13 Mart 2017 Pazartesi

ANTONIO SKARMETA - GÖKKUŞAĞI GÜNLERİ

CNR kitap fuarında Kırmızı Kedi standındaki görevli ile Gonçalo M. Tavares üzerine sohbet ederken bana bu kitabı önerdi... daha önce ne kitabı ne de yazarı duymuştum ama hem görevlinin açıklaması hem de arka kapağı okuyunca almasam olmazdı ve iyi ki almışım... muhteşem bir roman, muhteşem bir zamanlama...

Kitap 1988 yılında General Pinochet'in yaptığı referandumu anlatıyor ve acı olan şu ki bu kez de bizim başımıza geliyor (üstelik de 2017'de)...

'Hayır'' sesleri geliyor tüm ülkeden, 'Hayır'
'Hayır, hayır.'
Orada duyulan şarkı 'Hayır, hayır.'
Burada duyulan yine 'Hayır, hayır.'
Kadınlar söylüyor: 'Hayır, hayır.'
Ve gençlik 'Hayır, hayır.'
'Hayır' özgürlük demek.
Haydi hep birlikte 'Hayır' için.
Yaşam için: 'Hayır.'
Açlığa, 'Hayır.'
Sürgüne, 'Hayır.'
Şiddete , 'Hayır.'
İntihara, 'Hayır.'
Hepimiz dans edelim: 'Hayır.'
Hayır, hayır. (syf:63)

'Evet' ve 'Hayır' arasındaki sürtüşme uzun süre sürecektir çünkü bu bir ölüm kalım meselesidir. Farklı düşünenlere hayat tanımak ya da onları öldürmek arasındaki fark. Ben yaşananları asla unutmayacağım. (syf: 179)

Fazla detaya girmeyeceğim kitabı mutlaka okuyun. Geleceğimiz ve Çocuklarımız için ''Hayır''

Yazar: Antonio Skármeta
Çevirmen: Pınar Savaş
Sayfa Sayısı: 184
Basım Yılı: 2015
Yayınevi: Kırmızı Kedi

Şili'de, General Augusto Pinochet dönemi. Bir felsefe öğretmeninin oğlu olan lise öğrencisi Nico, babasının sınıfta ders anlatırken Pinochet'nin dikta rejimince acımasızca tutuklanmasına tanık olur. Nico'nun sevgilisinin babası olan Bettini, aynı zamanda Nico'nun babasının en yakın arkadaşıdır ve rejim tarafından işkence edilip kara listeye alınmış sol görüşlü bir reklamcıdır. Bettini son derece tuhaf bir taleple karşılaşır: İçişleri Bakanı, ülkenin kaderini belirleyecek referandumda ondan "Pinochet'ye Evet" kampanyasını yürütmesini istemektedir. Ama bu tekliften saatler sonra bu kez 16 fraksiyondan oluşan muhalefet cephesi de kendisine "Pinochet'ye Hayır" kampanyasını yürütmesi teklifiyle gelir. Maddi-manevi güç durumda olan Bettini, Pinochet diktasının sunduğu cezbedici ücretle ilkeleri arasındaki bir yol ayrımındadır.

Gökkuşağı Günleri'yle Planeta-Casamérica ödülünü 2011 yılında kazanan, Şili Ulusal Edebiyat Ödülü sahibi ünlü yazar Antonio Skármeta, bir diktatörün demir yumruğu altında inleyen Şili'nin içine düştüğü karanlığı ve bu karanlığın içinde çıkış yolu arayan gençliğin buhranlarını Latin Amerika edebiyatına özgü hayat dolu bir dille anlatıyor.

8 Mart 2017 Çarşamba

FAKİR BAYKURT - Yarım Ekmek

Yine daha önce okumadığım için utandığım bir büyük yazar Fakir Baykurt (1929-1999)... bu roman yaklaşık on yıldır kitaplığımda bekliyor neden bu kadar beklettim bilmiyorum ama zamanlamam kendiliğinden mükemmel oldu çünkü kitap toplumun bugün geldiği noktaya çok uydu...

