19 Kasım 2013 Salı

MARİO LEVİ - Size Pandispanya Yaptım

Bu romanla ilgili ne diyeceğimi pek bilemiyorum... kitabı almamdaki amaç, okuma serüvenim ve sonunda kendimi bulduğum nokta çok alakasız... bu romanın arka kapak açıklamasına ilk baktığımda çok hoşuma gitmişti... neden bilmem çok akıcı, eğlenceli hatta neşeli bir havası olduğunu düşünmüştüm... sonra yazarın kitabın tanıtımını yaptığı ‘’Perşembe Buluşmaları’’na katıldım ve Mario Levi’nin enerjik anlatımıyla da kitap hakkındaki fikrim pekişti... okumaya başlayınca ise her şey darmadağın oluverdi... ilk yüz sayfada hiç konsantre olamadım, bir türlü konunun içine giremedim zor bela yapılan bir okuma oldu... oysa ki yazarın okuduğum diğer kitabını (Karanlık Çökerken Neredeydiniz) çok sevmiştim... devamı daha kolay okundu ama beklediğimin aksine roman çok ağır işliyor, çok karamsar ve mutsuz bir yanı var... belki ben çok farklı bir beklentiyle başladığım için böyle hissettim ama romanın bir ilerleyememe sorunu var...

Aslında bir aile hikayesi anlatılıyor, iki kızkardeş, onların çocukları, eşleri, torunları, sevgilileri ve dünürlerinden oluşan kalabalık bir aile... herkesin hikayesi de dramı da ayrı... birde yemekler var hikayelere bağlanan... o topluma has özgün yemekler bunlar, tek tek tarifleri veriliyor ve yazar bu konuda çok başarılı... yemeklerin de romanın kahramanları olduğunu özellikle hatırlatır biçimde hikayeye uydurarak ince ince tarifleri veriyor... yemekleri bu şekilde anlatabilmesi inanılmazdı neredeyse şiir gibi... roman böyle ifade edildiğinde çok iyi görünüyor ama okuyup bitirdiğimde sevdim dersem yalan olur...

Diğer yandan kitabın farklı bir üslubu da var hikayeyi birden fazla kişi anlatıyor... o da işleri biraz karıştırıyor ama beni rahatsız eden romanın kasveti ve ağır işlemesi  oldu... hep bulmayı umduğum coşkuyu aradım sanırım... konunun başında hiç konsantre olamadığım için bitirdikten sonra dönüp ilk bölümlerden epeyce bir kısmı yeniden okudum ama hissettiklerimde pek bir değişiklik olmadı... M. Levi söyleşisinde bu roman benim her zamanki romanlarımdan farklı demişti özellikle sayfa sayısı olarak... ilk yazdığımda 500 sayfa kadardı sonra eksilttim dedi.. belki de böyle yapınca kitabın ritmi mi bozuldu nedir?? veya iyi ki öyle yapmış daha uzun olsa nasıl okurduk?? sanırım bunu biz hiç bilemeyeceğiz...

Kitabın en iyi yanı yemek tarifleri... oldukça ilginç yemekler var özellikle et yemeklerini tatlı-ekşi beraber bir tarzda  yapıyorlar, bu benim sevdiğim bir tat değil ama börek ve kurabiye tarifleri çok güzeldi... neredeyse kalkıp yapacaktım o kadar...

Bu yorumu kitaptan bir alıntıyla bitireyim... Şöyle;

‘’Uzun süre suskunluğa gömüldü. Bu yası taşımaya en çok onun ihtiyacı vardı. Geceleri, sık sık bölündüğünü tahmin ettiğim uykularında oraya uçup, kızkardeşiyle birbirlerine yıllar boyu ördükleri duvarı yıkmayı, ablalığını birde böyle yaşamayı istemiş miydi? Geçmişe dair birçok hatıra da bu gecelerden geçmiş miydi? Kim bilir. Ama artık gidemeyeceğini görmüştü galiba. Belki uzatacağı elin istediğince tutulamayacağından korkmuştu. Belki de hayata karşı daha da sertleşmiş olabileceğini düşündüğü kızkardeşini bu haliyle görmek istememişti. İç dünyalarımızın cehennemi bizi anlatamayacağımız öyle çok odaya götürebiliyor ki..’’

Yazar: Mario Levi
Sayfa Sayısı :340
Basım Yılı : 2013
Yayınevi : Doğan Kitap

Mario Levi'nin son romanı Sana Pandispanya Yaptım, İstanbul Bir Masaldı'nın izinde giden akıcı,cazibeli,duygulu bir roman.

Mario Levi bu romanında yeni bir tat yolculuğuna çıkıyor. Bir tarihin izini sürme çabası bu aynı zamanda. Yolculuğun ruhunda 15. yüzyılda İberia'dan Osmanlı topraklarına göç eden atalarının kuşaktan kuşağa aktararak yaşattığı ve bugünlere kadar getirdikleri yemeklerin bıraktıkları ve hatırlattıkları var. Yemeklerin tariflerini de vermekten çekinmiyor yazar. Çünkü bu yemekleri defalarca yapmış, sevdikleriyle paylaşmış. Babaannesinden öğrendiklerinden sonra. Üstelik şimdi yeni yorumlarını da katıyor. Burada da rehberi Osmanlı mutfağının derinlikleri.Ancak bu kitap bir yemek kitabı değil.

Karşımıza çıkan aile albümleri ve bu albümlerin hatırlattıkları. Hikâyeler, anılar ve efsaneler hem hüzünlü hem de mizahi bir üslupla anlatılıyor. Tıpkı hayatın kendisi gibi. Bu kimilerine göre yemekler üzerine bir roman, bir başka deyişle anılarla derinleşen bir yemek romanı, kimilerine göre bir aşk hikâyesi, kimilerine göre de bir dönemin tanıklığı. Doğrusunu söylemek gerekirse de bunların hepsi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder