8 Ocak 2017 Pazar

NIKOLA TESLA - aforizmalar

VAROLMANIN DAYANILMAZ AĞIRLIĞI

Nikola Tesla (1856-1943) hayran olduğum bir mucit, elektrofizikçi ve dünyanın tam anlayamadığı mucize bir dahi... bu kısa kitapta aforizmaları yer alıyor, okuyun derim...

Bir kaç yıla kalmadan milletlerin ordu, gemi tüfek; yıkıcı etkisinin ve menzilinin sınırı olmayan çok daha korkunç silahlara gerek duymadan savaşması mümkün olacaktır. Düşman, kendisinden herhangi bir uzaklıkta şehri yok edebilir ve kimse onu durduramaz. Yaklaşan felaketi ve dünyayı cehenneme çevirecek olayları engellemek istiyorsak uçan makinaların ve kablosuz enerji iletiminin hiç gecikmeden geliştirilmesi ve bütün gücüyle kaynaklarını bu işe vakfetmesi için devleti ikna etmeliyiz. Syf:13

Tarihin başlangıcından bu yana gerçekleşen bu en büyük savaştan (II. Dünya Savaşı) yeni bir dünya doğmalıdır –insanlığın fedakarlıklarını haklı çıkaracak bir dünya. Bu yeni dünya da zayıf güçlünün, iyiyse kötünün suiistimaline uğramamalı; fakir zenginin şiddetiyle aşağılanmamalı. Zihnin yaratımları, bilim ve sanat, topluma insanlığın daha iyi ve barış içinde yaşaması için hizmet etmeli, bireylerin bencilce servet edinmeleri için değil. Bu yeni dünya mazlumun ve hor görülenlerin değil, onur ve saygınlıkta birbirine eşit özgür insanlarla ulusların dünyası olmalı. Syf:16

İnsan dişisinin cinsiyet eşitliği mücadelesi, kadının daha üstün olduğu bir cinsiyet düzeniyle son bulacaktır. Yalnızca yüzeysel olgularla kendi cinsiyetinin gelişimini sezebilen modern kadın aslında insan ırkının bağrında şekillenen daha derin, daha kuvvetli bir şeyin tecelli edişidir. Syf:23

Enerjiyi yalnız ışık formunda değil, hareket gücü olarak veya başka bir enerji formunda, daha dolaysız bir şekilde bulunduğumuz çevreden alma ihtimali var. Bunun yapılacağı zaman gelecek; üstelik aydınlanmış bir seyirci karşısında bu sözleri sarf eden kişinin vizyoner olarak görülmeyeceği zaman geldi bile. Aklımızın almayacağı bir hızla sonsuz bir uzay içinde fırıl fırıl dönüyoruz, etrafımızdaki her şey bizim gibi dönüyor, her şey hareket ediyor, her yerde enerji var. Kendimizi doğrudan bu enerjiye açabileceğimiz bir yol olmalı. Sonra ortamdan, stokları hiç tükenmeyen o dükkandan alınan enerji ve çekilen güçle, çabasız elde edilen her türlü enerji biçimiyle insanlığın ilerlemesi büyük ivme kazanacak. Sırf bu muazzam ihtimalleri düşünmek bile zihnimizi genişletiyor, umutlarımızı kuvvetlendiriyor ve kalplerimizi neşe ile dolduruyor. Syf:76

Yazar: Nikola Tesla
Çevirmen : Peren Demirel
Sayfa Sayısı : 80
Basım Yılı : 2015
Yayınevi : Aylak Adam

Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı, Nikola Tesla'nın eserlerinden özenle derlenmiş bir seçkidir. 

"Nefretiniz elektriğe dönüştürülebilseydi bütün dünyayı aydınlatmaya yeterdi." 

"Bütün canlılar evrenin çarkında iç içe geçmiş dişlilerdir."

6 Ocak 2017 Cuma

ŞÜKRAN YİĞİT - ÇaTIKaTI aŞIKLaRI

Bu kitabı blogger arkadaşımız Kitap Sesleri’nden öğrendim, yazarı hiç duymamıştım ama konusu cazip geldi ve okudum...

Altmış yaşlarında, kitap/kırtasiye dükkanı olan yalnız bir kadının (Süreyya) kendine kiracı araması ile başlıyor roman, dükkanına astığı sıra dışı bir metni olan ilanla bulunan kiracılarda oldukça değişik insanlar (Laden ve Mercan) oluyor tabiatıyla... bunların yanına Süreyya’nın bir tanıdığı olan şiir tutkunu Berrin Hanımın gizemli ve zoraki varlığı da eklenince dördünün de hayat hikayeleri birbirine karışır ve keyifli bir romana sürükleniriz...