Konunun detayına fazla girmeyeceğim aşağıda anlatılıyor zaten... tek başına Almanya’da (yazarında 1977’den ölümüne kadar yaşadığı Duisburg’da) 3 çocuğunu büyüten cesur kadın Kezik’in ölmüş kocasının kemiklerini getirmek için atıldığı macera içinde, Ülkemiz ile Almanya’nın bir karşılaştırması yapılıyor, toplumsal farklılıklar irdeleniyor... üstelik 1980 ihtilalinin olduğu zor günlerde geçiyor...

Ben romanı çok beğendim özellikle öztürkçe kullanımı çok hoşuma gitti, herkese öneririm...

Yazar:  Fakir Baykurt
Sayfa Sayısı : 370
Basım Yılı : 2007 (1998 İlk Baskı)
Yayınevi : Literatür

Bu dünyada, evlenip de Kezik Acar kadar mutlu olan kaç kişi vardır acaba? Daha dalında gonca iken, kendine eş seçer onu Demiryolcu Mustafa. Her şeyleriyle birbirinin dengidirler. Öyle iyi anlaşırlar ki, mutluluk eksik olmaz evlerinden. İyilerin iyisi, melek kocasından üç çocuğu olur Kezik'in; mutlulukları daha da perçinlenir. Ama feleğin oyunları çoktur. Bir oyun da Kezik için oynar. Bir kazayla alıverir Mustafa'sını, aşkını, erini, can yoldaşını Kezik'in elinden. Zavallı kadın, daha kaybına yanamadan, çocuklarıyla hayatta kalmanın derdine düşer. Almanya'ya işçi alıyorlardır o yıllarda. Yazdırır ismini çaresiz. Almanya'nın Duisburg şehrinde bir yaşlılar yurdunda bulaşıkçı olarak çalışmaya başlar. Hiç yakınmadan çalışır yıllarca, hatta gözlerini bulaşık sularının pirillerine feda eder. Ama emekleri boşa değildir; üç katlı bir ev alır, üç çocuğunu da gül gibi büyütür. İyiden iyiye yeni yurtlarına yerleşip, çocuklarının hepsi de hayatlarını burada kurunca, anlar Kezik artık köye asla dönemeyeceğini. Bundan böyle, onların vatanı Almanya'dır. Tek sorun, yıllardır hasretinden yanıp durduğu kocasının kabridir; o da Almanya'da olsun ister Kezik. Kafasına koyar bunu. Önce Almanya'da bir Türk gömütlüğünün oluşturulması, sonra da köyde kalan hısım akrabanın gönlünü kırmadan ve onca sınırı hiç sorun çıkmadan geçerek kocasının kemiklerinin getirilmesi gerekmektedir... Ama nasıl?

Fakir Baykurt bu kitabında, Kezik'i ve ailesini eksene yerleştirerek Almanya'daki Türklerin nasıl yaşadıklarını, sorunlarının neler olduğunu anlatıyor, üstelik aşkı, sevgiyi her satırda hissettirerek. Ayrıca, 80 İhtilali'nin Türkiye'de yarattığı çalkantılara, hiç yoktan verilen ölüm cezalarına, o dönemde yaşanan sosyoekonomik sıkıntılara da gerçekçi ve içten bir yaklaşımla değiniyor.

3 Mart 2017 Cuma

TIMOTHEE DE FOMBELLE - Esrarengiz Bavullar

Hani bir kitap okudum hayatım değişti denir ya ben de bir gün yanlışlıkla bir çocuk kitabı aldım ve Timothée de Fombelle’yi, yani muhteşem bir yazarı keşfettim... Bu da bir çocuk kitabı (12+), ilk okuduğum Vango serisinde yayınevinin kitabın türünü belirtmemesini eleştirmiştim bu sefer arka kapağa ilkgençlik ibaresi koymuşlar ve bu kez bilerek aldım, ayrıca ilkgençlik lafı da çok hoşuma gitti...

