ERLEND LOE - Bildiğimiz Dünyanın Sonu

İki yıl önce yazarın Doppler romanını okumuş, çok sevmiş ve sayesinde Norveçli yazarları keşfetmiştim... dolayısıyla devam kitabı çıkar çıkmaz okumak istedim, neredeyse romanın sonuna gelmişken Utku Yıldırım'ın blogundan bunun üçüncü kitap olduğunu öğrendim, ikincisi nedense çevrilmemiş... gerçi sırayla gitseydi de fark eder miydi bilmiyorum çünkü bu roman benim için bütünüyle hüsran oldu... büyük bir hevesle başlayıp, hiç sevmeden, yarıdan sonrasını çok sıkılarak, kısa olduğu için bari bitireyim diye okudum...

Doppler'i bu kadar sevmişken bu niye böyle oldu derseniz; ilk kitapla hemen hemen aynı konuyu (ana fikir olarak) anlatıyordu ve dönüp dönüp medeniyetin insanı nasıl köle hale getirdiğini okumanın bir orjinalliği kalmadı... bana gereksiz bir tekrar gibi geldi ve harcadığım zamana değmedi... 

Sonuç olarak bu romanla Doppler serisine de, Erlend Loe'ya da nokta koymuş bulunuyorum...

Yazar: Erlend Loe
Çevirmen: Dilek Başak
Özgün Adı: Slutten pâ verden slik vi kjenner den
Sayfa Sayısı: 223
Basım Yılı: 2018
Yayınevi: YKY

“Zaman her şeyi silip süpürür.”
Eserleri yirmiden fazla dilde okunan Norveçli yazar Erlend Loe’nun unutulmaz bir modern zaman figürüne dönüşen kahramanı Doppler yuvaya dönüyor. Doppler romanının devamı niteliğindeki Bildiğimiz Dünyanın Sonu ormanın derinliklerinden sistemin derinliklerine uzanıyor: Çemberin içinde duramayanların bütün oyunlardan kovulduğu bir dünyada özgür kalmak mümkün mü?
Ormanın derinliklerinde geçirdiği macera dolu ayların ardından bir ailesi olduğunu hatırlayan Doppler, geyiği Bongo’yu boynuzlu hayvanlar barınağına bırakıp soluğu Oslo’da alır. Kendisini ölesiye özlediklerine inandığı karısına ve çocuklarına kavuşacağı için çok heyecanlıdır ama küçük bir problem vardır: Onca yıllık posta kutusunun üzerinde “Andreas Doppler” değil, “Egil Hegel” yazmaktadır! Dibe vurduğunu düşünür ama aşağılanma nedir, görmemiştir henüz..
Hafiflemiş ve özgür hissediyordu kendini. Gerçekten özgür. Borcu yoktu, işi yoktu, yükümlülükleri yoktu. Sadece kendisi vardı. İyisiyle kötüsüyle. Ve güzel bir geyiği. Vergi dairesinin bisiklet parkına bağladığı Bongo’yu çözdü ve durup üst katlara baktı.
Her yerde toplantılar yapıldığını varsayıyordu; bu toplantılar ki, hem araştırmalar hem de deneyimler sonucu yalnızca yersiz olmakla kalmıyor, doğrudan verimi de baltalıyordu.
Bongo’ya tırmanırken yüzüne bir gülümseme yayıldı. Artık bu hayattan elini eteğini çekiyordu.



NOT: Bugün (02.10.2018) YKY'de Erlend Loe'nun imza gününe gittim ve tüm kitaplarımı imzalattım.
Bu resimde kitaba yapıştırdığım etiketleri soruyor:)

Yorumlar

  1. Doppler'ı bende okuyup beğenmiştim. Devam kitaplar genelde hüsran oluyor. Utku Yıldırım'ın yorumunu bende okudum. O yorumda çok olumsuz bir durumdan bahsetmemisti, ancak sizin olumsuz yorumunuz beni kararsız bıraktı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kitaplara Kaçanlar; devam kitapları için bende sizin gibi düşünüyorum ama bu romanda öyle olacağı aklıma gelmemişti. Bu sefer dilini de sevmedim çok cinsiyetçi ve depresif yazılmıştı, tekrar tekrar gibi hissettiğim için de çok sıkıldım. Ama bana hitap etmemiş de olabilir bence siz kararsız kalmayın ve okuyun, zaten çok kısa ve kolay okunuyor. Okursanız eğer siz nasıl bulacaksınız diye merak ettim şimdi. Kitaplı günler dileğiyle.

      Sil
  2. Aynı şeyin tekrarının sıkıcı olması doğal demek yazacak yeni konu bulamamış herhalde:), hiç okumamıştım ama Doppler'i okumak isterim. Eline sağlık Gül'cüğüm.....sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Müjde Hanım, ne kadar çok söylersem o kadar daha iyi anlaşır (hani kırk kere söylersem olur gibi) diye düşünüyor sanırım. Doppler daha doğru seçim:) teşekkürler, sevgiler:)

      Sil
  3. Bir kitabı okuyup mutsuz bitirince üzülenlerdenim ben de..
    Keşke buna harcadığım vakti başka kitaba harcasaydjm diyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çünkü zaman önemli, hangi hızda okursak okuyalım asla yeteri kadar kitap okuyamayacağız. Aslında ben sevmediğim zaman değilde sıkıldığımda, bitmesine ne kadar var diye düşünerek okuduğumda daha mutsuz oluyorum. Neyse güzel kitaplara diyelim, sevgiler Sevim Hanım:)

      Sil
  4. hıms o zaman doplerı okuyayım işallah :)

    YanıtlaSil
  5. böyle büyük hevesle başlanıp da hayal kırıklığına uğramak kötü oluyor gerçekten..:) keyifli okumalar Gül Hanım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Maalesef:( size de keyifli okumalar Eren Hanım, teşekkürler, sevgiler:)

      Sil
  6. Bu kitabın reklamını gördüğümde ilgimi çekmişti, ancak şimdi biraz mesafe girdi aramıza. Galiba sadece ilkini okumak yeterli olacak gibi görünüyor. Neşeli sevgilerle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mutlu Anlar Koleksiyoncusu (bu arada isminiz çok hoş), ilk kitabı okuduktan sonra duruma göre karar verirsiniz o vakit:) teşekkürler, sevgiler:)

      Sil
  7. tabula rasa izledim sevdim saool :) sen deee, la chalet ve la mante adlı iki diziyi izlesenee :) ilki bir fransız dağ köyünde cinayetler, ikincisi bir seri katil ve onu kopya eden taklitçi katil, ikisini de sevdim, kısa diziler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğenmenize sevindim:) iki diziyi de not ettim bakacağım teşekkürler:)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ALAIN-FOURNIER - ADSIZ ÜLKE

STEFAN ZWEIG - İNSANLIĞIN YILDIZININ PARLADIĞI ANLAR

STEPHENIE MEYER - KİMYAGER