STEFAN ZWEIG - JOSEPH FOUCHÉ Bir Politikacının Portresi
Yaklaşık on yıl önce, Zweig biyografilerini daha yoğun okuduğum dönemde, Joseph Fouché (1759-1820) listemdeydi ama bugüne kaldı ve 13. Zweig biyografisi (toplamda 20. Zweig kitabı) olarak okudum...
Bu kitabı bana hatırlatan son dönemde peş peşe okuduğüm Fred Vargas'ın Korku İklimi ve Lawrence Durrell'in Mountolive romanları oldu, bu durumdan da ayrıca mutlu oldum... Fransız İhtilali için Zweig'den Marie Antoinette'i okumak istemiştim ama orada Kraliçeyi anlatıyordu meğer Fransız Devrimi Joseph Fouché'deymiş, biraz gecikmeyle de olsa okuduğuma çok memnunum...
''Zamanının en güçlü, bütün zamanların en tuhaf adamlarından biri olan Joseph Fouché, yaşadığı dönemde pek az sevgiye mazhar oldu, gelecek kuşaklarca da adil değerlendirilmedi. St. Hélène Adası’ndayken Napoléon, Jakobenlerden Robespierre ve Carnot, Barras, Talleyrand – anılarında, ister kralcı ister cumhuriyetçi ya da Napoléon yanlısı olsunlar, bütün tarih yazarları, yazılarında Fouché’nin adını anar anmaz kalemlerinden ânında kan damlamaya başlar. Doğuştan hain, acınası bir entrikacı, köküne kadar sürüngen mizaçlı, aşağılık polis ruhlu, profesyonel ahlaksız – hiçbir aşağılayıcı hakaret esirgenmez ondan; ne Lamartine ne Michelet ne de Louis Blanc onun karakterinin, daha doğrusu takdire şayan derecede kararlı karaktersizliğinin ciddiyetle izini sürmeyi dener. (.......) tarih, dünyanın bir dönüm noktası içinde bütün partileri yönetmiş ve ömrü tümünden uzun olmuş, psikolojik düelloda Napoléon’u ve Robespierre’i alt etmiş bu adamı sessizce önemsiz figüranların arka sıralarına itmişti.
Sadece bir kişi bu kendine özgü figürü, kendi büyüklüğünden ötürü büyük biri olarak görmüştür; üstelik de pek hafife alınmayacak biri: Balzac. Bu seçkin ve aynı zamanda her konunun can alıcı noktasına nüfuz eden, sadece zamanın seyirlik sahnesinde kalmayıp kulislerin arkasını da görebilen kafa, Fouché’yi hiç tartışmasız yüzyılının en ilginç karakteri olarak kabul etmiştir. (.....) “Napoléon’un hiçbir zaman etkileyemediği yegâne bakan,” olarak adlandırır (.....) Bütün tahminleri isabetliydi ve inanılmaz derecede keskin bir görüşe sahipti.” Böyle diyor Balzac. Fouché’ye ilk olarak dikkatimi yönelten şey, onun bu teveccühüdür ve ben yıllardır, fırsat buldukça Balzac’ın, “insanlar üzerinde Napoléon’dan daha fazla nüfuzu olan kişi,” diye övdüğü bu adamın peşine düşmüşümdür. Lakin Fouché, yaşarken olduğu gibi, tarihte de bir arka plan figürü olarak kalmayı başarmıştır; yüzünü de kartlarını da göstermekten pek hoşlanmaz. Neredeyse her zaman olayların içinde, partilerin içinde, görevinin anonim kisvesi altında, saatin içindeki mekanizma gibi görünmez bir biçimde çalışır ve olayların kargaşası arasında, izlediği yolun en keskin dönemeçlerinde bile, uçar kaçar görüntüsü nadiren yakalanabilir. Ve daha da tuhafı! Fouché’nin uçar kaçar yakalanan bu görüntülerinin hiçbiri ilk bakışta bir diğerine benzemez. 1790’da papaz öğretmeniyken 1792’de kilise yağmacısı, 1793’te komünistken beş yıl sonra multimilyoner olan ve bir on yıl sonra da Otranto dükü olan şahsın aynı tene ve saçlara sahip aynı kişi olduğunu tasavvur etmek epey gayret gerektirir. Lakin Yeniçağ’ın bu eksiksiz Makyavelisti gösterdiği değişimlerinin çarpıcılığı ve karakteri, daha doğrusu karaktersizliği bakımından gözümde çok daha ilginç bir nitelik kazanmış, tamamen arka planda ve gizlilik içinde kalmış politik hayatı giderek daha cezbedici, kişiliği ise daha tuhaf hatta şeytanca gelmiştir. Böylece hiç beklenmedik bir biçimde, sırf ruhbilimsel bir ilgiyle, yaşadığımız dünyanın en tehlikeli entelektüel türü olan, tam olarak araştırılmamış, araştırılmayı bekleyen, oysa araştırılması çok gerekli olan diplomat biyolojisine bir katkı olarak Joseph Fouché’nin hikâyesini yazma noktasına vardım. (Syf:13-16 Stefan Zweig Önsöz 1929)''
Biraz uzun oldu ama kitabın neredeyse her satırını işaretledim, yukarıya ise sadece yazarın önsözünden bölümler ekleyebildim, Fouché'ye sinir olsam da her anlamda bir ''hayatta kalan'' olan bu Makyavelist politikacı, okunmayı ve araştırılmayı fazlasıyla hak ediyor... her zamanda her ülkede karşımıza çıkan ''Rüzgargülü'' olarak ifade edilebilecek bu tipolojideki politikacı figürü için önemli bir karakteri okumaktan çok memnunum, yine muhteşem bir Zweig biyografisiydi... çok akıcıydı, roman tadında bir biyografiydi, tarihe, politikaya, biyografiye meraklı iseniz kaçırmayın mutlaka okuyun...
Not:
Aşağıya hem Can Yayınevinin hem de Doğu Batı Yayınlarının arka kapak açıklamalarını okura daha fazla detay olsun diye ekledim.
Can Yayınlarının bu baskısında harf hataları ve ''Fouché'nin kızıl saçlı albino çocukları'' gibi yanlış bir ifadede var, çok sayıda baskı yapılan bu eserde bu hatalar düzeltilse iyi olur.
Çevirmen: Zehra Kurttekin
Özgün Adı: Joseph Fouché: Bildnis eines politischen Menschen
Sayfa Sayısı: 278
Basım Yılı: 2021(14. Baskı) 1996 (1. Baskı)
Yayınevi: Can
"Napoléon'un yüz yıl önce söylediği gibi, politika 'la fatalité moderne', 'çağdaş yazgı' haline gelmişse eğer, bizler de karşı savunma olarak bu güçlerin arkasındaki insanları, dolayısıyla onların iktidarlarının tehlikeli gizemini öğrenmeliyiz. Joseph Fouché'nin hayat hikâyesi de politik insan tipolojisine böyle bir katkı olsun."
''Rüzgârın
yönünü doğru tahmin etmek, çoğunluktan, güçlüden yana olmak,
iki taraflı oynamak ve doğru zamanda doğru tarafta olmak ve zafer
kesinleşmeden hangi tarafta yer alacağına dair son kararı
vermemek ve asla ama asla geç kalmamak… Kiliseye ait tüm
sembollerin yıkıcısı azılı bir din düşmanından, Jakoben bir
cumhuriyetçiden, Napoléon döneminde imparatorluğun polis
bakanlığına ve oradan kralcılığa, sıradan bir papazken Otranto
Dükü olmaya giden yolda Joseph Fouché’nin hareketli ve maceralı
siyaset yaşamına bu düsturlar yön verir.
Özellikle
Robespierre ve Napoléon ile olan psikolojik mücadelesinden bu
düsturlar sayesinde zaferle çıkan, Marat, Danton, Saint-Just ve
Lafayette gibi Fransız Devrimi ve sonrasının önemli politik
figürlerinin gölgesinde kalsa da her birinden daha uzun bir siyasi
yaşamı olan Fouché’nin şahsında Zweig, dünya tarihi açısından
bu belirleyici tarihsel döneme ışık tutuyor.