De Fombelle hakikaten çok başarılı bir yazar hem muhteşem bir hikaye kurguluyor, tarihi olaylarla harmanlıyor hem de romanı elinizden bırakamadan okutuyor, gerçekten mükemmel...

Hikaye; Periler Diyarının kahramanlarının bizim dünyamızda geçirdikleri bambaşka bir hayatı, geri dönmeye çabalamalarını anlatıyor... Prens İlian tam ikinci dünya savaşı sıralarında bizim dünyamıza geldiği için savaştan da bahsediyor ama Vango serisindeki gibi ana konu o değil... arada Prens İlian’ın dünyaya sürgüne gönderilmeden önceki hayatını da anlatıyor... her iki yaşamda birbirinden heyecanlı sürüp gidiyor...

Ben bu kitabı da çok çok sevdim, hiç ilkgençlik romanı gibi değildi bayıldım, size de şiddetle öneririm... sadece kendi yaş grubunda okuyanlar varsa onlar ne düşünüyor çok merak ediyorum, bana görüşlerinizi yazarsanız çok sevinirim...

Not: Aşağıdaki kitapları CNR Kitap Fuarı’ndan aldımJ böylece paylaşmış olayım...




Yazar: Timothée de Fombelle
Çevirmen : Elif Gökteke
Sayfa Sayısı : 276
Basım Yılı : 2016
Yayınevi : YKY

Tobie Lolness ve Vango serilerinin yazarı Andersen ödülü sahibi Timothée de Fombelle’den gerçek ve hayal arasında, hayal gücüne ve aşka göz kamaştırıcı bir övgü niteliğinde harika bir macera romanı.
Prens Iliån artık varlığına kimsenin inanmadığı uzak bir ülkeden geliyordu. Masallara da perilere de inanılmayan tek yere, tek çağa sürgün edilmişti. Ancak gerçek aşkı Oliå’nın onu geride bıraktığı ülkesinde beklediğinden emindi. Ne olursa olsun geri dönmenin bir yolunu bulmalıydı...
Fırtınalı bir günde dünyamıza düşen Prens Iliån kendisini 1936 yılının Paris’inde bulur. Perle ailesine katılır ve kaybettikleri oğulları Joshua Perle’in adını ödünç alarak sürgün hayatına başlar.
Tarihimizin tuzağa düşürdüğü bu esrarengiz prens, ülkesine ve aşkına giden geri dönüş yolunu bulabilecek midir?
Timothée de Fombelle, Esrarengiz Bavullar kitabıyla 2017 Carnegie Medal’a aday gösterilen yazarlar arasındadır.

27 Şubat 2017 Pazartesi

İLBER ORTAYLI - Eski Dünya Seyahatnamesi

‘’Üçüncü Dünya’nın tarifi ne fakirlik ne endüstrinin gelişmemişliğidir. Üçüncü Dünya yarını düşünmeyen toplumlardan oluşur. (syf:67)’’

İlber Ortaylı’nın bu eseri; 45 yıldır gezen bir seyyah olarak gittiği bir çok ülkeye ve şehre dair anlatmak istediklerini kapsıyor... bu ülkelerin kiminde tarih, kiminde kültür, kiminde uluslararası ilişkiler, kiminde ekonomi öne çıkıyor ama en çok da bizimle olan eski/yeni ilişkilerini anlatıyor...

