Kayıtlar

BEYAZIT AKMAN - Son Sefarad

Resim
İMPARATORLUK II SULTAN BAYEZİD’İN SAVAŞI Beyazıt Akman’ın İmparatorluk serisinin ilk kitabı ‘’Dünyanın İlk Günü’’ nü okumuş ve çok sevmiştim... İstanbul’un fethini, II. Mehmet’i anlatan bir romandı... hikayeye II. Mehmet’in çocukluğundan başlıyor, İstanbul’un kuşatılması ve fethi  hem Osmanlılar hemde Bizans yönünden detaylı olarak anlatılıyor, padişahın şehzadeliği sırasında aldığı muhteşem eğitimin detaylarına giriliyor, İbn-i Rüşd, Gazali gibi düşünürlerin fikirlerine yer veriliyordu... bu arada yarattığı ikincil karakterler üzerinden güzel, sürükleyici bir öyküde sunuyordu okura... İstanbul’un fethi denildiğinde Roger Crowley’in ‘’Son Büyük Kuşatma 1453’’ adlı kitabından da bahsetmemek olmaz... Akman'da bu kitaptaki kuşatma bilgisinin çoğunu Crowley’in kitabından aldığını  kaynakça bölümünde belirtiyordu... konuyla ilgilenenlere hem Crowley’in kitabını hem de serinin ilk kitabını öneririm...     Şimdi   Son Sefarad romanına  gelecek ol...

SEBAHATTİN DEMİRAY - Senden Çok Uzakta

Resim
Bu roman gerçek bir hayat hikayesine dayanılarak yazılmış... muhteşem bir hikaye.. bazen insanların gerçek hayatları bir filmden veya bir romandan daha inanılmaz olabiliyor... bu da öyle bir şey işte...  Bazen verdiğiniz bir karar tüm hayatınızı değiştirir,  işte burada da yapılan hareket 1974 Kıbrıs savaşı sırasında yaralı bir Rum askerinin künyesini, ölmüş bir Türk askerinin künyesiyle değiştirmesi oluyor... ölümden kurtulmak için atılan bu adımın ona bir ömre ve bir aşka mal olacağını bilemeden....ve roman yıllar  sonra   bu kişinin  Y unanistan’a gömülen Türk askerinin kemiklerini ailesine teslim etmek için yeniden E ge'nin bir kasabasına gelmesi ve başından geçenleri tek tek hatırlamasıyla başlıyor...Türkiye’deki ailenin (o tarihte bir müddet onların yanında kendi oğullarıymış gibi kalıyor) dramı başka, kendi ailesinin ve sevdiği kızın Yunanistan’da ki dramı ise daha başka...  Başa gelmesine inanılmayacak olaylar, büyük umutlar, yanlış anlaşılm...

GONÇALO M. TAVARES - Kudüs

Resim
Toplumsal delilik ile bireysel deliliği anlatan bir roman bu... karakterlerin biri hariç tamamı delilerden oluşuyor... tek akıllı gibi görünen karakter  ise toplumların birbirlerine sebepsiz yere uyguladıkları eziyetlerin tarihini araştırıyor ve geleceğe yönelik bir grafik oluşturmak istiyor... hepsinin yolu bir şekilde kesişiyor ve hikaye devam ediyor.... Ben genelde bu tip konuları severim ama bu romanda ilk 40-50 sayfa bir türlü konsantre olamadım çok karmaşık ve anlaşılmaz geldi (yazarın çok özgün bir anlatımı var bununda etkisi oldu sanırım) sonrasında yavaş yavaş alışmaya başladım, son sayfaya geldiğimde kitabı beğenmiştim ve bundan sonra keşke 200-300 sayfa daha olsaydı diye düşündüm...  kitabın arka kapağı çok iyi açıklıyor,  bu hakikaten kara bir kitap o yüzden zor adapte oluyorsunuz zaman zaman kendinizi rahatsız hissediyorsunuz ama bitirdiğimde okuduğuma değdi diye düşündüm... Özellikle toplumsal delilik ile ilgili saptamaları ve bireysel davranışlarımızı...

