark etsem de belki değişir diyerek devam ettim ama ancak 100 sayfa kadar okuyabildim ondan sonrasını atlaya atlaya giderek bitirdim (yarım bıraktım da sayılabilir)... aşağıda da gördüğünüz üzere her türlü gelişmeye kapalı (Verne Osmanlı'yı bu yolla eleştiriyor) inatçı mı inatçı Keraban Ağanın, Tophane'den Üsküdar'a gitmek için Trakya ,  Balkan  kıyıları ile  Gürcistan ,  Rusya ,  Ukrayna ve Anadolu’nun Karadeniz sahillerinden geçerek ulaşmasını anlatıyor... bu arada her geçtiği yörenin ilginç özelliklerine de yer veriyor... ben yol romanlarını nadiren severim zaten, bunda da acayip sıkıldım dolayısıyla 2. cildi okumama gerek kalmadı... Yazar: Jules Verne Çevirmen : Nihan Özyıldırım Özgün Adı: Kéraban-Le-T ê tu Sayfa S...

HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR - Kokotlar Mektebi

Resim
1927'de yazılan bu eseri bir arkadaşım önerdi daha kitabı anlatırken ben bunu sevmem dedim ama kitapçıda görünce de bakmadan edemedim... ilk bakışta oldukça eğlenceli geldi, yazarın ilk okuduğum Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç romanını da sevmiştim, önceki ifademi gözardı ederek kitabı aldım... sonuç: hiç akıllanmıyorum ilk aklıma gelen genelde doğru çıkıyor ya:)) Romanın (türü konusunda da tereddütlüyüm ama onu geçelim) başlangıcı iyiydi, merak uyandırıcıydı... Osmanlı'nın son dönemlerinde İstanbul'a gelmiş, birçok kişinin metresi olarak yaşamış Fransız bir kadın; tecavüze uğramış, evlilik vaadiyle kandırılıp iğfal edilmiş, vs. vs. zor durumdaki genç kadınları metres olarak yetiştirmek üzere Kokotlar Mektebi adını verdiği bir yer açıyor ve okulundan bahsetmesi için ünlü bir yazara başvuruyor... yazar böyle bir konuya çok şaşırsa, ilgilenmese de kadını dinliyor, kadın/erkek eşitsizliğinden, fuhuş iki kişilik bir eylemken neden yalnızca kadınların toplum tarafından k...

MARA MEIMARIDI - İZMİR BÜYÜCÜLERİ

Resim
Bu kitabı ilk yayınlandığı zamanlarda okumak istemiştim ama sever miyim diye emin olamadım ve kaldı... geçen gün belediyeye ait bir halk kütüphanesi keşfettim, evime yürüme mesafesinde ve 5-6 yıldır varmış ben yeni görüyorum!!! neyse girip dolaştım, kütüphane adına   göre zayıf buldum ama sonuçta kitaplar var... o sırada bu romanı gördüm ve hadi okuyayım dedim...  1988 yılında genç bir kadına, annesinin teyze kızından bir sandık miras kalır, içini açtığında bir sürü defter görür, defterlerde büyüler, yemek tarifleri, anılar vs. sandığı kendisine bırakan Katina'nın yazdıkları vardır... ve 1887 yılı İzmir'inde geçen Katina'nın hayatını okumaya başlarız... başlangıcı iyiydi sürükleyici bir hikaye diye düşündüm ama devamı öyle gelmedi maalesef... çok fazla karakter var, bir curcuna içinde nasıl edelim, hangi büyüleri yapalım da kızlarımıza iyi bir koca bulalım minvalinde bir şeyler anlatılıyor...  Bu tip konular genel olarak ilgimi çekmez ayrıca anlatımını da sevmedim, ancak ...