Bu kitabın ilk baskısının yapıldığı yayınevinden bahsediliyor ama yıl yazılmamış (ben içinden cımbızlayarak 2007 gibi bir tarih buldum) 10. Baskı içinde yeni bir önsöz yazılmış ama içindekiler olduğu gibi bırakılmış diye düşünüyorum çünkü ülkemiz için neredeyse Avrupa Birliği'ne girecek, birçok ülkeyle iyi ilişkileri olan bir profil çiziyor o nedenle ben 2007’de kalmış diye düşündüm (gerçi ben o tarihte bile İlber Hocam kadar olumlu bir tablo çizmezdim o ayrı)... ve geçen bu on yılda hem bizde hemde ortadoğuda köprünün altından çok sular aktı ve manzara artık çok kötü o yüzden keşke bir güncelleme yapılıp basılsaydı iyi olurdu...  

Sonuçta okumaktan hoşnut kaldım, kısa kısa da olsa ülkelerin üzerinden geçmiş oldum ve yeni şeyler öğrendim, size de bu eseri öneririm...

Yazar:  İlber Ortaylı
Sayfa Sayısı : 288
Basım Yılı : 2014 (10. Baskı)
Yayınevi : Timaş

"Eski Dünya Seyahatnamesi rastgele bir isim değil. Henüz Balkanlar ve Ortadoğu'nun eski havasını muhafaza ettiği günlerdeki gezilerimi içeriyor. Tarih, gezginin vazgeçemeyeceği bir değerlendirme alanı… Benim eski dünyam, bugün artık değişiyor."

İlber Ortaylı


Atalarımızın Anadolu'ya gelmeden önce kaç asır oturduğu ve hâlâ da nüfusunun önemli bir kısmını kuzenlerimizin teşkil ettiği, edebiyatımızın ve dilimizin istesek de istemesek de, sevsek de sevmesek de atamayacağımız yüzde 40'ını oluşturan Ortadoğu'dan köşe bucak buram buram tarihimiz kokan Balkanlara; havasını yakaladığınız zaman kocaman bir coğrafyanın ve uzun bir tarihin küçülüp sizinle kucaklaştığı bir tiyatro olan Akdeniz'den okumakla, filmle, resimle anlaşılamayan Asya dünyasına; tezatlar içinde gelişen kapalı kutu Uzakdoğu'dan pek çok ünlü sanatçıyı bağrında yetiştiren sanatın ve tarihin merkezi Avrupa'ya kadar bir uçtan bir uca Eski Dünya üzerinde seyahate çıkmaya hazır mısınız?

Isfahan, Venedik, Kudüs, Kırım, Tokyo, Yemen, Barcelona, Bosna, Girit, Hindistan, Berlin, Japonya, Kafkasya, Türkiye… Günümüzün Evliya Çelebi'si İlber Ortaylı'nın dünya üzerindeki adımlarına eşlik ederken Eski Dünya düzeninin ülke ve şehirlerinin büyülü zamanlarına gidecek ve geçmişinizle yeniden usulca buluşacaksınız.


İlber Ortaylı'dan okurlarına keskin gözlemleri ve nesnel tespitleriyle zamanın derinliklerinden, tarihin katmanlarından bugünün dünyasını daha doğru anlama imkânı: Eski Dünya Seyahatnamesi.

19 Şubat 2017 Pazar

DAVID MITCHELL - Kemik Saatler

David Mitchell’den daha önce Jacob de Zoet’in Bin Sonbaharı’nı okumuş ve sevmiştim... bu kitabı gördüğümde ise hemen dikkatimi çekti, ciltli, şık bir tasarımı var, kapağı çok renkli ve canlı, incecik pırıl pırıl bir kağıda basılmış ister istemez ilgileniyorsunuz, zaten yazarı da sevmiştim okuyayım dedim...

Başlangıç olarak hiçbir kitapta bu kadar çok değişik/alakasız konunun uzun uzun anlatılıp sonunda bir şekilde anlamlı bir bütün oluşturduğunu görmemiştim varsa bile çok azdır herhalde... Kitap 6 bölümden oluşuyor ve ana konu zaman (daha doğrusu zamansızlık) olduğu için tarihi bir sıra izliyor, aşağıda bu kısımları anlatmaya çalışacağım...

