28 Mart 2016 Pazartesi

STEFAN ZWEIG - ÜÇ USTA: BALZAC, DICKENS, DOSTOYEVSKİ

Bir önceki kitapta yaşadığım hayal kırıklığından sonra güvenli bir limana gitmekte fayda vardı, bende Zweig’e sığındım... üstelik üç büyük ustayla birlikte... daha önce yazarın Balzac biyografisini okumuştum, bu kitabı görünce Balzac kısmı mükerrer olacak ama onu hatırlamış, diğer ustaları da öğrenmiş olurum diye düşünüp aldım... ama tekrar olmadı, çünkü bu kitap bir deneme ve üç ustanın romanlarında yer alan karakterleri inceliyor... Balzac kısmından ayrıca zevk aldım önceki kitabın tamamlayıcısı oldu...

Zweig ‘’Her üç deneme de eserlerin bilindiğini varsaymaktadır: Tanıtma değil, yüceltme, yoğunlaşma, özünü verme amacını gütmektedir’’ diyor giriş kısmında ve öyle olsa hakikaten iyi olur ama bilmeseniz bile mükemmel okunuyor... çünkü ustaların karakterleri oluştururken düşündükleri, hissettikleri şeyler, dünya görüşleri, karakterlerin yaratıcılarıyla olan benzeşmeleri, eserlerin ortaya çıktıkları dönem ve ülkeleri her şey tek tek elden geçiriliyor... Goethe, Shakespeare, Fielding, Flaubert, Hugo, Wilde, Tolstoy, Puşkin gibi ünlü yazarlarla da karşılaştırmalar mevcut...

Kitaba çok sayıda etiket yapıştırdım neredeyse her satırın altı çizilebilir, hepsi buraya yazılabilir... ben en az sayıya indirmeye çalıştım ama yine de uzun oldu, umarım sonuna kadar okuyabilirsiniz... ama kitabı Mutlaka Okuyun....

BALZAC (1799-1850)
Hiçbir yazar kendini işine bu yoğunlukla kaptırmamış, hayallerine ondan daha kuvvetle inanmamıştır; hiçbirinin sanrıları, kendini kandırmanın sınırlarına bu denli yaklaşmamıştır. Balzac, heyecanlarını, çarkı muazzam hızla dönmekte olan bir makine misali bir anda durdurmayı, aynadaki yansıması ile gerçekliği birbirinden ayırmayı bu dünya ile diğeri arasına net bir çizgi çekmeyi her zaman beceremezdi. Çalışma sarhoşluğuyla, yarattığı kişiliklerin varlığına ne denli inanmış olduğuna dair anekdotlar koca bir kitap doldurur; tuhaf ve çoğunlukla biraz ürkütücü anekdotlardır bunlar. Bir dostu odaya girer, Balzac dehşet içinde üzerine atılır: ’’Düşünsene, bahtsız kadın kendini öldürdü!’’ Ne var ki arkadaşı korku içinde karşılık verince, sözü edilen kişiliğin sadece onun kendi yıldızlar aleminde yaşayan Eugenie Grandet olduğunun farkına varır. (syf:37)

Romanın, iç dünyanın ansiklopedisi olduğu fikri onunla birlikte başlar, Dostoyevski gelmese, onunla birlikte bittiği de söylenebilirdi. (syf:51)

Eseri uçsuz bucaksızdır. Seksen cildin içinde bir dönem, bir dünya, bir nesil yatar. Daha önce böyle muazzam bir şey bilinçli olarak hiç denenmemiş, çok büyük bir iradenin cüreti hiç daha iyi ödüllendirilmemiştir. Zevk almak, akşamları kendi dar dünyalarından kaçarak yeni imgeler ve yeni insanlarla dinlenmek isteyenlere heyecanlı ve hareketli bir oyun, oyun yazarlarına yüz trajediye yetecek kadar malzeme, alimlere –çok doymuş birinin umursamazca masada bıraktığı kırıntılar misali- bir yığın sorun ve esin, aşıklara kendinden geçmeye örnek oluşturacak ateş sunulmuştur. Fakat en muazzamı, onun yazarlara bıraktığı mirastır. Tamamlanmış olanların yanı sıra Comédie humanie taslağında bitmemiş, yazılmamış kırk roman daha vardır; (.....) Balzac bir seferinde şöyle demiştir: ‘’Dahi, düşüncelerini her an fiile çevirebilen kişidir. Fakat çok büyük bir dahi bu fiiliyatı ilelebet sürdürmez; yoksa fazlasıyla Tanrı’ya benzerdi.’’ Bunların hepsini tamamlayabilseydi, tutkuların ve olayların çemberini kendi içine bağlamayı sürdürseydi, eseri kavranamaz biçimde gelişirdi. Kendisinden sonra gelecek herkes için erişilmezliğiyle korkutucu, gaddarca bir şey olurdu bu; oysa bu haliyle –tamamlanmamış benzersiz bir torso olarak- erişilemez olana erişmek isteyen her yaratıcı irade için muazzam bir teşvik, muhteşem bir örnek oluşturmaktadır. (syf:54)

