Kayıtlar

RAY BRADBURY - MARS YILLIKLARI

Resim
Bradbury’den daha önce Fahrenheit 451 ’i okumuş ve çok sevmiştim, bu kitapta yazarın tarzını birebir yansıtıyor... hem bilim kurgu hem de distopya... ayrıca kapaktaki ‘ ’Biz Dünyalılar, büyük ve güzel şeyleri yıkmak konusunda hünerliyizdir.’’ cümlesi fazla bir açıklamaya gerek olmayacak bir şekilde kitabın ana fikrini ortaya koyuyor... Kitap bir roman gibi görünse de birçok hikayeden oluşuyor (bu aralar üst üste hikayelerin toplamından oluşan kitaplar denk geldi çok fazla tercih etmesem de yazarın dili ve anlatımı çok iyi o yüzden rahatlıkla okudum)... 1999 yılından 2026 yılına kadar olan zaman diliminde Mars’taki Dünyalıların hayatları anlatılıyor... Bu kitabı uzayı anlatan klasik bilimkurgular gibi düşünmeyin, bir gezegen keşfedip orada bir yaşam inşa etmeye çalışan kişilerin öyküsü değil bu, insanın kendine ve çevresine verdiği zararın daha doğrusu insanın bizatihi kendisinin anlatıldığı, mizansen olarak Mars’ın seçildiği bir konu...hatta Mars’ta da bizimkine benzer bir hay...

ALBERT CAMUS - YABANCI

Resim
Camus bu kitabı 1942 yılında yazmış olup, ilk ve en çok ses getiren romanıdır... yazarın çok duru ve akıcı bir anlatımı var, hikaye ise kitabın ismi ile birebir örtüşüyor... romanın baş kahramanı Mersault her şeye yabancı bir durumda, sadece yaşıyor (bugünün moda deyimiyle anı yaşıyor)... annesinin ölümünü, kendi yorgunluğundan fazla önemsemiyor, hapse giriyor ne orada olma nedenini ne mahkeme sürecini ne de aldığı cezayı mühim buluyor... sanki her şey onun dışında cereyan ediyor gibi davranıyor ve insan nasılsa her duruma alışıyor diye düşünüyor... Bu romanda ‘’Camus felsefesi olarak özetlenebilecek  '’hayat hiç bir şey değildir, itina ile yaşayınız.'’ sözüne uygun bir hikaye var. Hayatın bir anlam aramaya çalışmayacak kadar kısa olduğu, nihayetinde bir anlamı olmadığı, anlamı olsa bile olmasının hiç bir şey değiştirmeyeceği, bu yüzden insanın yapabileceği en iyi şeyin hayatını yaşamak olacağı’’ ortaya konuluyor. Yazar yine bu kitapta dualizm (Mutluluk ve keder,...

HELENE WECKER - GOLEM VE CİN

Resim
Bu kitabı yayınevinin sitesinde gördüğümde tanıtımı okudum ama alayım diye bir isteğim olmadı. Golemin ne demek olduğunu bilmiyordum cin, peri, melek, şeytan vs. de hiç ilgimi çekmez o nedenle bırakıp geçiyordum ki ilk bölümü okuyun diye bir başlık gördüm (bu çok faydalı bir uygulama ama ne yazık ki çok az yayınevinde/eserde var)... ilk bölümde Golemin ne olduğu (insanlara hizmet etmek için kilden yapılan insan şekli verilmiş ruhu olmayan efsanevi canlı demekmiş) ve yaratılışı çok ilgimi çekince de kitabı okumaya karar verdim... ilginç ve güzel bir kitapmış okuduğuma memnunum... Konu bir masal şeklinde başlıyor ama sonrasında bildiğimiz insanı/toplumu anlatan bir roman olarak devam ediyor... yazar aslında kendisi ve eşini anlatan bir roman yazmak istiyormuş (yazar Yahudi bir Amerikalı, eşi ise Arap bir Amerikalı) ama bir türlü başaramayınca bir arkadaşının önerisi üzerine hikayeyi fantastik bir düzleme oturtup yazmış... bu arada cin bir Arap miti, golem de bir Yahudi miti dolayısıy...

BURHAN SÖNMEZ - Masumlar

Resim
B. Sönmez yeni tanıştığım bir yazar zaten bu romanda ikinci kitabı... türü açısından baktığımda roman mı öykü mü olduğu konusunda karar veremesem de severek okudum... kitabın içinde roman olduğu belirtiliyor ama birçok öykünün biraya getirilmiş hali gibi duruyor... öykü okuyamayan biri olarak ilk başladığımda bu durumdan hoşlanmamıştım ama sonrası iyi gelişti ve hem öykü hem roman okuyorum diye mutlu oldum... benzer tarzda yazılan kitaplara rastlamıştım (örnek K. Hosseini’nin Ve Dağlar Yankılandı) ama onlarda bu anlatım beni rahatsız etmişti  ''Masumlar''da ise öyle hissetmedim... belki farklı iki zamanı anlattığı için, belki öykünün sonunu önce başını daha sonra anlattığı için, belki de nedensiz bilemiyorum... Yazar hem uzak bir geçmişte (Cumhuriyet'in Kuruluşu veya az daha önceki yıllar) Haymana Ovası’nda köylüleri, hem de yakın bir tarihte Cambridge'de memleketinden uzaktaki sürgünleri içeren öyküler anlatıyor... her ikisindeki ortak özellik ise a...