1984: Holly Skyes İngiltere’de yaşayan onbeş yaşında genç bir kızdır, küçüklüğünde gaipten sesler duyduğu, hayali insanlar gördüğü için psikolojik rahatsızlığı olduğu sanılmıştır... aynı şekilde küçük erkek kardeşi Jacko’da sürekli labirent resimleri çizen tuhaf bir çocuktur... Holly, erkek arkadaşı yüzünden annesi ile kavga ettiği bir gün evden kaçar, gitmeden önce Jacko ona bir labirent resmi verir ve her ne olursa olsun bu labirenti ezberlemesini ister öyle ki böyle bir labirente düşerse gözü kapalı bile olsa yolunu bulabilsin, Holly söz verir ve evden ayrılır böylece macera başlar, fantastik ana öğelerin ilki (Muvakkitler) ile de o günlerde karşılaşır... ayrıca bu bölümde Thatcher döneminin siyasal, sosyal olaylarını, aile ilişkilerini, İşçi partisini ve sosyalist hareketleri de epeyce anlatıyor...

1991: Cambridge’de okuyan aristokrat ailelere (aralarında orta sınıftan gençler de var) mensup delikanlıların okul hayatı ve idealleri ile başlıyor bu gençlerin İsviçre’deki bir dağ kasabasında kayak tatili yaparken başlarına gelenlerle devam ediyor... bu gençlerden biri olan Hugo Lamb, normal insanların doğru-yanlış dediği şeylere pek takılmayan, her şeyi kendi istediği gibi görüp, çıkarı için eğip bükebilen biridir, bu kasabada bir barda çalışan Holly ile tesadüf sonucu karşılaşır, ondan hoşlanır ama hayatın başka bir planı vardır... ayrıca bu bölümde romanın fantastik hikayesi açılmaya başlar ve ana gruplardan ikincisi olan Münzeviler ortaya çıkar...

2004: Holly İngiltere’ye geri dönmüş, 6 yaşında bir kızı var, birlikte yaşadığı çocuğunun babası savaş muhabirliği yapan bir gazeteci, dünyanın tehlikeli bölgelerinden sonra Irak’ta haber kovalıyor, Holly’nin kızkardeşinin düğünü için hepsi Brighton’da toplanıyorlar, ufak ufak fantastik olaylar da yaşanmaya devam ediyor... ayrıca o dönemdeki önemli olaylar, Irak savaşı, Tony Blair, Bush, Britanya’nın Amerikanın köpeği olarak (bu ifade yazara ait) niye Irak savaşına karıştığı uzun uzun irdeleniyor, yazar bir çeşit günah çıkarıyor...

2015-2020: Crispin Hershey adında yazdığı ilk kitabı çok beğenilip satış rekorları kırmış, sonrasında bir daha o başarıyı yakalayamamış, çıkan son kitabı ise eleştirmenlerce yerden yere vurulan bir karakteri anlatıyor, herhalde kendi yaşadıkları ve yayıncılık sektörü ile ilgili olaylara mizahi olarak dokunduruyor, Crispin’in peşinde Şhangay’dan, Avusturalya’ya, A.B.D’ye neredeyse tüm dünyayı dolaşıyor... tam bu sırada Holly’de çocukken başından geçen ses duyma olayları ile ilgili bir kitap yazmış satış rekorları kırıyor, Crispin başlangıçta buna sinir olsa da sonrasında Holly ile çok iyi dost oluyorlar... bu arada dünyadaki tüm teknolojik, sosyal olaylara da değiniliyor... bence kitaptaki en gereksiz bölüm burasıydı hani olmasa hiçbir şey eksik kalmazdı, neden var sorusunun cevabını bir türlü bulamadım ve ben sıkılmadan okuduysam da o anki ruh durumunuza göre okuyucuyu sıkma potansiyeli oldukça yüksek olan bir bölümdü...

