Kayıtlar

ROBERT SEETHALER - Tütüncü Çırağı

Resim
Robert Seethaler; 1966’da Viyana’da doğdu. Gözündeki bir rahatsızlıktan dolayı ilkokulu görme engellilere eğitim veren özel bir okulda okudu. Uzun yıllar dizi, sinema ve tiyatro oyunculuğu yaptı. Senarist olarak birçok defa ödül alan yazar, Ein ganzes Leben (Bütün Bir Ömür) adlı romanıyla 2016 Man Booker ödülüne aday gösterildi. Romanları Almanya’da bir milyonun üzerinde satan Robert Seethaler, yaşamını Viyana ve Berlin’de sürdürüyor. Yukarıda özgeçmişini gördüğünüz R. Seethaler'in bu romanından başka dilimize çevrilmiş 3 adet daha kitabı bulunuyor... Timaş Yayınevinden çıkan diğer kitaplar: Bütün Bir Ömür, Toprak ve Son Senfoni şeklinde... yakın zamana kadar yazardan hiç haberim yoktu, hangi kitapları alayım şeklinde yayınevlerinin sitelerini dolaşırken Tütüncü Çırağı ve Son Senfoni'yi not almışım, aynı yazara ait olduğunu sonradan fark ettim ve sırayla okumaya karar verdim... Konu; aşağıda detayını gördüğünüz ve benzerlerini çokça okuduğunuz II. Dünya Savaşı hikayelerinden...

AMIN MAALOUF - Empedokles'in Dostları

Resim
Amin Maalouf çok sevdiğim bir yazardır bu okuduğum 10. kitabı... yeni romanının yayımlandığını duyunca çok heyecanlanmıştım, konusuna bakmadan sipariş verdim ve hemen okumaya koyuldum... sonuca buraya yazarken dahi inanamıyorum, büyük hayal kırıklığı oldu... bu beklentimin yüksekliğinden kaynaklanan bir hüsran değil, kitabın çok çok zayıf olmasından ortaya çıkan bir durum... hani yazarın ismini kapatıp birine okutun, bu mu yani deyip bir kenara bırakır... değil Maalouf sıradan biri bile yazsa çok yetersiz bir roman bu... Yazarın; insanın insana ve dünyaya, güçlü ülkelerin (özellikle A.B.D.) tüm diğer ülkelere yaptığı baskıyı/kötülüğü ve ortaya çıkan durumu/kaosu açıklamak için yaptığı bir kurgu bu ama konuya soğuk savaş döneminin ve Sovyetler Birliği'nin dağıldığı dönemin argümanı nükleer savaş tehdidiyle başlaması hayal kırıklığına davetiye çıkarıyor, ayrıca konuyu A.B.D. üzerinden onların her zamanki dünyayı kurtaran  basit  filmlerine benzer anlatması da tuz biber oluy...

RANDI HUTTER EPSTEIN - Hormonların Gücü, Hayatımızdaki Hemen Her Şeyi Kontrol Eden Salgıların Tarihi

Resim
Metis Bilim serisine Hormonların Gücü ile devam ediyorum, kitabı görür görmez ilgimi çekti ve hemen aldım... hormonları ve vücudumuzdaki işlevlerini okuyacağımı düşündüm oysa hormonların (daha doğrusu Endokrinoloji'nin) tarihini anlatıyormuş, işin en komik yanı da kitabın isminde açık açık yazmasına rağmen ben onu hiç fark etmemişim... her neyse bu anlatıma da itirazım olmadı, zaten hormonları da işlevlerini de anlatıyor ama asıl konu ilk keşfedilişinden günümüze kadar ki tarihi süreç... ''Vücudunuzu, bir sürü mesajın dört bir yana iletildiği muazzam bir bilgi otoyolu gibi düşünürseniz, sinir sisteminizin de eski moda bir kontrol paneli gibi çalıştığını söyleyebiliriz. Bu sistem, sinyalleri iletmek için kaynağa ve hedefe bağlanması gereken ''kablolar'' içerir. Bir sinir hücresinin kat ettiği yolu bir uçtan diğerine takip edebilirsiniz. Hormonlar ise bambaşka bir hikayedir. Onların en olağanüstü özelliği (vücudunuzdaki diğer maddelerin tersine) sanki sihirl...