Aynı
zamanda, bu dedikodu ve skandal avcısı, bu söylenti yaymakta usta
ketum adamın, bu çok geniş casusluk, muhbir ve dinleme ağına
sahip, Paris’te atılan her adımdan haberdar olan polis bakanının,
Balzac’ın deyişiyle bu dahiyane politikacının portresiyle,
amaçladığı gibi, modern siyaset yapma biçimlerini ve
politikadaki insan tipolojisini anlamak ve bu tür politikacıların
ve arkalarındaki güçlerin tehlikeli sırlarını öğrenip bunlara
karşı kendimizi nasıl korumamız gerektiği konusunda da çok
değerli bir katkıda bulunmuş oluyor (Doğu Batı Yayınları)''
STEFAN ZWEIG 20 Ekim 1881’de Viyana’da doğdu. 1920-1928 yılları arasında yazdığı Üç Büyük Usta, Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar, Kendileriyle Savaşanlar büyük ses getirdi. Hayatı boyunca her tür resmi ödülü reddeden Zweig 1940 yılında bir konferans için Güney Amerika’ya gitti ve hayatını orada sürdürdü. Zweig, 23 Şubat 1942 yılında ikinci eşi Elisabeth Charlotte ile birlikte, yarattığı birçok roman kahramanı gibi savaşın neden olduğu derin bir umutsuzluk duygusuyla ölümü seçti.
harika bir post olmuş, bütün Zweig'lerinizi bir arada görebilmek zevki de muhteşem, emeğinize sağlık.
YanıtlaSilGüzel sözleriniz için çok teşekkür ederim Eylem Hanım:). Hepsini bir arada görmekten bende çok mutluyum:) Sevgiler
SilMakyavelizm biraz ilginç gelmişti bana ama ne derece uygulandı sadece fikir olarak mı kaldı bilmiyorum, okunması gereken bir kitap benim için, umarım ben de okurum bir gün
YanıtlaSilFouché tam bir makyavelist, birebir tutuyor. Zamanı geldiğinde keyifli okumalar:)
SilÇok tarzım değil gibi ama emeğine sağlık, belki okumayı denerim.
YanıtlaSilO zaman başka kitaplara:) Çok teşekkür ederim, sevgiler.
SilZweig biyografilerinde karakterin yanında dönemde çok iyi anlatılıyor. Bunda 1790'dan başlıyor, 1820'ye kadar geliyordu, Fransız İhtilali, Napoléon dönemi gibi tarihin önemli zamanlarını anlatıyordu ki çok iyiydi. Eğer tarihin bu dönemleri ilginizi çekiyorsa bir bakın. Keyifli okumalar, sevgiler.
YanıtlaSilZweig'lerin buluşma fotoğrafı süper gerçekten:)) Çok etkileyici bir kitaba benziyor, çok güzel yazmışsınız siz de, Zweig ne yazsa etkileyici olur zaten diye düşünüyorum, elinize sağlık keyifli okumalar:)
YanıtlaSilGüzel ifadeleriniz için çok teşekkür ediyorum Eren Hanım:) aynı fikirdeyim Zweig'in tüm eserleri çok başarılı, özellikle biyografilerini okuduğuma çok memnunum. Sevgiler
Silpekii bu da aklımda olsuuun :) bir de son yazıma baksan yaa :)
YanıtlaSilBaktım ya:))
Sileveet :)
Sil:))
SilBen pek biyografi türü okuyamıyorum en büyük eksikliğim bu. Sevdiğim yazarların hayatını çok merak ediyorum ama kitaplarındaki karakterleri okuyup yazarın içsel analizlerini yapmak daha çok hoşuma gidiyor bu sene biyografi türünde okumak istediğim kitaplar sanırım zweig onlardan biri değil..
YanıtlaSilBiyografi sevmiyorsanız yapacak bir şey yok. Başka kitaplara diyelim. Keyifli okumalar:)
SilKorku İklimi'ni az önce sipariş etmiş olmam peki, üzerine bu yazı.... Üzerine de Zweig sevgim. :D
YanıtlaSilKorku İklimi'nde bu kitaptaki karakterlerden birçoğuna kısa kısa değiniyor, merak ederseniz eğer bu kitap çok uygun olur. Zweig'den ilk kez biyografi okuyacaksanız eğer ''Dünün Dünyası''nı (Zweig'in otobiyografisi) öneririm. Keyifli okumalar:)
SilZweig' in başka kitaplarını okumuş ve beğenmiştim. Güzel bir anlatım olmuş. Elinize sağlık.
YanıtlaSilZweig'in tüm kitapları iyi ama biyografilerini çok daha güzel. Çok teşekkürler.
Sil