Kayıtlar

Can etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

BENJAMÍN LABATUT - MANIAC

Resim
Labatut'dan ilk kitabımı geçen sene okudum ve çok beğendim MANIAC'ı da görünce hemen okumalıyım diye düşündüm... ilk kitapta, buda, kurguyla karışık bilim adamlarını ve keşifleri anlatıyor, ikisinin arasındaki tek fark ilk kitap bütünüyle roman hissi veriyordu, bu ise üzerine roman yazsalar da belki hatırat olur, anlatı olur ama roman değil, en azından o hissi vermiyor... kitabı beğendim mi beğendim, yazarı seviyorum, çok akıcı ve merak duygunuzu koruyarak anlatıyor ama bu tip bir tarzın (bilim adamları + keşifler) benim açımdan sürekliliği yok gibi... ilk kitapta mükemmel geliyor, ikinci okunuyor, ama aynı tip bir üçüncüyü okumam herhalde diye düşündüm, tekrar duygusu çok baskın oluyor... Kitap aşağıda da yazdığı üzere içimizdeki uzaylı, muhteşem beyin, matematik dehası John von Neumann'ı (1903-1957) anlatıyor... von Neumann'ın annesi, kardeşi, eşleri, kızı, arkadaşları, öğretmenleri, diğer bilim adamları, atom bombasını yapan ekibin bilim adamları ve  askerlerden o...

E.T.A. HOFFMANN - MATMAZEL DE SCUDÉRY

Resim
Bu seferki kitap uzun bir öykü; E.T.A. Hoffmann'dan ilk okuduğum Duka İle Karısı 'da öyleydi... uzun da olsa öykü, pek tercih ettiğim bir tür değil ama Hoffmann'ınkiler çok iyi, merakla ve keyifle okudum... Bu öykünün bana kazandırdığı en önemli şey; kurgu karakter sandığım Matmazel de Scudéry'nin Madeleine de Scudéry (1607-1701) 17. yüzyılın en önemli Fransız yazarlarından biri olduğunu öğrenmemdi... Ayrıca Hoffmann bu öyküsünü Johann Christoph Wagenseil'in (1633-1705) “Hırsızlardan korkan bir âşık, aşka layık değildir.” dizelerinden esinlenerek yazmış... Duka İle Karısı'nda da Carl Wilhelm Kolbe'nin (1757-1835) bir tablosundan hareketle öyküsünü oluşturmuştu, bir eser ortaya çıkarken bu tip noktalar çok hoşuma gidiyor... Hem bir klasik hem de güzeldi, kısacık zaten okuyun derim... Yazar: E.T.A. Hoffmann Çevirmen : Anıl Alacaoğlu Özgün Adı: Das Fräulein von Scuderi Sayfa Sayısı : 88 Basım Yılı : 2024 Yayınevi : Can 17. yüzyılın sonlarına doğ...

MATHIAS ÉNARD - HIRSIZLAR SOKAĞI

Resim
Mathias É nard'la tanışmam pek iyi olmadı, okuduğum ilk romanını (Pusula) hiç sevmeyip yarım bıraktım... normalde (çoğunlukla) ne yapalım bu yazar da bana uymadı deyip başka tarafa dönerim ama bu sefer takıldım, illa bir başka kitabını daha okuyacağım ve buradayız... sonucu uzatmadan yazıyorum Hırsızlar Sokağı mükemmeldi çok çok sevdim... durum bir bir beraberlik gibi olunca mecburen üçüncü bir kitabı daha (yüksek ihtimal ilk seçtiğim ama sonra vazgeçtiğim Mıntıka'yı) okuyacağım:))... Roman 2012 yılında geçiyor; yazar bir yanda Arap Baharı diğer yanda Avrupa'daki ekonomik kriz, Occupy Hareketi vs. toplumsal çalkantıların fonunda, genç Faslı bir delikanlının ve çevresindekilerin dünyasını kurguluyor... ''Televizyonda Mısır'daki, Tunus'taki, Yemen'deki gösterileri, Libya'daki ayaklanmayı gösteriyorlardı. Kazanılmış bir şey olmadığını düşündüm. Arap Baharı'ymış, kıçımın kenarı, bu iş Allah'la otoriter bir rejim arasında kıstırılmış olarak bite...

YUKİO MİŞİMA - Şafak Tapınağı / Bereket Denizi 3

Resim
Yukio Mişima'nın Bereket Denizi Dörtlemesinin 3. kitabına gelmiş bulunuyorum, kitaplar tek başına okunabiliyor, ölüm (intihar) , yeniden doğuş , idealizm , feda , sadakat , güzellik ve anlam arayışı gibi Mişima'nın temel felsefi ve estetik temaları ile reenkarne olduğu düşünülen karakterlerle bir seri oluşturuyor... ilk iki kitabı sevmiştim, hatta 2. kitap Kaçak Atlar'ı hepsinden çok sevmiştim ve bu doğrultuda da devam edeceğini düşünüyordum... maalesef olmadı; Şafak Tapınağı iki bölümden oluşuyor, ilk bölümde Budizm ve benzeri dinler anlatılıyor da anlatılıyor (baygınlık geçirecektim neredeyse) tamam din benim ilgi alanıma girmiyor ama iyi de anlatılmamıştı sanki ve epey zamanımı aldı... ikinci bölüm biraz daha iyiydi ama bu bölümde cinsellik ve reenkarnasyon ağırlıklıydı, illa bu konuyu okumak istiyor muydum tartışılır... velhasıl ne konular ne de anlatım ilgimi çekti... ChatGPT'ye sorarsanız ''dörtlemenin en mistik, felsefi ve belki de en zorlayıcı kita...