VIRGINIA WOOLF - Mrs. Dalloway

Resim
Bir haftadır bu romanı okuyorum ve kitap hepi topu ikiyüz sayfa, aslında okumuyorum bitirmeye çalışıyorum ifadesi daha doğru olur... Woolf’un okumasının zor olduğunu biliyordum ama bu kadar sıkıcı bir romanla karşılaşacağımı da düşünmemiştim açıkçası... ne F.Kafka’da ne T.Mann’da bu kadar zorlanmıştım...  Yazar kendi kafasındaki gelgitleri Clarissa üzerinden romana aktarmış gibi görünüyor...  kendine ait zorlukları  örneğin  eşcinsellik, kadınların meslek sahibi olmalarına ilişkin kısıtlamalar gibi konuları anlatıyor ama sanki bir fırça darbesi vurur gibi belli belirsiz, siz cımbızla ayıklar gibi içinden çıkarmaya çalışıyorsunuz, onun yerine romanda uzun uzun davet hazırlıkları, çiçeklerin nasıl olacağı, kraliçenin arabasının nereden nereye gittiği gibi cümleler ağır basıyor...  toplumu, savaşı eleştiren bir roman olduğu ifade ediliyor ama Septimus karakteri (ki romanın tek iyi yanı Septimus ve karısının anlatıldığı bölümlerdi) dışında bu pek anlaşılamıyo...

NERMİN YILDIRIM - Saklı Bahçeler Haritası

Resim
Bu roman geçen senenin öne çıkan kitaplarından, daha önce bu yazardan okumamıştım ama hem konusu ilgimi çekti hemde ‘’Sabit Fikir’’in 2013’ün en iyi 50 kitabı listesinde rastlayınca okumaya karar verdim... ve iyi ki okumuşum, çok güzel bir roman bu... bir kere kitabın neredeyse tamamı iki kişinin birbirine yazdığı mektuplardan oluşuyor... mektup yazmanın /okumanın ne kadar güzel olduğunu hatırladım ve mektupları unuttuğumuza (şimdi ki dijital gençliğin hiç bilmemesine) o kadar hayıflandım ki anlatamam... üstelik romandaki mektuplar eski, yazılalı yarım yüzyıldan fazla olmuş kağıtları sararmış, mürekkepleri solmuş, bir başka devre aitler.. bu şekli yanı ama bu bile benim için yeterli oldu romanı sevmek için... oysa ki içeriği daha etkileyici... Suad ve Behiye olaydan olaya duygudan duyguya savrulan iki insan, birbirlerinden ayrılalı 27 sene olmuş biri İstanbul’da biri Berlin’de yaşıyor, bunca aradan sonra mektuplaşmaya, aralarında yarım kalmış hesapları kapatmaya ve başlarından g...

MİNE G. KIRIKKANAT - BİR HIRİSTİYAN MASALI

Resim
Mine Kırıkkanat’ın daha önce ‘’Destina’’ romanını okumuş ve çok beğenmiştim, gazeteci olarak da yazılarını çok sever ve takip ederim dolayısıyla son kitabını da görür görmez  aldım... bu sefer ki kitap bir inceleme ‘’Papalığın’’ kuruluşunda dönen dolapları anlatıyor... yazarın çok duru bir dili var, merakınızı tetikte tutarak sürükleyici bir anlatımla kitabın sonuna kadar gitmenizi sağlıyor... ortaçağ’ın din dogmalarını, güç ve servet için din kisvesi altında yapılan savaşları ve en önemlisi yine güç için odağında Roma İmparatoru I.Kostantin’nin vasiyetinin bulunduğu söylenilen bir sahteliği ortaya koyuyor... Vasiyetin sahteliği bunca yüzyıl sonra kanıtlanmasına rağmen hala Avrupa’da –işlerine gelmediği için- pek fazla dillendirilmediğini belirtiyor yazar... Umberto Eco’nun ‘’Gülün Adı’ ’ romanını okumuş olanlarınız bu kitapta anlatılan birçok şeye aşina hissedeceksiniz... zaten Kırıkkanat’da Eco’nun romanından epeyce bahsediyor... sonuç olarak ilginç bir kitap bu okumanızı...