V.S. NAIPAUL - GELİŞİN BİLMECESİ

Resim
V.S. Naipaul (1932- 2018), aklımda okunması gereken yazarlar kategorisinde yer alıyordu fakat bunu hangi saikle kaydetmişim onu bilmiyorum (hatırlamıyorum yani) ve son Can indiriminde bu kitabı görünce okuyayım artık diye düşündüm... ama evdeki hesap çarşıya uymadı, kitabı hiç sevmedim, epeyce sıkıldım ve 78. sayfada pes edip bıraktım... Öncelikle kitap türü nasıl etiketleniyor bilmiyorum ama ben bu kitabı roman kategorisine sokmazdım, en uygunu ''anlatı'' olur bana göre ve bu şekilde etiketlense daha ciddi inceleyip alırdım (çoğunlukla roman okuyan biri olarak nasılsa okurum diye düşünüyorum), yine yanılabilirdim ama en azından bile bile almış olurdum... İkinci nokta; okuduğum kadarlık kısmında, galiba kitabın tamamında (atlaya atlaya sonraki sayfalardan da okudum biraz) doğanın, evlerin, çiftliklerin, yolların, tepelerin yani mekanın tasviri çok yer tutuyor fakat ben bir tanesini bile gözümde canlandıramadım (ki genelde bunu başarırım) ve bu beni çok raha...

STEPHEN KING - KARA KULE SİLAHŞOR

Resim
KARA KULE - I S. King'den hiç okumadım, oldum olası sevmeyecekmişim gibi gelir ve okumaya hiç yeltenmezdim (hiçbir nedeni yok sadece önsezi galiba)... bir yandan da herkes çok seviyor, övgü üstüne övgü alıyor denesem mi acaba diye düşünüyorum... Kara Kule serisini (toplam 8 kitap) oğlum lisedeyken okumuş ve çok sevmişti, kitaplıkta öylece duruyor, ilk kitabı okuyayım seversem devam ederim, hem de yazara başlangıç olur dedim... ki yanlış kararmış (ilk hissiyatım doğruymuş), kitabı hiç sevmedim, ancak 100 sayfa dayanabildim ve nasılsa seriye devam etmeyeceğim bunu da zorlamaya gerek yok diye bıraktım... Konu hiç ilgimi çekmedi, heyecanlı ve sürükleyici bir hikayedir diye düşünmüştüm kasvetli, ağır işleyen, iblisler, şeytanlar, ölüler, rahipler vs. benim okumaktan hiç hoşlanmadığım karakterlerle dolu bir öykü buldum... velhasıl bana hiç uymadı, yazarla da ilişkimiz başlamadan bitti... NOT: Haksızlık olmaması adına biraz gecikmeli de olsa birkaç hususu belirtmek istiyo...

ANTONIO TABUCCHI - GİTTİKÇE GEÇ OLMAKTA

Resim
A. Tabucchi'den okumak istiyordum (bu aralar İtalyan yazarlara merak sardım), dilimize çevrilmiş epeyce eseri var ama bir türlü seçemedim... Can Yayınları indiriminde birkaç kitabına rastlayınca baktım ama yine karar veremedim ve kitaplardan birinin çevirmeninin Neyyire Gül Işık olduğunu görünce (ayrıca kitap ismi de çok etkileyiciydi) onu almaya karar verdim... talihsizlik şu ki roman dışındaki türleri pek okuyamayan ben, bile bile bir öykü kitabı seçmiş oldum... mektupları severim, okurum herhalde diye düşündüysem de olmadı maalesef... kitabın üçte birini okudum (8 öykü sadece) ama hem tür olarak bana hitap etmiyor hem de anlatılanları pek sevemedim ve zorlamamaya karar verdim... bu kitap yarım kaldı ama yazarın dili iyi, başka bir romanını denemeyi düşünüyorum, önerebileceğiniz eserleri varsa çok memnun olurum... Yazar: Antonio Tabucchi Çevirmen : Neyyire Gül Işık Özgün Adı: Si sta facendo sempre più tard Sayfa Sayısı : 269 Basım Yılı : 2002 Yayınevi : Can ...