Romanı da karakterleri de beğendim, hüzün dozu yüksek bir hikayeydi ama güzeldi... sadece giriş kısmı gereğinden uzun tutulmuş ve çok dolandırılmıştı, sanki yazar konuya bir türlü giremiyor, nasıl başlayacağını bilemiyor gibiydi ama sonrası iyi geldi... ben yeni bir yazarla ve güzel bir romanla tanışmış oldum, size de öneririm...

Yazar:  Şükran Yiğit
Sayfa Sayısı : 252
Basım Yılı : 2015(3.Baskı) 2008(1. Baskı)
Yayınevi : İletişim

Yolları Arnavutköy'de bir çatıkatında kesişen üç kişi: Süreyya, Laden, Mercan. Üç farklı geçmiş, üç farklı bellek… Süreyya, şu yaşlılık günlerinde, tam gönlüne göre iki kiracı bulur çatıkatındaki iki dairesine: Güleryüzlü, şefkatli, sıcak kişiliğiyle "Güneyli Kadın" Laden ile soğuk, mesafeli, kapalı yapısıyla "Niteliksiz Adam" Mercan. Üçlü, kâh Süreyya'nın kitap-kırtasiye dükkânında, kâh evinde bir araya gelmeye başlar. Bazen iyi demlenmiş bir çay, bazen bir kadeh şarap, bazen Boğaz'ın esintisi, ama hep sırlar, hep bilinmeyenin gölgesi eşlik eder onlara. Süreyya'nın kâbusu haline gelen Berrin Hanım'ın esrarını çözmek zorundadırlar. Bu uğurda içine girdikleri labirentte Berrin Hanım'ın gölgesini kovalarken, kendi tarihlerini, yaşa(ya)madıkları aşklarını, yüzleşmelerini, günahlarını yavaş yavaş bize de fısıldayıverirler.

4 Ocak 2017 Çarşamba

ERICH SCHEURMANN - Göğü Delen Adam

Erich Scheurmann (1878-1957), Samoa’lı bir kabile reisi olan Tuiavii’nin 19. Yüzyıl Avrupasına dair görüşlerini içeren bu notları 1920 yılında Almancaya çevirerek bastırmış ve kitap büyük ilgi görmüş, aynı şekilde ülkemizde de oldukça seviliyor...

Tuiavii; kendi koyduğu kuralların, kendi yarattığı şeylerin kölesi olan ve çoğu zamanda bu nedenle mutsuz olan Avrupa insanını kendi açısından betimliyor...  bazı saptamalarını sevdim ama onbeş- yirmi sayfadan sonra sıkılmaya başladım ve bu kadar kısa bir kitap için çok zaman harcadım... velhasıl bu kitap bana uymadı ve okumasam da olurmuş diye düşünüyorum...

Yazar: Erich Scheurmann
Çevirmen : Levent Tayla
Sayfa Sayısı : 112
Basım Yılı : 2014(12. Baskı) 1988 (İlk Baskı)
Yayınevi : Ayrıntı

Papalagi denince beyazlar ya da yabancılar anlaşılır. Ama sözcüğü sözcüğüne çevrilirse "göğü delen" anlamına gelir.


Samoa'ya ilk misyoner bir yelkenliyle gelmişti. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, göğü delip geçmişti.


Yüzyılımızın başlarında yayımlanan Göğü Delen Adam bugün artık bir yeşil klasiği olarak okunurken, başlığının kaynaklandığı şiirsel metafor, bir de düz anlam içermeye başlıyor; çünkü Papalagi sonunda göğü gerçekten delmeyi başardı, "ozon deliğinin" içinden ne tür bir yelkenlinin çıkageleceğiniyse zaman gösterecek.-Ahmet Güngören, Çerçeve-


Teknolojinin günlük yaşamımıza getirdiği açmazlar her gün dünyamızda yeni "handikap"ların kapılarını aralamıyor mu? Birincisi bu "handikap"ları yalın, süssüz bir dille anlattığı için önemli Göğü Delen Adam. Uygarlığımızın bu karmaşasında yönelttiği acımasız okların hedefini bulması açısından önemli. Basit de olsa eleştirisini haklı gerekçelere dayandırması açısından önemli. İkincisi, bize pek az bildiğimiz dünyaların ufkunu açmasından önemli.-Refik Durbaş, Milliyet Sanat-


