TARJEI VESAAS - kuşlar
Şimdi gelelim senenin ilk kitabına; yazarın ismini kapatın ve okutun direkt Norveç edebiyatı derim o kadar belli... 2010'lu yılların başında Norveç edebiyatına sardırdığımda bu romanı çok okumak istemiştim ama olmadı, kütüphanede rastlayınca eski bir dostu görmüş gibi oldum ve buradayız...
İki kardeşin hikayesi anlatılıyor, kardeşlerden Mattis'in bir zeka geriliği var, ablası Hege yıllardır ona bakıyor, koruyup kolluyor... hikayeyi Mattis'in ağzından okuyoruz, sakin sessiz bir anlatımı var tam olarak ne hissettiğini içinizde duyabiliyorsunuz bu anlamda yazarı çok başarılı buldum... bir yandan da içimi bir keder, bir hüzün kapladı, kime üzüleceğimi bilemedim, Mattis'e mi Hege'ye mi?
Güzel romandı, okuyun ama iyi bir zamanınızda olsun...
Yazar: Tarjei Vesaas
Çevirmen: Deniz Canefe
Özgün Adı: Fuglane
Sayfa Sayısı: 240
Basım Yılı: 2015
Yayınevi: Timaş
“Evde bir iz kaldı. Kuş vuruldu, gözlerini yumdu, taşın altına kondu – ancak iz kaldı.”
Buz Sarayı’nın yazarı, İskandinav Edebiyat Ödülü sahibi Tarjei Vesaas’tan, nahif olduğu kadar şiddetli, aldatıcı basitlikte, sarsıcı bir roman: Kuşlar...
Mattis ve ablası Hege ile Norveç ormanlarının derinliklerinde bir gölün kıyısındaki kulübelerinde yaşar. Mattis bedenen bir yetişkin olsa da hayata çocuk gözleriyle bakar, öyle çalışır onun aklı. Ablası, ördüğü kazaklarla evi geçindirirken Mattis’i de insan içine çıkmaya, çalışmaya teşvik eder. Sonunda kayıkçı olmaya karar veren Mattis’in ilk ve tek yolcusu olan yabancı, hayatlarını hiç ummadıkları şekilde değiştirecektir...
XX. yüzyıl İskandinav edebiyatının en önemli isimlerinden Tarjei Vesaas’u zirveye taşıyan romanı Kuşlar, Deniz Canefe’nin kusursuz çevirisiyle...
“Bir başyapıt.” – Literary Review
“Gerçek bir edebî şaheser.” – Publishers Weekly
“Okumaktan büyük zevk aldığım roman.” – Doris Lessing
Tarjei Vesaas
1897’de, Norveç’te Vinje’de doğdu. 1923’te yazmaya başlayan Vesaas’ın ilgi çeken ilk romanları çiftlik hayatını anlattığı Det store spelet (Büyük Çevrim, 1934) ve Kvinner ropar heirri (Kadınlar Yuva Diyor, 1935) oldu. İkinci Dünya Savaşı, eserlerinin daha politik bir ton kazanmasına yol açtı. Huset i mørkret (Karanlıktaki Ev, 1945), Nazi işgali altındaki Norveç’in alegorik bir anlatımıdır. Vesaas, ününün doruğuna 1957’de yazdığı ve daha sonra filme de çekilen Fuglane (Kuşlar) ile ulaştı. Diğer eserleri arasında, Kimen (Tohum, 1940), uluslararası ödül kazanan hikâye derlemesi Vindane (Rüzgârlar, 1952) ve Is-slottet (Buz Sarayı, 1963) sayılabilir. Vesaas 15 Mart 1970’te doğduğu kasabada öldü.

İskandinavlardan okumak istiyorum ben de. Kendine has bir anlatımlarının olduğunu tahmin ediyorum ve sevebilirmişim gibi geliyor.