DICKENS (1812-1870)
Gerçek bir İngiliz olarak ahlakın temellerine dokunmaya kalkışmadı; muhafazakarlar için bunlar İncil kadar kutsaldır. İşte bu hoşnutluk, çağının düşük heyecanlı ruhsuzluğu, Dickens için çok tipiktir. Hayattan fazla bir şey beklemiyordu; kahramanları da öyle. Balzac’ın kahramanı muhteristir, egemenlik peşindedir, şiddetli bir iktidar özlemiyle yanıp tutuşur. Hiçbir şey ona yetmez, hepsi doyumsuzdur, her biri bir dünya fatihi, bir devrimci, bir anarşist, aynı zamanda bir tirandır. Birer Napoléon mizacına sahiptirler. Dostoyevski’nin kahramanları da ateşli ve coşkuludur; iradeleri dünyayı devirir ve muazzam bir tamah içinde yaşamın gerçeklerinin üzerinden aşıp kendilerince hakiki hayata sarılırlar; burjuva ve insan olmak istemezler, her birinde bütün tevazuun ötesinde birer mesih olmanın tehlikeli kibri ışıldar. Bir Balzac kahramanı dünyaya boyun eğdirmek, bir Dostoyevski kahramanı dünyanın üstesinden gelmek ister. Her ikisinin de gündelik olanın dışına çıkmak, bir ok gibi sonsuzluğa doğru atılmak iddiası vardır. Dickens’ta insanların hepsi mütevazidir. Tanrı’m, ne ister bunlar? Yılda yüz pound, iyi bir kadın, bir düzine çocuk, iyi dostlar için cömertçe kurulmuş bir sofra, Londra’da penceresi yeşilliğe bakan, küçük bahçeli bir kır evi ve bir avuç mutluluk. Onların ideali cahil, zevksiz bir küçük burjuvalıktır: Dickens’ta bunlarla yetinilmelidir. Onun bütün insanları, içten içe dünyanın düzeninin değişmemesini ister; ne zenginlik ister ne yoksulluk; istedikleri, bu rehavet içindeki orta kararlılıktır, böyle bir hayat düzeyi bakkal çakkal için ne denli bilgeceyse, sanatçılar için o denli tehlikelidir. Dickens’in idealleri yoksul çevrenin renkleriyle solmuştur; eserlerinin arkasında öfkeli bir tanrı değil, kargaşayı düzene sokan biri vardır; devasa ve insanüstü biri değil, hoşnut bir seyirci, sadık bir burjuva. Burjuvalık, Dickens’in bütün romanlarının atmosferidir. Bu yüzden onun büyük ve unutulmaz işi, aslında sadece burjuva romantizmini, düzyazının şiirini keşfetmektir. Bütün uluslar içinde ilk o, gündelik hayatı en şairane biçimiyle edebiyata sokmuştur. Bu sağır griliğin içinde güneşi parlatmıştır (syf: 67-68)


DOSTOYEVSKİ (1821- 1881)
Dostoyevski’nin hayatında her şey melodram olarak başlar ama daima trajediye dönüşür. Tümüyle gerilim üzerine kuruludur; hayati kararlar, hükümler, birbirine geçiş süreci olmayan, ayrı ayrı anlar olarak özetlenmiş, sıkıştırılmıştır; kaderinin tümü böyle on yada yirmi coşkunluk ya da çöküş anıyla tayin edilmiştir. Hayatın epilepsi nöbetleri –bir anlık coşkunluk ve şuursuz bir çöküş- olarak nitelenebilir. Her coşkunluğun ardında gevşeyen duyguların boz bulanık alacakaranlığı bekler pusuda ve uzun süren bulutlu havaların ardında yeni, öldürücü bir yaşam şimşeği şekillenir ihtiyatla. (syf:104)

Dostoyevski’nin sanatsal gözlem süreçleri ise şeytanlıktan ayrılamaz. Diğerlerinin sanatı bilimse, onunki kara büyüdür. Deneysel kimya ile değil gerçekliğin simyasıyla, astronomiyle değil ruhun astrolojisiyle uğraşır. Serinkanlı bir araştırmacı değildir. Ateşler içinde sanrılar gören biri gibi şeytani, korkulu bir rüyadaymış gibi bakar aşağıya, hayatın derinliklerine. (syf:153)

