Kayıtlar

İlknur Özdemir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

MICHAEL ONDAATJE - SAVAŞ IŞIĞI

Resim
Bu romanı kitap sitelerinin birinde gördüm arka kapak açıklaması ilgimi çekti ve aldım... ne yazarı tanıyordum ne de İngiliz Hasta 'nın yazarı olduğunu biliyordum, filmi seyretmiştim oysa:).  2018'de yazılan bu kitabın konusu; savaş sırasında veya savaşın bitiminden itibaren istihbarat faaliyetlerini içeriyor ama asıl anlattığı insan ilişkileri ve çevrenizdekileri ne kadar tanıyabileceğinize odaklanıyor... zaman zaman karmaşık bir hale geliyor ama anlatımını çok sevdim, merakla takip ettim... yine çok beğendiğim bir yazar keşfetmiş oldum, herkese öneririm...  Yazar: Michael Ondaatje Çevirmen : İlknur Özdemir Özgün Adı: Warlight Sayfa Sayısı : 310 Basım Yılı : 2019 Yayınevi : Alfa Yıl 1945. Londra hâlâ Almanların hava saldırılarının bıraktığı tahribatın ve savaş yıllarının yıkımını yaşıyor. On dört yaşındaki Nathaniel ile ablası Rachel’ın anne ve babası, onları Gece Kelebeği adını taktıkları tuhaf bir adama emanet ederek ve Singapur’a gittiklerini söyleyerek Londra’d...

BERNHARD SCHLINK - Olga

Resim
Bernhard Schlink yine okumakta geç kaldığım yazarlardan, dilimize çevrilen son romanıyla olsa da yakaladığıma memnunum... sadece yazarın meşhur kitabı ''Okuyucu'' dan uyarlanan filmi seyretmiştim ama ne kitaptan uyarlandığını ne de yazarını biliyordum... Gelelim romana; Olga müthiş güzel bir karakter olmuş bayıldım önce onu yazayım, hikaye Olga ve Herbert'in çocuklukları ile başlıyor, tanışmaları, birbirlerine aşık olmaları, Olga'nın hayatını inşa etmekle uğraşması buna mukabil Herbert'in yerinde duramaz, maceraperest halleri ile devam ediyor... Almanya'nın sömürgeciliği, I. Ve II. Dünya Savaşı'da dahil 20. yüzyılın önemli olayları da fonda yer alıyor... kitabın son bölümü Olga'nın Herbert'e yazdığı mektuplardan oluşuyor, onlarda mükemmeldi çok sevdim... sonuçta elimden bırakamadan okuduğum bir roman oldu, yazarın diğer kitaplarından devam edeceğim, kaçırmayın okuyun diyorum...  Yazar: Bernhard Schlink Çevirmen : İlknur Özdemir Özgün Ad...

RALF ROTHMANN - O Yazın Tanrısı

Resim
  Ralf Rothmann'la Nisan ayında okuduğum Baharda Ölmek romanıyla tanıştım ve hem yazarı hem de ailesinden izler taşıyan hikayesini çok sevince devamı O Yazın Tanrısı ile buradayım... İlk kitapta 17-18 yaşındaki süt sağıcı çocukların (Walter'ın) savaş neredeyse bitmişken istemeye istemeye askere alınmaları ve savaşın vahşetiyle büyümelerini anlatıyordu... bu romanın epigrafı ' ''korukları babalar yedi ama dişleri kamaşan oğullar oldu'' her şeyi anlatıyor zaten... O Yazın Tanrısı ise; '' Bu dünyayı seyrettim ve kutsadım hemen: Karşılaştım çünkü dünyanın tüm korkusuyla tek bir günde. Günleri sayarsanız eğer, genç ölmüş sayılırım. Ama çok yaşlı, bilebilirseniz kapıldığım korkuyu.''   dizeleriyle başlıyor ve bu kez cephe gerisindekileri, çiftlikte yaşayan aile (özellikle küçük kız Luisa) üzerinden anlatıyor... Luisa 12 yaşında, süt üretilen bu çiftlikte annesi ve ablası ile yaşıyor, babası da yakın bir şehirde Nazilerle çalışıyor ve arada ...

ARUNDHATİ ROY - KÜÇÜK ŞEYLERİN TANRISI

Resim
Bu romanı epeydir biliyorum ama nasılsa bir gün okurum diye diye öylece kalmıştı, sonrasında yazarın uzun aradan sonra ikinci romanı (Mutlak Mutluluk Bakanlığı) çıktı ve bu ikinci kitap daha çok ilgimi çekti... fakat ilk kitap dururken ikinciden başlamak anlamsız geldi ve sırasıyla okuyayım dedim... sorun şu ki; yanlış bir karar olmuş, direkt ikinci romanı okusam ne hissederdim bilemiyorum ama bunu hiç sevmedim, dolayısıyla diğeri de kalıyor... Bu ödüllü bir kitap ve çok seveni var, başlamadan beğeneceğim bir kitap olduğunu düşünüyordum ama yaklaşık 5-6 gündür okumaya çalışıyorum, zor bela 122. sayfaya kadar geldim ama ne konunun içine girebildim, ne doğru düzgün bir şey anladım, ne de hoşlandım... hatta İlknur Özdemir, sevdiğim yetkin bir çevirmen olduğu halde çeviriden bile memnun kalmadım... daha kitap okuma şevkiyle dolduğum bir zamanda okusam en azından kitabı bitirirdim ama şimdi öyle hissetmiyorum... ilk birkaç sayfada bana uymadığını anladıysam da belki sonrasında alışır...

