9 Haziran 2014 Pazartesi

HARUKİ MURAKAMİ - KOŞMASAYDIM YAZAMAZDIM

Sıkı bir Murakami hayranı ve yazarın türkçeye çevrilmiş tüm romanlarını okuyan biri olarak hakkında da epeyce bilgi sahibi olduğumu düşünüyordum... ama bu denemeyi okuyunca pek de bir şey bilmediğimi fark ettim... aslında bu kitap otobiyografi değil (yazar kendisi hatırat diyor), ağırlıkla koşma tutkusunu anlattığı arada bunu yazarlığına bağladığı bir anlatı...

Murakami’nin müziğe olan ilgisini biliyordum ama çeyrek asırdır koştuğunu her yıl bir tam maratona katıldığını, bir ultra maraton (100 km) koştuğunu bunun yanı sıra da triatlona (yüzme, bisiklet, koşu) katıldığını bilmiyordum... Zaten inanılmaz bir yazar olarak gözümde çok büyük bir yeri vardı birde böyle zor sporları büyük bir disiplinle yaptığını okuyunca iyice devleşti... bu kitabı yazdığı yıl 57 yaşında, hem New York Maratonunu hemde Boston Maratonunu koşuyor... sonrasında da triatlonla devam ediyor ve hayatını bu şekilde devam ettireceğini de belirtiyor...

Kendini yazar ve koşucu olarak tarif eden Murakami bu kitapta roman yazmaya nasıl başladığını, yazdığı ilk iki kitabı ile sonrasında hayli ses getiren romanı ‘’Yaban Koyununun İzinde’’yi anlatıyor... kitaplarıyla ilgili kısmı bu kadarla bırakmış ben bu hatıratın sonuna kadar -bana göre başyapıtı sayılan- ‘’Zemberek Kuşunun Güncesi’’nden bahsetmesini bekledim ama maalesef buna değinmemiş... umarım bundan sonra edebiyatla ilgili de bir hatırat yazar...

Eğer yazarı seviyorsanız bunu okursunuz zaten, tanımıyorsanız bile uzun mesafe koşuculuğunun disiplinini, hayata etkilerini görmek için bu kitabı mutlaka okuyun...

Yazar:  Haruki Murakami
Çevirmen: Hüseyin Can Erkin
Sayfa Sayısı : 176
Basım Yılı : 2013
Yayınevi : Doğan Kitap

Haruki Murakami’den bir tutku olarak koşmak ve bu tutkuyla terbiye edilen yazma eylemi üzerine eşsiz bir metin...

“Murakami Bey, insan sizin gibi sağlıklı bir yaşam sürünce zamanla roman yazamaz hale gelmez mi?”

Arada sırada insanlar bu soruyu sorar bana. Roman yazmak, sağlıksız bir 
eylem; yazar olan kişi de sağlıklı olmak dediğimiz çemberden uzak bir yerde, mümkün olduğunca sağlıklı denemeyecek bir yaşam sürmek zorundaymış gibi. 

Biz roman yazmaya çalıştığımızda, insanlığın temelinde bulunan zehir gibi bir şeyi istemesek de çekip çıkarır, görünür kılarız. Yazarlar az çok bu zehre maruz kalır. Bu zehir işin içine girmediği sürece, gerçek anlamda yaratıcılık eylemi ortaya konulamaz çünkü (tuhaf bir benzetmeyle söyleyeceğim ama balonbalığının zehirli kısmının aynı zamanda en lezzetli kısmı olmasıyla tıpatıp benzeyen bir durum galiba). Ama gerçekten sağlıksız olan şeylerle uğraşmak için insan mümkün olduğunca sağlıklı olmak zorundadır. Bu, benim tezim. Yani sağlıksız bir ruh bile, yine sağlıklı bir vücuda gereksinim duyar. İşte bu yüzden, böyle biri sanatçı olamaz, dense bile ben koşmaya devam ediyorum.

Haruki Murakami’den bir tutku olarak koşmak ve bu tutkuyla terbiye edilen yazma eylemi üzerine eşsiz bir metin... Koşmasaydım Yazamazdım kendini “utangaç biri” olarak tanımlayan yazarın belki de en kişisel kitabı.

2 yorum:

  1. Merhabalar!

    Ben de sizin gibi Murakami romanlarını gerçekten beğeniyorum. Romanları basit gibi görünse de bi' o kadar da derin olduğunu düşünüyorum.
    Yüksek olasılık okumuşsunuzdur ama "Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında" romanı ile ilgili de düşüncelerinizi okumak isterim mümkünse.

    Bol okumalı günler diliyorum! :)

    Not: Eğer zamanınız olursa, kendi bloguma da beklerim.
    yazimcakitap.blogspot.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuz için teşekkür ediyorum... Sınırın Güneyinde ilk okuduğum Murakami romanıdır, 8 yıl önce okumuş ve çok sevmiştim... hem yazarın tarzını çok iyi yansıtır hem de belli başlı bir konusu vardır (diğer kitaplarında pek de rastlanmayan) ... keyifle okunur... ben Murakami'yi merak eden, hiç okumamış kişilere bu kitabı öneriyorum, severseniz diğerlerinden devam edersiniz diyorum... benim Murakami sıralamamda ilk üçe girer...
      blogunuzu not aldım, takip edeceğim...

      Sil