Sadece keyif için değil, üniversitede sosyoloji, antropoloji derslerinde ve hatta liselerde sosyal bilgiler derslerinde bile okutulabilir. (...) Gerçek bir Samoalının gözleriyle Batı'yı görmek, insanın ufkunu çok genişleten, yorumlara yepyeni boyutlar kazandıran bir süreç.-Semra Somersan, Cumhuriyet-

1 Ocak 2017 Pazar

GERALD MESSADIE - Gül ve Zambak

YILDIZLARIN JEANNE’I I. KİTAP

İthaki bu seriyi kitap fuarında çok düşük bir fiyata satıyordu ilk dikkatimi çeken o oldu, arka kapak açıklamasını çok beğendim hadi alayım dedim ama ne yazarı tanıdığım ne de seriyi bildiğim için üç kitabı birden almaya cesaret edemedim (parasal olarak yekün tutmasa bile eğer kötü çıkarsa kitaplığımı dolduruyor), diğer kitaplar ‘’Kurtların Yargısı’’ ve ‘’Amerikan Çiçeği’’ni bıraktım... ve büyük bir hata olmuş çünkü ilk kitabı çok beğendim şimdi diğerlerini bulup almam gerek, komik oldu biraz...

1931 Kahire doğumlu olan yazarın konusunu tarihten alan çok sayıda eseri var, bu romanda 1450 yılında Kral VII. Charles döneminde geçiyor... konunun detayına girmeyeceğim tanıtımda çok iyi anlatılıyor... 15 yaşındaki köylü kızı Jeanne’in her şeyini kaybettikten sonra Paris’e gelip aklı, çalışkanlığı, becerikliliği sayesinde biraz da şansının yaver gitmesiyle başarılı bir genç kadın haline gelmesini anlatıyor... tabii o dönem Fransa’sındaki kraliyet, kilise, üniversite ve servet sahiplerinin ilişkilerinin yanı sıra halkın durumuna da yer veriyor...

Tarihi romanları seviyorum bu kitap ta çok başarılı bir örnekti çok beğendim, kaçırmayın okuyun derim...

Yazar: Gerald Messadié
Çevirmen : Hakan Tansel
Sayfa Sayısı : 424
Basım Yılı : 2004
Yayınevi : İthaki

1450 Mayıs ayının o günü, Jeanne ormanda sepetini mantarlarla doldururken, talih ona sırt çevirmişti. Birkaç fersah uzaktaki evleri yağmalanmış, anne ve babası katledilmişti. Küçük kardeşi Denis ise ortada yoktu. Sadece eşekleri hayattaydı.

Bu katliamı gerçekleştirenler, bölgeye aç kurtlar gibi saldırıp, haraca kesen, intikama susamış İngiliz asker kaçaklarıydı. Saldırganlar, La Coudraye kilisesini de yağmalamış, kutsal eşyaların saklandığı dolabı talan etmişti. Papaz da öldürüldüğünden, ölmüş anne babasının cenaze duasını okumak, yüreği acı içindeki Jeanne'a düşmüştü.

Jeanne kederli yüreğini nasıl avutacaktı? Darağaçlarına asılmış insanlarla dolu meydanları ve çamura batmış sokaklarıyla, dilenci ve serserilerin yuvası olan Paris, ona acılarını unutturabilecek miydi?


Tüm varı yoğu eşeği, bir torba un, tereyağ ve biraz da tuzdan ibaret olan on beş yaşında bir kızdı o sadece. Çörek yapmaktan başka bir şey bilmeyen bu kız, hırsız ve soyguncuların arasında nasıl ayakta kalacaktı?

Vebanın kırıp geçirdiği, maceracılara teslim olmuş Fransa'da, hiç kimse Jeanne'ın hayatına yüksek değer biçmezdi. Ama gül iyilikseverdi, zambak ise yüce gönüllü. Bir kral -VII. Charles- ve bir şair -François Villon- onun güzelliğine uzun süre kayıtsız kalamazlardı.