IAN McEWAN - Fındık Kabuğu

Resim
Ian McEwan sevdiğim bir yazar(dı), bu okuduğum 5. kitabı ve sanırım son olacak... çünkü hiç sevmedim, bana çok gereksiz geldi, hatta başında bırakacaktım da sayfa sayısı çok az olduğu için bari bitireyim dedim, işte böyle... Yazar: Ian McEwan Çevirmen : İlknur Özdemir Sayfa Sayısı : 152 Basım Yılı : 2017 Yayınevi : YKY Edebiyat tarihinin en genç Hamlet’i babasının katline engel olmaya çalışırken pek bilindik bir varoluş krizine düşer: Olmak ya da olmamak! Hamileliğinin son aşamasındaki Trudy, ihanet ettiği kocası John’u kafasının karışık olduğu bahanesiyle evlerinden uzaklaştırdıktan sonra son derece sığ, çıkarcı ve bayağı kayınbiraderi Claude’la yaşamaya başlar. Trudy ve Claude, John’a ait paha biçilemez eve konmak için planlar yaparlar. Fakat bu kumpası ilk aşamasından beri takip eden bir kulak misafirleri vardır: Trudy’nin rahminde, kendisini bekleyen geleceğe doğup doğmama konusundaki kararını henüz verememiş bir fetüs. Ünlü İngiliz yazar Ian McEwan’ın a...

EDITH WHARTON - keyif evi

Resim
İki sene önce yazarın yaz bitince romanını okumuş ve çok sevmiştim, o nedenle keyif evi ile devam etmeye karar verdim ama pek beklediğim gibi çıkmadı... 1905 yılında yazılan bu roman yazarın en bilinen ve sevilen eseri ama benim için yaz bitince'nin yakınından bile geçmiyor... Gerçek şu ki ana karakter Lily Bart ve 1890'ların New York üst sınıfı sinirimi zıplattı... daha açık ifadeyle kadınların hiçbir işe yaramaz bir şekilde ortalarda dolanıp, zengin koca peşinde koşmaları çok kötüydü... ne yapalım 19. yüzyıl sonunda geçiyor normal deyip geçemiyorum sanki bu günlerde bizde de durum bu yöne doğru ilerliyor ve kadınların iş hayatından çekilmeye çalışılması çok tatsız... Konumuza dönersek; Lily'nin evlenmek için yaptıklarını, varlıklı üst sınıfın amaçsız, bomboş yaşamlarını, birbirlerinin arkasından çevirdikleri dalavereleri tüm kitap boyunca okuyoruz... Lily'nin hoşlandığı avukat Selden'le olan ilişkisi ara ara ortaya çıkıyor ve Lily bu ortamda ayakta k...

STEFAN ZWEIG - BİR KADININ HAYATINDAN 24 SAAT

Resim
Zweig 'den son zamanlarda yalnızca biyografi okuyordum öykülerini özlemişim, bu kitap çok iyi geldi... bu uzun öyküde yazar, bir kadının rutin hayatının dışına çıktığı, kimseye anlatamadığı ve unutamadığı bir 24 saatini anlatıyor... öykü aynı zamanda tutku, bağımlılık, toplumsal ahlak ve değer yargılarını konu ediyor... kısa bir kitap olduğu için fazla detaya girmek istemiyorum Zweig tüm açılardan hikayeyi mükemmel anlatıyor, merak içinde takip ediyorsunuz, ben özellikle ahlak konusunu irdelemesini sevdim, hangi toplum ve zaman olursa olsun kadının üzerindeki baskı hiç bitmiyor çünkü... çok güzel bir kitap okuyun mutlaka (ayrıca kitap kapağı müthiş)... Yazar: Stefan Zweig Çevirmen : İlknur Özdemir Sayfa Sayısı : 104 Basım Yılı : 2015 Yayınevi : Kırmızı Kedi Riviera'da eşi ve iki kızıyla tatil yapan 33 yaşındaki Henriette bir gece ansızın ortadan kaybolur. Kusursuz bir evliliği olduğu sanılan genç kadının, nasıl ve neden ortadan kaybolduğu dedikodu konusu olur. ...