PATRICIA HIGHSMITH - TRENDEKİ YABANCILAR

Resim
2007'de Alman yazar Petra Hammesfahr'dan Günahkar isimli romanı okumuş, yazarı da romanı da başarılı bulmuştum fakat konusu (psikolojik gerilim) bana zorlayıcı gelmişti dolayısıyla başka bir kitabını okumamıştım... Trendeki Yabancılar'ı da gördüğümde aynı yazarın bir eseri sandım (P ve H baş harflerinin azizliği de denilebilir:)) ve aradan çok zaman geçti bir tane daha okuyayım diye düşündüm ama yanlış çıktı haliyle... Bu roman o kadar zorlayıcı değil, herkesin uygun koşullarda katil olabileceğini söylüyor, akıcı yazılmış, başarılı bir kitap ama ne karakterlerini ne de konusunu sevebildim... zamanlamamda yanlıştı muhtemelen ama kitap iyi, bu tip polisiyeyi seviyorsanız deneyebilirsiniz...   Yazar: Patricia Highsmith Çevirmen : Tomris Uyar Özgün Adı: Strangers on a Train Sayfa Sayısı : 344 Basım Yılı : 2020 (2. Baskı) 1991 (İlk Basım Metis) Yayınevi : Can Buluşa bak! Birbirimizin cinayetini işleyeceğiz, anladın mı? Ben senin karını öldüreceğim, sen de benim baba...

VOLKER WEIDERMANN - Karanlıktan Önceki Yaz

Resim
Bu kitabı kütüphaneden aldım, ilk önce aklımdan geçen ben bunu niye hiç görmemişim oldu, okumaya başladığımda ise biliyor olmalıyım, en azından okunacaklar arasında not etmişimdir diye düşündüm ve defterlerimi çıkarıp taramaya başladım (diğer her şeyi telefonuma not alıyorum ama kitaplar el yazısıyla deftere yazılmalı:)) ve sonuncuda buldum:)... 1936'da Oostende’de (Belçika) buluşan yazarlar (Zweig, Roth, Keun,   Koestler  ve birkaç kişi daha), gazeteciler, editörler, film yapımcıları vs. sürgünde bulunan birçok kişinin hem birbirleriyle hem sanatlarıyla, hem ülkeleriyle, hem de yaklaşan savaşla olan görüşlerini/ilişkilerini anlatıyor... ağırlıkla Stefan Zweig , Joseph Roth ve Irmgard Keun 'dan bahsediyor, Yahudilik ve yazarların bazı eserlerini konu ediyor ve o dönemdeki iklimi ortaya seriyor... kitap iyiydi ama beklentimin biraz altında kaldı, daha çarpıcı bir eser ummuştum, yine de okuduğuma memnunum... bu yazarlar ve o dönem ilginizi çekiyorsa öneririm... Yazar: Volker...

MATHIAS ÉNARD - Pusula

Resim
Mathias Énard'dan hangi kitabı okuyacağım diye epeyce fikir değiştirdim sonunda - biraz Goncourt Ödülünün de etkisiyle-  Pusula'da karar kıldım, arka kapağa baktığımda çok seveceğim bir roman olacağını düşünüyordum ama olmadı maalesef... sevmeyi bırakın okumayı bile beceremedim 100 sayfa kadar dayanabildim ve bıraktım... yazarın tarzını (zaman zaman da çeviriyi) hiç sevemedim , bir okuma ritmi tutturamadım, yazarın tüm bilgisini içine bocaladığı karmakarışık bir metin gibi geldi, bana hiç hitap etmedi, buraya ne yazacağımı bile bilemedim... belki sonra yazarın başka bir kitabını denerim ama şimdilik bu kalıyor... başkaları ne demiş diye şöyle bir baktım, okuduğum birçok incelemede herkes bayılmış, çok çok sevmişler, yine bilemedim:)) durum bundan ibaret...  Yazar: Mathias Énard Çevirmen : Ebru Erbaş Özgün Adı: Boussole Sayfa Sayısı : 472 Basım Yılı : 2019 Yayınevi : Can Bir Viyana gecesinde, uykusuzluktan mustarip müzikolog Franz Ritter nedeni belli olmayan bir hasta...

