22 Kasım 2012 Perşembe

HANS FALLADA - Herkes Tek Başına Ölür

Bugüne kadar okuduğum ikinci dünya savaşını dolayısıyla nazileri konu eden tüm romanlar, olayları yahudilerin başına gelenler üzerinden  anlatmakta ve  onların çektiği zulmü ortaya koyar nitelikteydi.... Bu kitap öyle değil... yazarın kendisi de 1935 yılında nazilerin ‘’tehlikeli yazarlar’’ listesine aldığı bir kişi... ve bu kitapta sıradan almanların gözünden, onların hayatı üzerinden  1940 yılından itibaren  nazi diktatörlüğünü anlatıyor... Buradaki kişiler fabrika işçileri, alt kademedeki memurlar, küçük dükkan sahipleri gibi sıradan insanlar....bunların yanı sıra asalaklar, dolandırıcılar, ispiyoncular da var bu sıradan kişilerin hayatını daha da zorlaştıran... tabi herkesin karşısında da  ‘’Gestapo’’  var... sonuçta karmaşa içinde  bir toplum portresi çiziyor yazar....nasıl oldu da başımıza bunlar geldi diye düşünmüyor bile çoğu... sadece korkuyorlar... nazilerden, devletten, birbirlerinden yani herkesten...tüm kitaptan dalga dalga  KORKU  yayılıyor...

Bu arada oğullarının savaşta ölmesi dolayısıyla olayın vahametinin ayırdına varan  fabrika çalışanı yaşlı karı koca ise mücadele etmeye ve insanları uyandırmaya çalışıyor.... seçtikleri yol için öyle ahım şahım bir şey beklemeyin ama kesinlikle yapabilecekleri en kolay, en mantıklı şeyi seçiyorlar ve ben fikri çok beğendim... işin süprizinin kaçmaması için yöntemi ve sonucunu yazmayacağım ama bir çaba bile gösterilmesi önemli o zamanda o toplumda... ve mücadele etmeye başladıktan sonra korkuları da bir nebze azalıyor ve özgürleştiklerini hissediyorlar...

‘’Gestapo’’yu  anlatımı da bana farklı geldi.. daha önce okuduğum romanlarda veya filmlerde çok zalim, çok sert ve disiplinli, planlı kararlar alan, astığı astık, kestiği kestik bir örgüt resmi çiziliyordu... zalimlik burada da anlatılmış onda bir değişiklik yok ama bunun yanı sıra pek zeki olmayan insanların yönettiği, ne yaptığı pek belli olmayan, olur olmaz fikir değiştiren dengesiz bir yapı şeklinde anlatılıyor, insanların korkusundan yararlanıp işlerini yıllarca yürütmüşler gibi... mahkemelerdeki yargıçlar, avukatlarda  öyle,  iktidarın gücüyle kendi kötülüklerini birleştirmiş, nazilerin istediği yönde kararlar veriyorlar...

Güzel bir anlatımı sürükleyici bir kurgusu var romanın... sadece kitabın  ‘’biz yapmadık naziler yaptı’’ söylemini az da olsa haklı çıkarmaya çalışan  bir yanı var gibi geldi bana ve bu durumu  yazarın objektifliğini zedeliyor  şeklinde yorumluyorum..

Son olarak kitaptan birkaç cümle yazayım;

..........‘’hepsi korkuyor!’’ diye her şeyi aşağılarmış gibi konuştu. ‘’fakat korkacak ne var? Biz yaşamlarını kolaylaştırdık, yeter ki söylediklerimizi yerine getirsinler’’ ‘’fakat insanlar düşünmeden edemiyor.  Sanıyorlar ki düşünmekle bir yere varacaklar!’’
'’söylenenlere uysunlar. Düşünmek  Führer’in görevi!’’


..........ülke insanlarını yarısı öteki yarısını içeri atıyor, yok ediyor. Bunun pek uzun süreceğini sanmıyorum..’’Durum ne kadar kötüleşirse o kadar iyidir. O zaman her şey daha çabuk sona erer!’’

.........bu salonda daha çok ilgi çeken, otuz kırk sanıklı davalar görülürdü. Çoğu kez yargıç karşısına çıkarılanlar, birbirlerini ilk kez görmelerine rağmen dava sırasında aynı gruba dahil oldukları ve hep birlikte ortak bir suç işlediklerini öğrenip şaşırırlardı. Sonunda da devlete karşı komploculuktan hüküm giyerlerdi.

İlginç değil mi??   okumanızı öneririm....

Yazar: Hans Fallada
Çevirmen: Ahmet Arpad
Sayfa Sayısı:
 608

Basım Yılı: 2011
Yayınevi:
 Everest

Dünya klasiklerinin unutulmuş eserlerinden biri olan Herkes Tek Başına Ölür, ilk baskısından yaklaşık altmış yıl sonra tekrar okurlara kavuşarak hak ettiği ilgiyi görmeye başladı. Amerika, İngiltere, Fransa, Almanya ve İsrail'de yüzbinler satan, yirmiden fazla dile çevrilen ve çevrilmeye devam eden roman, şimdi Everest Yayınları'nın dünya klasikleri dizisi kapsamında ilk defa Türkçede.
1940'ların Berlin'inde, Quangel çifti sıradan sayılabilecek bir yaşam sürmektedir. Otto Quangel, fabrikadaki işine gidip gelmekte, Anna Quangel, Nazi Partisi'nin kadın kolundaki çalışmalarına devam etmektedir. Bir gün, cephedeki oğullarının ölüm haberini almalarıyla beyinlerinde bir kıvılcım çakar. Yalnızca iki kişi de olsalar, bu acımasız faşizme meydan okumaları gerektiğini fark ederler. Böylece Gestapo memurlarını, Hitler yanlısı komşularını, aile dostlarını ve daha nice Berlinliyi kapsayan bir kovalamacanın ortasında bulurlar kendilerini.

20. yüzyıl Alman edebiyatının en heyecan verici isimlerinden biri olan Hans Fallada'nın gerçek bir hikâyeden esinlenerek yazdığı ve ölümünden kısa bir süre önce tamamladığı Herkes Tek Başına Ölür, her kitaplıkta mutlaka bulunması gereken bir cilt.

"Herkes Tek Başına Ölür, sokaktaki insanı anlatıyor. Zorbalığa dayanan düzenler tarafından ezilen herkesin, ahlaki bir zorunluluk olarak,özgürlüğü ve insan haklarını korumak için elinden gelen her şeyi yapması gerektiğini savunuyor. Öte yandan, verilen ütopik mutlakiyet sözleriyle büyülenen kitlelerin, terörün egemenliğini nasıl kabullenip desteklediklerini ve böylece insani duygularını nasıl kaybettiklerini gösteriyor."Moris Farhi
"Nazilere karşı Alman başkaldırışıyla ilgili yazılan en güzel kitaplardan biri." Primo Levi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder