STEFAN ZWEIG - BALZAC
BİR YAŞAMÖYKÜSÜ
S. Zweig’in biyografilerinden
okumaya devam ediyorum, daha önce burada ‘’Erasmus’’
ve ‘’Montaigne’’ni yorumlamıştım bu
seferki ise büyük yazar Balzac...
Zweig, büyük bir Balzac (1799-1850) hayranı
olarak bu esere hazırlık amacıyla on yıl elyazmaları üzerinde çalışmış, ‘’Büyük
Balzac’’ adını vereceği bu eserinin bir başyapıt olacağını planlamış, ancak
1942 yılındaki intiharının ardından bu konuya ilişkin 600
sayfalık Almanca elyazması, 2000 sayfa
not ve 40 tane altı çizili kitap bırakmış (tıpkı Balzac’ın büyük eseri İnsanlık Komedyasını tamamlayamaması
gibi Zweig’de bu eserini bitirememiştir) ve yayıncısı tarafından tamamlanarak
1946 yılında basılmıştır... Zweig bu çalışmasından önce ‘’Üç Usta; Balzac, Dickens, Dostoyevski’’ eserinde özet bir
Balzac biyografisi yayımlamışsa da bu seferki tam bir başyapıt... yayıncısı R.
Friedenthal’in kitaba yazdığı sonsözde
Zweig’in ölümünden sonra kendisine teslim edilen materyali incelediğinde
bir fragmanla karşılaşacağını düşündüğünü, ancak tamamlanmış bir kitap bulduğunu,
yalnızca son bölümü kendisinin bitirdiğini belirtmektedir...
Gelelim kitaba;
Çok büyük bir enerjisi ve
hayalgücü olan Balzac aslında sadece ünlü ve zengin olmak istiyordu. Ancak Werther
ve Götz von Berlichingen’in
başarısından sonra bile Goethe eşsiz yeteneğinin edebiyat olduğundan ne kadar
az eminse, Balzac da Tılsımlı Deri’ye kadar, hatta
sonrasında da gerçek uğraşısının edebiyat olduğundan o kadar az emindir. Balzac
aslında, dehasını her biçimde ortaya koyabilecek o büyük dehalardandır; ikinci
bir Mirabeau, bir Talleyrand, ikinci bir Napoléon, büyük bir dolandırıcı, bütün
resim tüccarlarının kralı, en usta spekülatör olacak güçtedir. (...) Edebiyat
eserleri yaratmak onun için ne bir zorunluluktu ne de yüklendiği bir misyondu.
Yazmayı sadece isteklerini gerçekleştirmek, para ve şöhret kazanıp dünyaya
hakim olabilmek için değerlendirilebileceği sayısız olanaktan biri olarak
görüyordu. (...) Balzac’ın gerçek dehası iradesinde saklıydı. Bu iradenin
enerjisini tam da edebiyatın özüne boşaltmasına rastlantı da denebilir, yazgı
da. (sf.161)
Sürekli aristokrat zengin bir
kadından bir başkasına koşmuş, çoğuyla evlenmeye çalışmış, o olmayınca neredeyse istisnasız hepsini kendisine büyük
borç kalarak batırdığı çok sayıda iş kurmuş, hiç bıkmamıştır. Balzac, üzerine
nasıl bir yük, ne kadar yıpratıcı bir görev aldığını daha şöhretinin başında
sezmiş olması gerektir. Karşı koymuş, bu görevden kaçmaya çalışmıştır.