Dostoyevski romanlarında asla bir dinlenme anına, asla okumanın yumuşak müzikal ritmine rastlanmaz, asla rahat soluk almaya izin vermez, insan sürekli elektrik şokuna tutulmuşcasına gitgide daha da kızışarak, yanıp tutuşarak, huzursuzluk ve merak içinde sayfadan sayfaya sıçrar durur. Onun edebi gücünün etkisi altında bulunduğumuz sürece biz de ona benzeriz. Dostoyevski, bu ezeli düalist, bu çelişkilerin çarmıhındaki insan, kendi içinde, kahramanların içinde olduğu gibi okurun içinde de duygu bütünlüğünü havaya uçurur. (syf:161)

Dostoyevski’nin okurla ilişkisi ne dostane ne de huzurludur; bilakis tehlikeli, zalim, şehvetli güdülerle dolu bir uyumsuzluktur. Diğer yazarlarınki gibi dostluk ve güven dolu değil, kadın ile erkek arasındaki gibi tutkulu bir ilişkidir. (syf:172)

Hiçbir sanatçının ıstırabı, asla epilepsinin sanata dönüşmesi kadar müthiş olamaz; zira Dostoyevski’den önce hayatın zenginliği, zaman ve mekan bakımından bu kadar dar bir ölçü içinde hiçbir zaman yoğunlaşmamıştır. (syf: 177)

Edebiyatta sınırları aşan önemli kişiler arasında günümüzün en büyüğü Dostoyevski’dir; ruh alanında kimse ondan daha fazla yeni ülke keşfetmemiştir; bu müthiş, bu ölçüye sığmaz adamın kendi ifadesiyle ‘’ölçülemezlik ve sonsuzluk, yeryüzünün kendisi kadar elzemdi’’. Dostoyevski hiçbir yerde duraklamamıştır, ‘’Her yerde sınırı aştım,’’ diye yazar bir mektubunda gururla ve kendinden yakınarak, ‘’her yerde’’.(syf:184)

Tanrı meselesinde de, hepimizin içinde saklı, fakat hiçbir fanide Dostoyevski’deki kadar kapsamlı olmayan, iflah olmaz ikilemin uçurumu açılır. O, herkesten inançlıdır ama aynı ruhun içinde aşırı bir ateisttir (syf:199)

Yazar: Stefan Zweig
Çevirmen : Zehra Kurttekin
Sayfa Sayısı : 216
Basım Yılı : 2015
Yayınevi : Can

Roman yazarı aslında kimdir? Stefan Zweig, Üç Usta'da bu soruya cevap arıyor ve yarattıkları unutulmaz figürler evreniyle epik dünyalar kuran üç edebiyat dehasının eserlerinde dolaştırıyor bizi. Zweig'ın "Dünyanın Mimarları" adını verdiği dizinin ilk kitabı olan Üç Usta, bireyin hayata tutunma çabası ve direnç sınırları üzerinden Balzac, Dickens ve Dostoyevski'nin eserlerindeki evren modellerini serimliyor. Üç Usta sadece bu üç büyük yazarın evreninde dolaşmak için değil, modern zamanlarımızın modern insanını anlamak için de gözden kaçırılmaması gereken bir kitap. Dünya edebiyatının bir başka usta kaleminden, Stefan ZweIg'ın gözünden Balzac, Dickens ve Dostoyevski'ye yakından bakmak için eşsiz BİR dilsel lezzet, benzersiz bir edebî deneme.

10 yorum:

  1. hmmm duymamıştım bu kitabı, ilgi çekici geldi.. klasik okumalarımda biraz yol aldıktan sonra okuyabilirim. teşekkürler, sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitap Sevinci, büyük yazarların bilmediğimiz yönlerini okumak iyi oluyor:) sevgiler:)

      Sil
  2. Ben de aldım bu kitabı, şu anda kütüphanemde okunma sırasını bekliyor. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fatoş Hanım, size de iyi okumalar, sevgiler:)

      Sil
  3. çok sevdiğim bir kitap bu, keyiften bayılarak okudum ben de. ama eski bir baskısını buldum bir sahafta öyle okudumdu. ayrıca, zweig çok önemli. ayrıcaaa, söylesenee, ben böyle bir kitap daha okudum. yine, bir yazar, üç yazarı anlatıyor ama unuttum adını kitabın, kimler vardı onu da unuttum. of niçe vardı galiba. ayyy dur nasıl bulcam ben bu kitabı şimdiii. bulursam sana da sölüyüm :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deeptone, kitabı bulabilirseniz iyi olur gerçekten, ben yazarları anlatan kitapları seviyorum:) sevgiler:)

      Sil
  4. Zweig hiç okumadım ama kitabını aldım :)) Okunacak yakın zamanda :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kağıt Salıncak, iyi okumalar o zaman:) sevgiler

      Sil
  5. fena halde merak ettim :) teşekkürler paylaşım için...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim, sevgiler:)

      Sil