ARUNDHATİ ROY - KÜÇÜK ŞEYLERİN TANRISI

Resim
Bu romanı epeydir biliyorum ama nasılsa bir gün okurum diye diye öylece kalmıştı, sonrasında yazarın uzun aradan sonra ikinci romanı (Mutlak Mutluluk Bakanlığı) çıktı ve bu ikinci kitap daha çok ilgimi çekti... fakat ilk kitap dururken ikinciden başlamak anlamsız geldi ve sırasıyla okuyayım dedim... sorun şu ki; yanlış bir karar olmuş, direkt ikinci romanı okusam ne hissederdim bilemiyorum ama bunu hiç sevmedim, dolayısıyla diğeri de kalıyor... Bu ödüllü bir kitap ve çok seveni var, başlamadan beğeneceğim bir kitap olduğunu düşünüyordum ama yaklaşık 5-6 gündür okumaya çalışıyorum, zor bela 122. sayfaya kadar geldim ama ne konunun içine girebildim, ne doğru düzgün bir şey anladım, ne de hoşlandım... hatta İlknur Özdemir, sevdiğim yetkin bir çevirmen olduğu halde çeviriden bile memnun kalmadım... daha kitap okuma şevkiyle dolduğum bir zamanda okusam en azından kitabı bitirirdim ama şimdi öyle hissetmiyorum... ilk birkaç sayfada bana uymadığını anladıysam da belki sonrasında alışır...

SEZGİN KAYMAZ - FARFARA

Resim
Blogumu takip edenlerin bildiği üzere Sezgin Kaymaz en sevdiğim yazarlardan biridir ve yeni romanının çıktığını duyunca kitabın arka kapağını bile okumadan satın aldım... şu anda geldiğimiz noktayla ilgili ise söyleyecek söz bulamıyorum... bir haftalık uğraşmadan sonra 84. sayfada bıraktım ve bu duruma inanamıyorum... her elime aldığımda yarım sayfadan fazla okuyamadım, zor okunduğundan değil, akıcı görünüyordu ama konu bana hiç hitap etmedi bir kaç satırdan sonra sıkılıp bırakıyordum şimdi düzelecek, şimdi düzelecek diye bekleyip durdum ama olmadı maalesef... Yazarın 2000 yılında yayımlanan Lucky isimli bir romanı var Farfara onun devamı gibi gözüküyor, ben Lucky’i okumadığım için adapte olamadım belki de bilemiyorum... romanın okuduğum kısmında bir sürü yeni doğmuş köpeğin etrafı pisletmesinden ve ne yaptıkları belli olmayan bir karı kocadan başka bir şey yoktu... köpeklere karşı değilim hatta KÜN kitabındaki köpeğe bayılmıştım ama buradakiler hiç ilgimi çekmedi... Sonuç ...

JONATHAN FRANZEN - ÖZGÜRLÜK

Resim
Bu tanıtıma nasıl başlayacağımı bilemiyorum çünkü, kitabı sevmediğim ve bitirmek için çabalamaya değmeyeceği için yaklaşık yarısında (286 sayfada) yarım bıraktım... bu durumda görüş belirtmek şüphesiz anlamlı değil ama hissettiklerimi yazmak istedim... Oldukça ünlü bu romanı, yayımlandığı yıl çok okumak istemiştim ama kaldı bir şekilde ve iki hafta önce indirimliler arasında görünce çok şaşırdım ve hemen aldım... daha fazla geciktirmeden de okumaya başladım... ilk başta beni etkileyen ismi olmuştu ÖZGÜRLÜK, açıkçası çok büyük bir kelime... ve ben bunu toplumsal olarak algılamış ve konuyu öyle beklemiştim (ki arka kapak açıklamasında da bireysel olduğu açıkça belirtilmesine rağmen)... tamamen beynimin Özgürlük kelimesine verdiği şartlanmış tepki ve geri çekilmek için ilk nokta... A.B.D'nin dünyanın yalnızca kendilerinden ibaret olduğunu düşünmesi, buna göre davranması, başta Ortadoğu olmak üzere dünyayı savaşa sürüklemesi ve sanki suç başkasındaymış gibi davranmasına gider...