Kendisini bir hamleyle bu hapishaneden kurtaracak mucizeyi her zaman
bekleyecek, spekülasyonlarla vurgunlar
yapmayı, zengin bir kadın ile karşılaşmayı, kaderin sihirli değnek değmişçesine
değişmesini hayal edecektir durmadan. Ancak bu kaçış hakkı ona bahşedilmediği,
aksine yaratmakla yükümlü olduğu için, sahip olduğu o olağanüstü enerji o güne
kadar edebiyatta hiç görülmeyen boyutlarda etkili olmak zorunda kalacaktır. Ölçüsü ölçüsüzlük, sınırı sınırsızlık
olacaktır. (sf.164)
Çok kaba saba bir görüntüsü
vardır kıyafetleri rüküş ve özentisizdir sürekli onunla ilgili alay eden
karikatürler yayınlanmakta, Victor Hugo ve George Sand hariç çağdaşı yazarlar tarafından dışlanmaktadır. Yaşadığı asıl hayat günlük dünyada değil, kendi yarattığı
dünyadadır; gerçek Balzac’ı çalıştığı zindanın duvarından başka hiç kimse
tanımamış, gözlemlememiş, dinlememiştir. Gerçek yaşamöyküsünü çağdaşlarından
hiçbirisi yazamamış, onun yerine bunu eserleri yapmıştır. (sf.204)
Geceyarısından sabahın altısına
kadar yazmakta, sonra bir bütün gün önce yazdıklarının düzeltmesini yapmakta
saat 20:00’de uyuyup gece yarısı yeniden yazmaya başlamaktadır. Balzac bazı
eserlerinin provalarını onbeş onaltı kez düzeltmiştir ve yirmi yıl içinde
yetmişbeş romanını, bütün öykü ve taslaklarını bir kez yazmakla kalmadığı,
aksine eserlerinin son şeklini alabilmesi için bu muazzam çabanın yedi katını,
on katını, harcadığı düşünülürse, Balzac’ın yeryüzünde başka hiçbir şeyle
kıyaslanamayacak üretim gücü hakkında bir fikir edinilebilir. (sf.216)
Kendi gençliğini, en içten hırsını ve düşüncelerini
yansıttığı Louis Lambert kişiliğinde Balzac büyük bir işe girişmiştir. (...) Aynı anda hem ‘’imkansızı isteyen’’ hem de bilgi isteğinin aşırılığında
yok olan bir Louis Lambert tasarımının,
Balzac’ın bilinçli veya bilinçsizce yarıştığı Faust ile aynı kefeye konulması pek de abartılı olmaz. Ancak
aradaki vahim fark, Goethe’nin Faust için
yaşamının altmış yılını vermesi, buna karşılık Balzac’ın altı hafta içinde
bitmiş müsveddeleri yayıncı Gosselin’e teslim etmek zorunda olmasıdır. (...) Yüzeysel sonu ile tamamlanmamış bu eser,
yine de Balzac’ın kaleminin en dahiyane karalaması olarak kalır ve onun
düşünsel hırsının eserleri içindeki zirvesini oluşturur. (sf. 243-244)
Balzac’ın yatırımları hep
olumsuz sonuçlanmıştır ama ondan sonra bu alanlarda işe devam edenler hep
kazanmıştır. Balzac’ın sezgileri hep doğrudur,
ama bu sezgi kendini her zaman sadece sanatçıya ihsan eder ve kendi asıl etki
alanını geçmeye çalıştığı an, onu yanıltır. Balzac hayalgücünü işe çevirdiğinde,
ona yüzbinlerce frank ve ayrıca ölümsüz eserler verir; ancak hayallerini paraya
çevirmek istediğinde, sonucu sadece borç ve bununla birlikte on katı, yüz katı
iş olur. (sf. 405- 406)
Ve yazar olarak çağdaşı olan herkesle
yarışabileceği haklı olarak söylenebilecekken,(...) neredeyse hiç parası yokken kendine bir Louvre döşemeyi istemesi,
tam bir budalalıktır. Balzac’ın yaşamının ortasından geçen ince bir çizgi her
zaman akıllılık ile deliliği birbirinden ayırır. (sf. 486)
Yani Balzac hem bir deha, hem
azami hızda çalışan bir makine, hem daldan dala konan bir hayalperest, hem coşkulu bir çocuk özetle çok çok istisnai bir kişiliktir, Zweig’de kitabında
bunu çok iyi yansıtmıştır... okurken Balzac’ın tüm coşkusunu görebiliyor sanki
kanlı canlı karşınızda duruyor gibi hissediyorsunuz, onunla birlikte borçlarını
ödemeye çalışıyor, icra memurlarından kaçıyor, sabahlara kadar romanlarını
yazıyor, sevgililerine, dostlarına sayfalarca mektup gönderiyorsunuz... sanırım
Zweig’in de başka büyük bir usta olması bu demek... tabii ki kaçırmayın mutlaka okuyun...
Yazar:
Stefan
Zweig
Çevirmen:
Şebnem Sunar-Yeşim Tükel Kılıç
Sayfa
Sayısı : 567
Basım
Yılı : 2011 (2. Baskı)
Yayınevi
:Can
1939'da Toronto'dan New York'a bir tren yolculuğu sırasında Stefan Zweig'ın, dostu Romain Rolland'a, son büyük eseri Balzac hakkında yazdığı satırlar bunlar. Sürgünlük yaşamının son döneminde Zweig'la birlikte önce Amerika Birleşik Devletleri'ne, oradan da Brezilya'ya giden bu büyük eser, son noktasını ölümün koyduğu, bitmeyen bir başyapıt. Dostu Richard Friedenthal'in, Zweig'ın ölümünden sonra tamamlayıp ilk kez 1946'da Stockholm'de yayınladığı Balzac, bir büyük ustanın bir diğerine saygı duruşu...
bunu okudum ya. bunun benzerleri de var ya. üçer yazar vardı hatta. niçe de varduı. sahaflardan almıştım :)
YanıtlaSilkırmızı kedi
nihal yeğinobalı da sevdiklerimden :)
Nihal Yeğinobalı'yı ben de çok severim...
Sil