IAN McEWAN - Cumartesi

Resim
Ülke gündemi yüzünden doğru dürüst okuyamıyorum, hem canım istemiyor, hem de olan biteni anlamak için internet gazetelerini okuyup, haberleri takip ediyorum, okuma zamanımı onlar alıyor... dolayısıyla pek de uzun olmayan bu romanı bitirmem iki haftamı aldı... Oysa ki rahat okuyabilmek için  Ian McEwan ’ı seçmiştim -çok sevdiğim bir yazar- sürpriz olmaz diye... işlerin beklediğim gibi gitmemesinin sebebi hem konunun hem de zamanlamanın yanlış olmasıydı... Roman, 2003 yılında A.B.D’nin peşine takılan Britanya’nın Irak’ın işgaline katılmasına karşı çıkanların düzenlediği bir miting gününde geçiyor ve tek bir günü anlatıyor... tam da emperyalizmin içerideki hainlerle birlikte güzel ülkemi iç savaşa sürüklemek istediği bugünlerde A.B.D’nin yarattığı başka bir vahşetle ilgili bir konuyu okumak iyi olmadı... Roman; başarılı bir sinir cerrahı olan Henry Perowne’nun o günde başına gelenleri/aklından geçenleri anlatıyor... Perowne’nun başarılı bir avukat olan karısı, bir blues m...

EDITH WHARTON - yaz bitince

Resim
Edith Wharton 1862 doğumlu Amerikalı bir yazar,  ‘’Keyif Evi’’,   ‘’Masumiyet Çağı’’  isimli çok bilinen eserleri var ama ben daha önce hiçbir kitabını okumamıştım...  aynı zamanda bahçe tasarımcısı ve dekoratör olan yazar Pulitzer Edebiyat Ödülü ve Legion d’Honneur madalyası sahibi... Bu romanı 1900’lerin başında yazmış, zamanın durduğu, hiçbir şeyin değişmediği küçük bir kasabada yaşayan, ahalinin ileri gelenlerinden bir avukatın evlatlığı olan genç bir kızın hayatını anlatıyor... Charity   genç, tecrübesiz, cahildir ama hem içgüdüleri çok gelişmiş, hemde özgüveni fazla olan asi bir genç kızdır ve kasabaya gelen kendi sınıfının üzerindeki genç mimar tüm hayatını değiştirir... yazar bu aşk bağlamında toplumun katı kurallarını, çifte standartlarını zarif bir biçimde sorguluyor... Özellikle yazarın anlatımını çok sevdim o kadar sakin, incelikli, farklı bir tarzı var ki bayıldım... aslında konu  selvi boylum al yazmalım  (filmi herkes biliy...

SARAH QUIGLEY - Orkestra Şefi Leningrad Senfonisi

Resim
' ' Yedinci Senfonimi, Faşizme karşı savaşımıza, düşmana karşı mutlaka sağlayacağımız zaferimize ve şehrime. Leningrad’a ithaf ediyorum.’’   DİMİTRİ ŞOSTAKOVİÇ, 1942 Kitap bu ithaf ile başlıyor, zorlu bir kuşatmanın altında savaş ve açlıkla mücadele ederken, dahi bir bestecinin canını dişine takarak bir senfoni yazması ile devam edip, yine büyük bir orkestra şefinin bu senfoniyi derme çatma bir orkestra ile icra edişiyle bitiyor... O inanılmaz koşullarda önemli olan bir şeye tutunmak tüm Leningrad halkı da o senfoninin icrasına bel bağlıyor sanki onları hayatta tutacakmış gibi... Şostakoviç ilk 3 bölümü Leningrad’da yazıyor daha sonra ailesinin güvenliğini düşünerek şehirden ayrılıyor ve senfoniyi başka bir yerde bitiriyor... Eserin Leningrad’da icra edilmesi için partisyonlar düşman kuşatması üzerinden uçakla ulaştırılıyor, şehirde kalan az sayıda müzisyenle, Orkestra Şefi Karl Eliasberg’in insanüstü çabasıyla sahneleniyor... Ben klasik müziği çok severim, dünya t...

VIRGINIA WOOLF - Mrs. Dalloway

Resim
Bir haftadır bu romanı okuyorum ve kitap hepi topu ikiyüz sayfa, aslında okumuyorum bitirmeye çalışıyorum ifadesi daha doğru olur... Woolf’un okumasının zor olduğunu biliyordum ama bu kadar sıkıcı bir romanla karşılaşacağımı da düşünmemiştim açıkçası... ne F.Kafka’da ne T.Mann’da bu kadar zorlanmıştım...  Yazar kendi kafasındaki gelgitleri Clarissa üzerinden romana aktarmış gibi görünüyor...  kendine ait zorlukları  örneğin  eşcinsellik, kadınların meslek sahibi olmalarına ilişkin kısıtlamalar gibi konuları anlatıyor ama sanki bir fırça darbesi vurur gibi belli belirsiz, siz cımbızla ayıklar gibi içinden çıkarmaya çalışıyorsunuz, onun yerine romanda uzun uzun davet hazırlıkları, çiçeklerin nasıl olacağı, kraliçenin arabasının nereden nereye gittiği gibi cümleler ağır basıyor...  toplumu, savaşı eleştiren bir roman olduğu ifade ediliyor ama Septimus karakteri (ki romanın tek iyi yanı Septimus ve karısının anlatıldığı bölümlerdi) dışında bu pek anlaşılamıyo...