ANTHONY BURGESS - Mozart ve Deyyuslar

Resim
Yaklaşık iki yıl önce Anthony Burgess 'den Doktor Hastalandı romanını okudum ve çok hoşuma gitti, diğer kitaplarından devam etmek istedim ve 1991 yılında yazılan bu kitaba ulaştım... Kitabı açtığımda şok oldum çünkü tiyatro eserine benzer bir şekilde yazılmıştı bana uymayacağını, kolay kolay okuyamayacağımı düşünüyordum ama öyle olmadı, akıcı bir şekilde, kısa sürede okuyup bitirdim... Konu; cennette Mozart'ın ölümünün ikiyüzüncü yılının kutlama hazırlıkları ile başlıyor, bir çok önemli besteci (Beethoven, Mendelssohn, Prokofiyev, Wagner,...) ve edebiyatçılar (Stendhal, Henry James,...) hem bu kutlama, hem Mozart, hem kendileri, hem de müzik hakkında konuşuyorlar... ikinci kısımda Mozart'ın hayatından kesitler yine tiyatro eseri olarak anlatılıyor... diğer bir bölümde Mozart'ın Sol minor 40. Senfonisi 'nin edebi bir kurgu olarak anlatımını görüyoruz ki, bu kısım çok karmaşık olmasına rağmen tıpkı bir müzik eseri gibiydi ve iyi okunuyordu çok şaşırtıcı ve başarıl...

SALMAN RUSHDIE - Geceyarısı Çocukları

Resim
Bu seferki roman; Salman Rushdie 'den okuduğum 4. kitap, yazarın 1981 yılında yazdığı ikinci kitap aynı zamanda... 1947'de Hindistan'ın bağımsızlığını kazanması ile başlıyor, arada bağımsızlık öncesi günlere de gidiyor ve ülke tarihinde 1978'e kadar geçen zamanı (siyasal ve toplumsal olayları) anlatıyor... bu hikayeyi; tam bağımsızlığın ilan edildiği anda doğan, gerçeküstü özelliklere sahip Salim Sina isimli çocuğun hayatıyla bağlantılı olarak ortaya koyuyor... Hindistan-Pakistan savaşı, Batı Pakistan- Doğu Pakistan (Bangladeş) savaşı anlatılıyor ve Hindistan'daki olağanüstü hal ile roman bitiyor... tabii tüm tarihi olayları, Salim Sina'nın başından geçenlerle okuyoruz... Salim Sina'nın 10 yaşında ortaya çıkan telepatik gücü, yetişkinliğinde koku yoluyla insanları anlama ve iz sürmeye geçiş yapıyor... ayrıca geniş ailesi ve çevresindeki insanlarda çok ilginç karakterler, hepsinin üzerinden Hindistan ve Pakistan'ın o günlerdeki tarihini ve Indira Gandhi ...

HARUKİ MURAKAMİ - Dans Dans Dans

Resim
Dans Dans Dans Murakami 'den okuduğum 16. kitap, 1988'de yazılmış, birçok yerde Yaban Koyununun İzinde romanının devamı olduğu belirtiliyor... 'YK İzinde'yi 2010'da okudum, hatırladıklarım giderek azalıyor ama en az sevdiğim Murakami romanı olduğu çok net... bu seferki romanı 'YK İzinde'den daha fazla sevdiysem de yazarın tüm külliyatı içinde en alta yakın sıralarda kalmaktan kurtulamadı... Yazarın her zamanki yalnız erkek karakterinin hayatını okuyoruz, bir yandan da kapitalizm eleştirisi yapılıyor, düzenin nasıl bozulduğuna dem vuruluyor... Murakami'nin tüm kitaplarında ana karakter; müzik, kitaplar, filmlerden çokça bahseder ama bu romanda kendini aşmıştı, neredeyse her paragrafta bir müzik parçasını yazıp, 80'li yılların tüm şarkılarını kitapta geçirdi ve bana da fenalık geldi... ayrıca ilk defa bu kitapta cinsellik konusu da fazla geldi ki, öncekilerde pek fark etmediğim bir durumdu... gerçi üç tane telekızın hayatından bahsediyor belki de no...

LARS SAABYE CHRISTENSEN - Üvey Kardeş

Resim
Bu kitaba sıra geldiğinde; Norveçli yazarları seviyorum, konu güzel görünüyor , kalın bir kitap üstelik (tam istediğim gibi), içine dalıp  uzun uzun okurum ne güzel, diye düşündüm... ''ne dilediğine dikkat et, gerçekleşebilir'' diye bir laf var bilirsiniz, tam da öyle oldu... üç haftadır uğraşıyorum bitmedi bitmedi bir türlü, roman kabusum oldu resmen... hatta bu ay içinde bitirmekten umudumu kesmiştim ama azıcık hileyle (400. sayfadan sonra atlaya atlaya okudum) sonuna ulaştım nihayet... bu arada atlaya atlaya okunabiliyor hiç kopukluk olmuyor konuyu fevkalade iyi bir şekilde takip edebiliyorsunuz, çünkü hep aynı mutsuzluk anlatılıyor (hani olur da benim gibi sıkılıp bu yöntemle okumak isterseniz diye bunu da yazayım)... Yazar bu kitapla 3 tane filan ödül almış ama bana hiç uymadı, ilk sayfalardan itibaren elime her aldığımda 3-5 sayfadan fazla okuyamadım...   kısa kısa öyküler gibi yazılmıştı biraz ondan, biraz da karakterlerinin çok çok mutsuz ve arızalı haller...