28 Aralık 2016 Çarşamba

ROMAIN ROLLAND - Tolstoy'un Yaşamı

Stefan Zweig’in otobiyografisinde Fransız yazar Romain Rolland’a (1866-1944) rastladım, adını hiç duymamıştım ama Zweig o kadar iyi bahsediyordu ki bir eserini okumak istedim... ancak en önemli eseri ‘’Jean Christophe’’nin baskısı bulunmuyor, kitapçıda yalnızca bu kitap vardı; Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828-1910), üstelik Tahsin Yücel çevirisiyle daha ne olsun...

Bu bir biyografi değil,  Tolstoy’un eserleri ve felsefesi üzerine bir inceleme... hemen hemen her eserinin üzerinden geçiyor, tek tek mektuplarından, hikayelerinden, Çocukluk, Delikanlılık öykülerinden, Günlük’ünden, İtiraflar’ından, Savaş ve Barış/ Anna Karanina ve tüm büyük eserlerinden, yarım bıraktığı çalışmalarından ve ölümünden sonra basılanlardan uzun uzun bahsediyor... bunu yaparken yazarın o sırada ne düşündüğü, ne yaptığı, eserlerindeki hangi karakterin kendisi olduğu ve onun ağzından söylediklerinin yaşamının o bölümüne ne kadar uyduğunu belirtiyor...

Bu eserde belli bir kronolojik sıra izleniyorsa da bazen içiçe geçebiliyor, fikirler, inançlar, eserler havada uçuşuyor, dolayısıyla zaman zaman karmaşık olabiliyordu... Tolstoy’un ‘’Gerçek’’, ‘’Sanat’’, ‘’Aşk’’, ‘’Tanrı-İnanç-Din’’ ve ‘’Halk-Devrim’’ kavramlarına ilişkin düşünceleri, bunlar arasında savruluşu, özellikle din konusunda karısı ve ailesiyle ters düşmesi iyi anlatılıyordu... çok şey düşünen, hisseden, bazen bir söylediği, bir söylediğiyle tutmayan bir büyük sanatçı portresini çok güzel çizmişti, gözünüzde rahatlıkla canlandırabiliyorsunuz... diğer yazarlar özellikle Shakespeare, Goethe, Rousseau, besteciler özellikle Beethoven üzerine düşüncelerine de yer veriyordu...

Ben Tolstoy'dan yalnızca Savaş ve Barış, Anna Karanina ve Diriliş'i okudum, bu eserlerin anlatıldığı bölümleri daha iyi takip edebildim, açıkçası ne kadar çok eserini biliyorsanız bu kitabı o kadar çok seviyorsunuz... 

Sonuç olarak kapsamlı ve biraz akademik çalışma havasında bir eserdi, herkes okusun demek iddialı olabilir ama Tolstoy ilgi alanınıza giriyorsa okuyun, edebiyat alanında çalışıyorsanız mutlaka okuyun...

Sanırım bu yılın son yazısı, çok acı bir yıl oldu, pek umutlu olmasam da yeni gelen daha iyi olsun diyelim, Herkese Mutlu Yıllar... 

Yazar: Romain Rolland
Çevirmen : Tahsin Yücel
Sayfa Sayısı : 150
Basım Yılı : 2015 (2. Baskı) 1995 (1. Baskı)
Yayınevi : YKY

Tolstoy'un Yaşamı, yazara büyük hayranlık duyan ve onun yazın yaşamını dönemlere ayırma gereği duymadan bütünü ile seven birinden, büyük romancı Romain Rolland'dan ona bir selam. Tolstoy, her dönemde olduğu gibi, on dokuzuncu yüzyıl sonrasında da herkesi eserleriyle birleştiriyor çünkü. Her kesimden insan onun evrenselliğinde birleşiyor, onda kendini buluyor. Romain Rolland, Lev Nikolayeviç'in yaşamını anlatırken, ona yönelik iddiaları da ele alıyor: Tolstoy başkalarının fikirlerinden etkilendi mi, kriz öncesi ve sonrası diye iki kategoride değerlendirilebilir mi?.. 

Tolstoy düşüncenin ayrıcalıklı kişilerine seslenmez, sıradan kişilere, iyi niyetli insanlara seslenir. Bizim bilincimizdir. Bizim, biz orta halli insanların, düşündüğümüzü, kendi içimizde okumaktan korktuğumuzu söyler. Gururla dolup taşan bir önder değildir bizim için, insanlığın yukarısında, sanatlarının ve arılıklarının tahtında oturan, mağrur dehalardan değildir. Tolstoy -mektuplarında da kendini bu en güzel, en tatlı adla adlandırmaktan hoşlanırdı- bizim "kardeşimiz"dir.