YanıtlaSilBiraz kasvetliler ama çok iyiler. Özellikle Versaas ve Kjersti Skomsvold hüzünlüler. Bir tane okuyun, Roy Jacobsen'den başlayabilirsiniz mesela:) Keyifli okumalar
Silah birkaç yıl önce okuyup blogda yazmıştım yaa çok iyi diye bu yazarın şimdi buz sarayı adlı kitabını da okuycam. bu yazar bu kuzey edebiyatının duayenlerinden gibi yaa ya bu romana hayran kalmıştım yaa :)
YanıtlaSilSiz yazdığınızda da konuşmuştuk çok iyi hakikaten. Buz sarayı benim de aklımda ama bakalım bakalım:) Keyifli okumalar
SilWao! Norveç edebiyatına girmişsiniz Gül Hanım :) çok sevindim. İskandinav ülkelerinden okumadığım kitaplar sayılıdır. Bu kitap okuduğum en güzel Norveç edebiyatı kitaplarından.
YanıtlaSilMattis'ın saf ve kırılgan anlarına adım atmıştım, doğa ile iç içe bir kitaptı, kuşların kanat sesleri, gölün sessizliği, ormanın uğultusu halen daha aklımda. Dürüst olmak gerekirse ablası Hege'nin sabrı ve yorgunluğu bana ağır gelmişti. Kayıkçı olma isteğini Viking toplumunun genlerine bağlamıştım. Kitabı bitirdikten sonra Mattis'ın tüm bu anlattıklarının trajediye dönüşmesi beni sarsmıştı zihin olarak. Ancak şunu da hatırlattı tabii, kırılgan ruhlar en güçlü yankıyı bırakır insanın içlerinde.
Bu arada ben Jorgen'e fena kurulmuştum. Çok güzel bir kitap seçmişsiniz, gerçekten bravo.
Norveç, Japonlarla beraber favori ülkelerimden:) Bu kitapta sizin ve Deeptone'nun coşkusunu duyamadım, bende daha çok keder ağır bastı ama sonuçta roman iyi. Teşekkürler
SilYani aslında hüzünlü bir kitaptı, ben içimde hüzün beslemediğim için ben de etkisi olmamıştı. Ancak Mattis'in hayatla başa çıkmaya çalışması ablası Hege'nin o'na her koşulda yardımcı olması etkileyiciydi. Hatta Mattis mesela dışlanma durumları da yaşamıştı, biraz üzücü gelmişti okurken bana. Ki bu durum Norveç edebiyatında fazla görülen bir şey değildir bu arada. Norveç edebiyatında hüzün fazla yoktur, derinlik hiç yoktur. Ben bir bu kitapta gördüm bu kadar hüznü. (Norveç edebiyatı olarak)
SilAslında yazar tam olanı anlatmış dünya böyle, Mattis gibi insanlar hep dışlanıyor. Hege'de kendi hayatını yaşayamıyor çünkü kardeşine bakmak zorunda çok kötü bir kısır döngü bu. Yazarın başarısı bunu okura geçirebilmiş olması o anlamda çok iyiydi. Norveçlilerde yalnızlık, hüzün, keder var örnek: Kjersti Skomsvold. Neyse sonuçta iyi edebiyat okuyalım:)
Silhımm konu keder evet ama coşkulandıran durum şey, edebiyatın gücü, anlatımın gücü insanı heyecanlandırıyor, yaşama sevinci veriyor, böyle bir anlatımın olduğu dünyada bir okur olmak ne güzel diyor insan :)
YanıtlaSilKesinlikle:) iyi ki böyle yazarlar ve böyle kitaplar var.
Silİskandinav Edebiyatı'nı seviyorum ben. Hem üşüyüp hem okuyorum. Bu kitabı da inceleyeceğim
YanıtlaSilHem üşüyüp hem de okumak çok güzelmiş:) bende karlı havalar manzaralar vs. tasvirlerini çok seviyorum. Umarım bu romanı beğenirsiniz, sevgiler
SilSevdiğim kitaplardan biri. Ve o altta yatan hüzün ve sorumluluk çok etkilemişti. Norveç, İskandinav edebiyatlari favorim. İyi seneler 🪷
YanıtlaSilHem ülke hem de yazarları benim de favorim:) size de iyi seneler, sevgiler:)
SilThank you so much for sharing about this! Happy New Year and warm greetings to you from Montreal, Canada.
YanıtlaSilHappy new year to you too. Thank you:)
Sil