RITA GUIBERT - YEDİ SES Latin Amerikalı Yedi Yazarla Söyleşiler

Resim
Bu eseri kitapçıda dolaşırken tamamen tesadüf eseri gördüm ve akabinde muhteşem olmalı diye düşündüm... bu kadar isabet olur beklediğimden de harikulade bir kitap çıktı... Rita Guibert Arjantinli bir gazeteci, 1968-1972 yılları arasında aşağıdaki Latin Amerikalı şair/yazarlarla söyleşi yapıyor ve 1973'de kitap yayımlanıyor... Pablo Neruda (1904-1973) Şili Jorge Luis Borges (1899-1986) Arjantin Miguel Angel Asturias (1899-1974) Guatemala Octavio Paz (1914-1998) Meksika Julio Cortázar (1914-1984) Arjantin Gabriel García Márquez (1928-2014) Kolombiya Guillermo Cabrera Infante (1929-2005) Küba Bizde ise; ''Elinizdeki kitaba gelince, bambaşka bir zaman serüveni var, en azından benim için. Bu kitap elli yıla yakın bir süre kitaplığımda sabırla bekledi. Yanılmıyorsam 1974 yılıydı, ilk çevirilerimi yayımlayan E Yayınları'nın Cengiz Tuncer'le birlikte başında bulunan Aydın Emeç vermişti bu kitabı bana. ''Bir bak bakalım'' demişti, ''basalım mı ...

BENJAMÍN LABATUT - Arsız Yeşillik

Resim
Bu kitaptaki konu her zaman çok ilgimi çeker o yüzden görür görmez aldım... B. Labatut teşekkür bölümünde ''Bu kitap gerçek olayları konu alan bir kurmaca eser. Metin ilerledikçe kurmacanın dozu da artıyor. ''Prusya Mavi''sinde sadece bir bölüm kurmacayken sonraki metinlerde alabildiğine serbest davrandım, elbette ortaya konan bilimsel görüşlere sadık kalmaya çalışarak...(syf:175)'' kitabını böyle özetliyor... arka kapakta John Banville'in söylediği '' kurmaca dışı roman yazmış'' ifadesi de çok doğru, kitabı bitirdikten sonra hissettiğim tam da bu oldu... Yazar bir bilim adamından, bir keşiften başlıyor dünya tarihiyle harmanlayarak konuyu anlatmaya devam ediyor, siz fark etmeden başka bir buluşa/başka bir dahi bilim adamına (ağırlıkla kuantum mekaniğine) geçerek uç uca ekliyor ve sizi de arkasından sürüklüyor... peşi sıra giden öyküler de diyebilirsiniz, denemelerde, fakat kesinlikle bir roman okuyormuş hissini veriyor mükemmeldi...

JAMES FENIMORE COOPER - BİR CEP MENDİLİNİN OTOBİYOGRAFİSİ

Resim
Bu kitabı gördüğümde çok hoşuma gitti, bir mendilin elden ele dolaşması cazip geldi, klasik bir eser üstelik, hemen aldım ve okumaya koyuldum... maalesef sonuçtan hiç memnun değilim, tıpkı Ian McEwan'ın Fındık Kabuğu romanında bebeğin ağzından kendi düşüncelerini dile getirmesi gibi bunda da Cooper bir mendilin gözünden her şeye dair görüşlerini anlatıyor da anlatıyor bir çeşit ders gibi... arka kapakta mendilin kadın olduğu söylenilse de romanı bir erkeğin yazdığı o kadar çok belli oluyordu ki kadın olarak hiç göremedim, aynı şekilde yazarın bu kadar kendisini belli etmesinden de hiç hoşlanmadım... Fransa tarihi kısmında  Gustave Flaubert'in Duygusal Eğitim   romanı ile hemen hemen aynı dönemi anlatıyordu Flaubert'de merakla okuduğum konu burada hiç ilgimi çekmedi, sonuç olarak hem yazar hem de roman benim için hayal kırıklığı oldu, boşa zaman harcadım... Yazar: James Fenimore Cooper Çevirmen : Cahit Kaya Özgün Adı: Autobiography of a Pocket Handkerchief Sayfa S...

JENNY ERPENBECK - KAİROS.

Resim
Yazarı çok beğeniyorum, değişik bir üslubu var ve bu okuduğum 3. kitabı... özellikle Gölün Sırrı romanını çok sevmiştim, Kairos'u da sadece yazarın adına bakıp aldım... bu romanda; benim o çok sevdiğim üslup daha az kullanılmış, çoğunlukla normal bir tarzda yazmış, dolayısıyla daha kolay okunuyor... hikaye 1986'da başlıyor 1992'ye kadar geliyor, Almanya'nın (Berlin'in) doğu-batı şeklinde ayrıldığı zamanı da anlatıyor birleşmeden sonraki durumu da, Ülkenin halini anlattığı bölümleri çok beğendim çok iyiydi... gelgelelim ana konuyu ve karakterleri hiç sevmedim; 19 yaşındaki genç bir kız kendinden 34 yaş büyük, evli (ayrıca sevgilisi de olan) bir adama aşık oluyor (güya adam da ona aşık) ve onların marazi aşkını okuyoruz da okuyoruz... bu tip ilişkileri -gerçek hayatta rastlanılsa da- çok mantıksız bulurum o yüzden okumaktan da hiç hoşlanmam, bu romanda da bana daral getirdi... adamı bir temiz dövmek kızı da salağın önde gidenisin diye şöyle bir sarsmak istedim (yaz...