2025: Buraya kadar anlatılan bölümlerde azar azar ortaya çıkan fantastik hikayenin geliştirilip bitirildiği bölüm burasıydı... 

2043: Holly artık 75 yaşına gelmiştir ama dünyanın geldiği yer tüylerinizi bile ürpertecek noktadadır... bu bölümde de ciddi bir distopya hikayesi anlatıyor...

Özetle böyle; kitabı severek, içine kapanıp, uzun uzun keyifle okudum ama sanki yazar bir sürü kısa roman yazmış da onları birleştirmiş gibi görünüyor... genelde ben bu tip birleşmiş romanları sevmiyorum ama bunda rahatsız olmadım, sadece Crispin’in anlatıldığı bölümler fazla olmuş diye düşündüm... konusu bol bu romanı ben beğendim size de öneririm...

Son olarak; Crispin’in romanı için yazılan eleştiri ile ‘’Bir: Hershey klişeden uzak durmayı o kadar aklına takmış ki, her cümlesi Amerikalı muhbirler kadar eziyet çekiyor. İki: Fantezi yan konu, kitabın Ulusa Sesleniş halleriyle o kadar kötü çatışıyor ki görmeye bile dayanamıyorum. Üç: Yaratıcılığımın dibi göründü, demek için karakterin yazar olması kadar etkili bir yol var mıdır?’’(syf:338) yazar kendi eleştirisini de kendi yapıyor...


Yazar: David Mitchell
Çevirmen : Sıla Okur
Sayfa Sayısı : 720
Basım Yılı : 2016
Yayınevi : Doğan Kitap

David Mitchell'ı kendi kuşağının en beğenilen yazarlarından biri kılan yaratıcılık ve zekâyla dopdolu insanı büyüleyen ve akıldan çıkmayacak bir öykü.

"Her canlı doğar, büyür, ölür; değil mi? Hayatın sözleşmesinde yazar bu. Ama ben buraya, bazı ender durumlarda bu değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddenin… tadil edilebileceğini söylemeye geldim."


David Mitchell, Hayalet Yazılar, 9. Rüya, Bulut Atlası, Siyah Kuğu Parkı ve Jacob de Zoet'in Bin Sonbaharı romanlarının yazarıdır. John Llewellyn Rhys Ödülü'nü, Geoffrey Faber Ödülü'nü ve South Bank Show Edebiyat Ödülü'nü kazanan yazar, iki kez de Booker Ödülü finalistleri arasında yer almıştır. Mitchell 2003 yılında Granta'nın Britanyalı En İyi Genç Romancılar listesine de seçilmiştir.


1984 yazının sıkıcı bir gününde evden kaçan genç Holly Sykes'ın karşılaştığı garip kadın, küçük bir iyilik karşılığında ondan "yataklık" talep eder. Holly'nin, kadının neye yataklık yapmasını istediğini anlaması için onlarca yıl geçmesi gerekecektir. Kemik Saatler, Holly'nin hayatını Gravesend'deki yaralı gençliğinden Avrupa'nın petrol rezervlerinin tükendiği sırada İrlanda'nın Atlantik Okyanusu kıyısında geçirdiği ihtiyarlığına kadar kıvrım kıvrım takip ediyor. Kız çocuğu, kız kardeş, anne ve manevi anne Holly Sykes aynı zamanda dünyamızın kıyısında ve gölgelerinde süregelen kanlı bir hesaplaşmada farkında olmadan yer alacak ve sonucu tayin edecek bir silaha dönüşecektir. Metafizik gerilim, ölümlülüğe dair tefekkür ve kendini yiyip bitirme üzerine kurulu modern çağımızın hesap defteri niteliğindeki bu rengârenk roman, David Mitchell'ı kendi kuşağının en beğenilen yazarlarından biri kılan yaratıcılık ve zekâyla dopdolu insanı büyüleyen ve akıldan çıkmayacak bir öykü.