HANS FALLADA - Herkes Tek Başına Ölür

Resim
Bugüne kadar okuduğum ikinci dünya savaşını dolayısıyla Nazileri konu eden tüm romanlar, olayları Yahudilerin başına gelenler üzerinden  anlatmakta ve  onların çektiği zulmü ortaya koyar nitelikteydi... bu kitap öyle değil... yazarın kendisi de 1935 yılında Nazilerin ‘’tehlikeli yazarlar’’ listesine aldığı bir kişi... ve bu kitapta sıradan Almanların gözünden, onların hayatı üzerinden  1940 yılından itibaren  Nazi diktatörlüğünü anlatıyor... buradaki kişiler fabrika işçileri, alt kademedeki memurlar, küçük dükkan sahipleri gibi sıradan insanlar... bunların yanı sıra asalaklar, dolandırıcılar, ispiyoncular da var, bu sıradan kişilerin hayatını daha da zorlaştıran... tabi herkesin karşısında da ‘’Gestapo’’ var... sonuçta karmaşa içinde  bir toplum portresi çiziyor yazar... nasıl oldu da başımıza bunlar geldi diye düşünmüyor bile çoğu... sadece korkuyorlar... Nazilerden, devletten, birbirlerinden yani herkesten... tüm kitaptan dalga dalga  KORKU yayılıyor... ...

TAHİR MUSA CEYLAN - Bir Zamanlar Bakırköy

Resim
Yazarın daha önce   ''Kestane Kıranında Kadınlar''  romanını okumuş çok sevmiştim... sonra o kitabın devamını  ‘’Elli Yıl Sonra Kül’’  ü okudum onu daha çok sevdim... bu iki kitap Anadolu’nun küçük bir kasabasında yaşayan bir ailenin kuşaklara dayanan hikayesini anlatıyor... ilgimi çeken yalnızca konunun güzelliği değil, yazarın dili  o kadar etkileyici ki büyülenmiş gibi okuyorsunuz... artık  ben  yazarı yalnızca anlatımı ve dili için de okuyor sayılırım... öyle  değişik bir anlatımı var ki ilk başta çok karmaşık ve anlaşılmaz geliyor hatta bir miktar zor okunuyor ama alışınca çok keyif alıyorsunuz... Burada bahsedeceğim ise yazarın son kitabı... bu kitap yazarın kendi mesleği (psikiyatrist) ile de ilgili... Bakırköy Akıl Hastanesini, doktorlarını  ve hastalarını  anlatıyor, kurguladığı bir hikaye çerçevesinde... herkesin hayatı birbirinden değişik, birbirinden dramatik, bazen hastalara  göre doktorlar...

BUKET UZUNER - Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları SU

Resim
Öncelikle şablonun ''İstanbullular'' romanıyla  aynı  olması rahatsız edici.. tekrara yol açması bir yana  ‘’İstanbullular’’ kitabına çok yakışan şablon burada hiç iyi olmamış kitabı bölüyor kesintiye uğratıyor gibi ki bu en önemsiz ayrıntı aslında...  SU kitabı bölümleri (o yukarı uzatılmış harflerle yazılan kenar süslemesi olan bölümler) tek başına bir kitap olsaymış belki güzel olabilirmiş, zaten yazar  bunu özellikle yapıyor sonradan o bölümleri ayrı kitap olarak yayınlıyor ticari bir iş yani... Gelelim hikayeye, yazar  polisiye mi yazmaya çalışmış, kamanlığı mı anlatmaya çalışmış, ülke sorunlarına ilişkin görüşlerini belirtmeye mi çalışmış bilemedim... aslında bunların hepsini birden yapmaya çalıştığı için yeteneksiz birinin yazdığı basit 10.sınıf bir polisiye olmuş, kamanlığı anlatamadığı gibi feci bir şekilde harcamış, ülkemizin günlük hal ve şeraitini anlattığı gazete haberleri gibi bir şey olmuş özetle.... bir kere  o ''aptal, be...

HARUKİ MURAKAMİ - 1Q84

Resim
Japon yazarları çok severim, tüm kitaplarını okuduğum Murakami’yi ise daha çok severim... yayımlandığı yıl hem Japonya’da hemde tüm dünyada büyük bir ilgi uyandıran son romanı Türkçe’ye çevrildiğinde zaman geçirmeksizin alıp okudum.. Öncelikle ben kitabı sevdim, çok zevkle, elimden bırakamadan okudum ve tahmin ettiğimden de kısa sürede bitti... merak unsuru çok iyi kullanılmış, biraz saçma olsa da güzel bir aşk hikayesi var, Orwell'in 1984'üne bir bağlantı yapıyor pek başaramasa da.... AMA kitap bir Murakami romanı mı?? değil!!  kitabı sanki Murakami yazmamış da biri kötü bir kopyasını yapmış gibi...  gelelim neden olmamış; Murakami'nin kitapları çok özgündür, insanı daldan dala uçurur, bazen hayalle gerçek, bazen tüm hayaller, bazen tüm gerçekler birbirine karışır neye uğradığını şaşırırsın, kitabın değil hikayesini, konu ne sorusu sorulduğunda, neyi anlattığını bile söyleyemezsin... Murakami kitabı okumak bilmediğin bir labirentte kalmak gibidir her d...